Savcı

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

SAVCI. SAVCİ

Osmanlı Hanedanı'nın ilk zamanlarında yaşamış bazı şehzade ve şahıslardandır. Kelimenin aslı ve kökeni hakkında şüphe ve tereddütlerin ifade edildiği gibi, Sâve { sava, şova ) kelimesinden türetilmiş bir sıfat şeklinde, Sâvecî (savacı, şâvaei ) olarak okunduğu da vardır ( bkz. Redhouse, Zenker, Barbier de Meynard, Şems-seddin Sâmî; El, mad. SAWD jî ). Ancak Kutadgu Bilig'de "söz, haber" anlamında kullanılan Türkçe sav ve bundan türetilmiş olup, "haber getiren, müjdeci, peygamber" anlamında geçen savcı kelimeleri, bu şahıs adının kökeni ve aslı hakkında bizi aydınlatmaktadır. Diğer taraftan sav kelimesi bu anlamda Turfan metinlerinde de geçmektedir ( bkz. V. Thomsen, Ein Blatt in törkischer Runenschrift aas Turfan SP A W, 1910, XV, 302, 4 ). Savcı kelimesi birçok Türk lehçesinde kullanıldığı gibi, örneğin şark Türkçesinde, damat tarafından geline gönderilen haberci anlamında, savcı hatun şeklinde görülür ( bkz. H. Kâzım, III, 30; Süleyman, s. 183 ).


Savcı, şahıs adı olarak, XIV. yüzyılda, Anadolu'daki Moğol aşiretlerinde de geçmektedir. Mesela Murad I'in Karamanlılar ile yaptığı savaşta Turgud kuvvetlerinin başında Savcı Ağa adında bir komutan ( bkz. Neşri, Cihân-nümâ, neşr. Teschner, Leipzig, 1951, s. 62 ) Yıldırım Bayezid devrinde de "Savcı-oğlu Ali Bey" ( bkz. Bihiştî, Tarih, British Mü-seura, nr. 7869, var. 48) görülmektedir. Osmanlı Hanedanına mensup bu isimdeki şehzadeler şunlardır: I. Savcı Bey (Saru-Yatı, Suru-Batı, Saru-Balı, Saru-Tay, Saru-Bay ), Ertuğrul Gâzî'nin küçük oğlu ve hanedanın kurucusu Osman Gâzî'nin kardeşi idi. 1288 yılında vefat etmiştir. Adı en eski kaynaklarımızda genellikle Saru-Yatı ( Âşık Paşa-zade, Neşrî, Sâdeddin) olarak geçerse de, yine XV. yüzyıl kaynaklarımızdan olan Oruç Bey tarihinde Saruntı ve Saru-Tay (neşr. Franz Babinger, Oxford nüshası, s. 6, 7 ve Cambridge nüshası, s. 82 ), Câm-ı Cem-âyîn 'de de Saru-Tay (Hasan b. Mahmüd Bayatı, nşr. Ali Emîrî, İstanbul, 1331, s. 43 ) şeklinde bulunmaktadır. Ancak gerek Oruç Bey tarihi, gerek Tâc al-tavârih bunun diğer adının da Savcı Bey olduğunu açıklamaktadırlar (Sa'd al-Din, I, s. 14; Oruç Bey, Tevârîh-i âl-i Osman, s. 6. Bkz. bir de şahıs adı olarak kullanılan Saroltu, bkz. Nemeth A Honfog-lalö Magzarsâg kialakulâsa, Budapest, 1930, s. 288 ). Babası Ertuğrul'un kabilesiyle, yerleşmek üzere, Anadolu'ya geldiği zaman, kendilerine yer göstermesi ricasıyla, Selçuklu sultanı 'Alâ' al-Din Kay-kubâd nezdine elçi gönderilmiş olmasından dolayı (bkz. Idris Bitlisi, Heşt bihişt, Topkapı yazmaları, H. nr.: 1655, 28b; Oruç Bey, gösterim yeri, s. 6; Sa'd al-Din, aynı eser, I, 14; Câm-ı Cemâyîn, gösterim yeri.), ona Savcı Bey denildiği kuvvetle muhtemeldir. Savcı Bey'in Ertuğrul Gâzî devrindeki gazalarda ve savaşlarda önemli roller oynadığı kesindir ancak kaynaklarda buna dair açık bir bilgi bulunmamaktadır. Babalarının ölümünden sonra ise, büyük kardeşi Osman Bt^/'in idaresinde Söğüt havalisindeki savaşlarla kiSAVCİ. tıldı. Aşiretin başına geçmek konusunda, büyük kardeşine karşı bir iddia ve rekabete giriştiğine de şahit olmuyoruz [ bkz. madde OSMAN ], bilakis İbn Kemâl'in de kaydettiği gibi, iki kardeşi, Gündüz Bey ve Savcı Bey, Osman Gâzî'nin hizmetine girmişlerdir (bkz. Necib Âsım-Mehmed Arif, Osmanlı tarihi, s. 572 ).


Civardaki Rum tekfurları ile yapılan mücadeleler esnasında, öncelikle 1284'te İnegöl Rum hâkimi ile gerçekleşen bir savaşta Savcı Bey'in oğlu Bay-Hoca ( Koca x şehit düştü (Heşt bihişt, 50b). Osman Gâzî'nin 70 muhariple savaşmak üzere yola çıktığını haber alan İne-Göl tekfuru, yol üzerindeki derbende pusuya yatarak kanlı bir çarpışmaya yol açmış ve bu müsademede Savcı Bey'in oğlu ve Osman Bey'in yeğeni Bay-Hoca şehit olmuştur ki, bunun, yakında bulunan Hamza-Bey köyü arazisindeki harap kervansaray civarında medfun olduğunu, örneğin Aşık Paşazade ( s. 5 ) 'den öğreniyoruz. Bu hadiseden ürken İnegöl tekfuru Osman Bey aleyhine Karaca Hisar tekfuru ile ittifak edip, Flanos adlı bir komutanın yönetiminde, Domaniç derbendine kuvvet sevk etmişti ki, daha önce bunu hesaplayan Osman Gâzî bu geçidi tutmuş ve müttefik kuvvetleriyle, geçidin ilerisinde, ikizce denilen bir yerde ( Hammer, Devlet-i Osmaniye tarihi trk, trc, I, 101'de: Erice ve eski adı ile Agrilum ) yaşanan muharebede Savcı Bey de bir çam ağacı dibinde şehit düşmüştür ( 1288 ). Bu çam ağacında sonradan halk kandil yakmağı âdet ettiği için, ağaca "kandilli çam" denildi. Savcı Bey, Söğüt'te babası Ertuğrul Gâzî'nin türbesinde defnedilmiştir. Neşri'nin bu münasebetle ilave ettiğine göre, Selçuklu sultanı Savcı Bey'in şehadetini öğrenince, Karaca Hisar'a karşı harekete geçilmesini Osman Beye bildirmiş ve bu hisarı bunun üzerine fethedilmiştir ( Cihan-nöma, s. 86 ). II. Savcı Bey'in Osman Gâzî'nin diğer bir oğlunun adı olduğunu Âlî, Kunh al-ahbâr ( V, 26 ) 'da bildirmekte ve onun kahraman bir asker olduğunu belirtmekte ise de, diğer kaynaklarımızda Osman Bey'in böyle bir oğlu olduğuna dair açık kayıtlara rastlanmamıştır. Hatta bizzat Âlî'nin diğer bir kaydı da bizi bu konuda tereddüte düşürecek mahiyettedir. ( Kunh al-ahbâr, s. 67). Sicill-i Osmânî, belki de Âlî (I> 37 ) 'ye dayanarak, Osman Gâzî'nin bu isimde bir oğlundan ve o devirde ümerâdan olup, bir muharebede şehit düştüğünden bahsediyorsa da, bunun Savcı Bey'in oğlu Bay-Hoca ile karıştırılmış olması mümkündür. Diğer taraftan, Orhan Gâzî vakfiyesinde ( bkz. Uzunçarşılı, Belleten, sayı 19) isimleri sıralanan Osman Bey'in çocukları arasında Şaycı Bey kaydedilmemiştir. Necib Âsım-Mehmed Arif (s. 596 v.d.)'in, Hayrullah Efendi tarihine (II, 12) atfen, Osman Gâzî'nin, Köprü-Hisar fethini (1302) müteakip, İlhanlı hükümdarı Gâzân Mahmûd Han'ın emrine imtisâlen ve diğer Anadolu beyliklerinin yaptığı gibi, Anadolu valisi Çoban Bey'in maiyetine bir müfreze ile gönderdiği Savcı Bey adındaki oğlundan bahsederlerse de, kaynağını bilmediğimiz bu bilgi de tereddüt ve şüphe ile karşılanırsa yeridir. Uzunçarşılı'nın, atıf yaparak, son zamanlarda yayımladığı Osmanlı hanedanı şeceresinde de ( Osmanlı tarihi, Ankara, 1961, I, 2) Savcı Bey adında Osman Gâzî'nin bir oğlu gösterilmişse de, bunu bir yanılsama olarak kabul etmek de mümkündür veya Âlî'nin ya da başka bir kaynağın kaydına dayanarak, zikredilmiş olması ihtimali mevcuttur. III. Savcı Bey ( 1364?—1385 ), Murad I'in bir oğlunun adıdır. Doğum tarihi hakkında herhangi bir kayda rastlanmadığı gibi, kardeşleri Bayezid ve Yakub Çelebi 'ler ile aynı anneden mi doğma kardeş olup olmadığı da bilinmemektedir. Ancak İdris Bitlisî Yakub Çelebi 'yi ortanca oğul ve Savcı Bey 'i de küçük oğul olarak gösterir (Heşt bihişt, Topkapı sarayı kütüphanesi, Hazîne kütüphanesi, nr. 1655, 166»; Âlî'nin Kunh al-ahbâr, V, 67 'de Savcı Bey 'i büyük oğul olarak göstermesi gerçeğe ve vakalara uymamaktadır). En büyük kardeşi Yıldırım Bayezid'in 761 ( 1360 )'de doğduğu [ bkz. madde BAYEZİD I.] ve her üç kardeşinin de birlikte 767 (1365)'de sünnet düğünlerinin Bursa'da yapıldığı ( Sa'd al-Din, I, 82 ) bilindiğine göre, Savcı Bey'in Murad I'in ilk hükümdarlık yıllarında doğmuş olması kabul edilebilir. Gerçekten Murad I., Rumeli'de yeni fetihlere çıkmadan önce, Bursa'da, Çekirge'deki cami, medrese ve imaretinin temelini atmış ve aynı zamanda üç oğlunun sünnet düğünlerini debdebeli bir şekilde, ulema ve meşayihe değerli hediyeler vermek suretiyle, icra ettirmişti. Savcı Bey hakkında eski vakayinamelerimiz ya hiç bilgi vermemekte (mesela Âşık Paşazade, Oruç Bey, Neşri ve diğerleri) ya da sadece, Savcı Bey isyanı ile ilgili olarak, çok az bilgi vermektedirler ( mesela İdris Bitlisî, Sa'd al-Din, Âlî gibi ). Diğer taraftan Savcı Bey'den bahseden Bizans kaynaklarında ise, hem bu şehzadenin adı, hem de isyanın tarihi ve yeri üzerinde Osmanlı kaynaklarından çok farklı kayıtlar bulunmaktadır.


Bu arada Franzes, Musa Çelebî adını verir. Dukas da Savuçio adını zikretmekle beraber, isyanın Gündüz ( Kunduji) tarafından yapıldığını söyler, Chalcocondyle ise, daha sıhhatli olarak, Sauz adını yazar. Keza Fr8nzes ye Dukaş bu isyan hakkında her hangi bir tft* 5* SAVCI. rih vermedikleri gibi, Chalcocondyle de bundan 1374 senesinden evvelki bir vak'a gibi bahseder ki, bu takdirde 10 yaşından küçük bir çocuğun isyanını kabul etmek icâp edecektir. Her hâlde, bu gayr-i tabiîliğin farkında olan Hammer, hâdisenin cereyanını, bu 3 Bizans tarihçisine istinaden, anlatmakla beraber, Osmanlı vekayî-nâmelerinin kaydettiği tarihi esâs tutmuş, Zinkeisen ve Babinger de buna tabî olmuşlardır ( krş. Chalcocondyle, L 'his-toire de la decadence de l'Empire grec et etablissement de celui des Tarcs, frans. trc, Paris, 1663, I, 24 v. dd.; Franzes, türk. trc. Mirmiroğlu, s. 47; Ducas, türk. trc, Mirmir-oğlu, İstanbul, 1956, s. 26; Hammer, türk. trc. I, 232, El, mad. SAWDJÎ; Zinkeisen, G O R, I, 237 v.d). Diğer ihtilaflı nokta isyan mahalli olarak Bizans tarihçilerinin Rumeli 'de şarkî Trakya bölgesini, Osmanlı tarihçilerinin ise, Bursa civarını göstermeleridir. Franzes ve Chalcocondyle, Savcı Bey 'in babası tarafından Rumeli 'deki bölgede muhafız ve kumandan bırakıldığı esnada ( Dukas böyle bir vazifeden de bahsetmiyor ), imparatorun oğlu Andronikos ile anlaştığını ve her ikisinin, babalarının tahtlarını ele geçirmek maksadı ile, isyan ettiklerini, topladıkları tarafdarları ile bulundukları mevkilere hâkim olduklarını, bu durumdan evvelâ haberdâr olan Osmanlı hükümdarının imparatoru âsîlere karşı müşterek harekete davet ettiğini, onun da oğlunu en şiddetli cezalara çarptıracağı hakkında kuvvetli vaidlerde bulunarak, tehalük ile bunu kabul eylediğini, neticede, İstanbul 'dan uzak olmayan bir yerde (Appicridium ) karargâhlarını kuran Savcı Bey ve Andronikos üzerine pâdişâhın hareket ederek, onları Dimetoka kalesine kapanmağa mecbur bıraktığını, sonra da her ikisini gözlerine mil çekmek suretiyle, cezalandırdığım bildirirler ve ayrıca Chalcocondyle hâdiseyi acıklı bir şekle bürüyerek, daha bâzı tarafgirâne tafsilât verir ki, tarihî hakikatlere ne derecede uyduğu bilinmeyen bu malûmatı, Hammer de aynen nakletmiştir ( Chalcocondyle, göst. yer; Hammer, göst. yer.). Hâdisenin bizim kaynaklarımıza göre ve içerisinde çok daha fazla gerçek payı olduğu muhakkak bulunan cereyan şekli ise, şöyledir: Murad I. 787 ( 1385 ) 'de Rumeli taraflarında yeni bir sefere çıkacağı sırada, Anadolu muhafazasına 3 oğlunu bırakmış, bunlardan Bayezid'e merkezi Kütahya olan Germeyan ili ve Hamid ili vilâyetlerin', ortanca oğlu Yâkub Çelebî 'ye Karesi ilini, küçük oğlu Savcı Bey 'e de Bursa 'yi, idare ve muhafaza etmek üzere, tevdî eylemiş idi. Âlî 'nin bu hususta, mubâlegaya kapılarak ve diğer şehzadelerden hiç bahsetmeyerek, pâdişâhın o zamanki bütün Anadolu bölgesini Savcı Bey'in „hıfz veharâsetine ısmarladığını" ve onu „vezâret nâmı ile" Bursa 'da bıraktığını söylemesi tarihî şe'niyetlere aykırı görünmektedir. Savcı Bey, hükümet merkezinde yalnız kalınca, gençlik saikası ile, her hâlde etrafındaki bâzı fesat ehli tarafından yanlış yola sevk-edilerek, istiklâl dâvasına kapılmış, bir rivayete göre, Rumeli 'yi babasına bırakıp, Anadolu 'yu kendi almak istemiş, böylece Bursa 'da Osmanlı tahtına cülus eylemiş {Heşt bihişt, var. 166; Töc al-tavârih, s. 10i; Alî, Kunh alahbür, s. 67 ) ve hazîneyi zaptedip, adamlarına dağıtmış ve kendi adına hutbe okutmuş idi. Bu haberi alan pâdişâh derhâl Edirne 'den döndü. Gelibolu 'dan geçerek, Anadolu yakasına gelince, oğlunun hareketinden haberi yokmuş gibi davranıp, Savcı Bey 'i Biga taraflarında beraberce ava çıkmağa davet ve Bursa 'dan hareketle kendisini karşılamasını emretti. Bu mealde bir menşuru alan Savcı Bey ise, asker toplayıp, savaşa hazırlandı ve Bursa 'dan kalkıp, Kite ovasında askerini harp nizâmında tertipledi.


Sultan Murad ordusu ile yaklaşınca, Nilüfer suyu kenarında oğlunun kuvvetlerinin mevzî almış olduğunu gördü. Fakat âsîler dayanamayıp, perişan oldular ve Savcı Bey de ele geçirilerek, babasının huzuruna getirildi. Kendisine yapılan nasihat ve irşâdlara karşı küstahça bir tavır takınıp, itaat ve inkiyâttan uzak olduğu ve pâdişâha karşı hoşa gitmeyen bir şekilde mukabelede bulunduğu görülünce, af ve merhametten uzak tutuldu ve evvelâ gözlerine mil çekilmek, sonra da idam edilmek sureti ile cezalandırıldı ( Heşt bihişt, var. 167 ; Tâc al-tavârih, göst. yer., Alî bu mes'e-lede tafsilât vermeyerek sâdece «tedâriki görüldü" demekle iktifa etmektedir ; Kunh alahbâr, göst. yer.). Ancak Feridun Bey Münşaât 'ındaki bir vesika, pâdişâhın Rumeli'ye hareketi sırasında, ( rebîulevvelin başları 787 =ni-san ortaları 1385) büyük şehzade Bayezid'e Edirne 'den gönderdiği nâmedeki ifâdesi, Sultan Murad 'in oğlunun hareketlerinden esasen şüphelenmekte olduğunu ve belki de, onun öteden beri bizans prensi Andronikos ile de dostluk münâsebetlerinde bulunduğunu bilerek, böyle bir isyan hareketine girişeceğini tahmin eylediğini göstermektedir. Nitekim Bayezid bu mektuba verdiği cevapta, Yâkub Bey 'in adalet dâiresinde hareket ettiğini, fakat „Savcl Bey ahvâüçün Bursa kadısı bir kâğıd gönderdiğini" bildirmek sureti ile, bu şüphe ve tahminin yerinde olduğunu te'yit etmiş idi (şevval sonları 787=1385 sonları). Pâdişâhın bu münâsebet ile Karaman-oğ'u 'na yazdığı mektupta ise. Savcı Bej 'in Bursa da „bâzı phl-j SAVCI — SÂVfi. Hi lesad ile ittifak" edip, dalâlet yoluna saptığı ve Nilüfer ırmağı kenarında yapılan savaşta da âsîlerin mağlûp ve perişan edilerek, oğlunun mahbus ve esir edildiği, sonra da göz nurundan mahrum bırakıldığı anlatılmış idi ( Feridun Bey, Munşdât al-salütin, I, 107 v.d.). Savcı Bey Bursa 'da Sultan Osman 'm türbesinde medfûndur ( Sicill-i osmânî, I, 37 ). Savcı Bey 'in ailesi ve çocuklarının kalıp-kalmadığı, kaldı ise, akıbetleri hakkında Osmanlı kaynaklarında en küçük bir kayda rastlanma maktadır. Ancak, bâzı Bizans ve garp kay naklan ve bunlara dayanan bir kısım muasır tarihçiler, onun Murad adında bir oğlundan bahsederler ki, belki de babası ile birlikte, göz lerinin kör edilmiş bulunması sebebi ile, eski kaynaklarda Caecus imperator Turcorum diye zikredildiği, evvelâ sırp despotunun yanına kaç mağa muvaffak olduğu ve despot Stefan Lazareviç'in 1411'de Mûsâ Çelebi'ye karşı yaptığı mücâdelede onu Osmanlı saltanatı nıüddeisi sı fatı ile öne sürmüş bulunduğu, Murad Bey'in bilâhare macar kiralı Sigismond 'a iltica ede rek (1429 —1432), Macaristan'da yerleşip ev lendiği, bunun da Dâvud Çelebi adında bir oğlu olduğu iddia olunmuştur. Hattâ Sigismund 'un, Osmanlılara karşı bir haçlı ittifakı kurmak is terken, elindeki bu fırsattan faydalanmağı da düşündüğü söylenir. Kör şeh-zâde Murad 'in, di ğer oğ'u Orhan Çelebi 'nin her hangi bir fa aliyeti görülmezse de, Dâvud Çelebi'nin 1448 II. Kosova muharebesinde büyük amcası Mu rad II. 'a karşı ve Hunyadi Jânos ile birlik te harp ettiği macar kaynaklarında bildi rilir. Mamafih Uzunçarşılı, yukarıda bahis ko nusu ettiğimiz Osmanlıların soy cedveiinde, Murad 'dan hiç bahsetmeyerek, Dâvud Çelebi 'yi Savcı Bey 'in oğlu olarak göstermiştir. Taf silât için bk. F. Babinger, Dâvûd Çelebi, ein Osmanischer Thronmerber des 15. Jahrhunderts [Südost-Forschungen, 1957, XVI, 297— 311 \


(M. TAYYİB GÖKBİLGİN.)