Rönesans Hükümdarı Fatih

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Fatih Sultan Mehmed'in şahsiyeti, zihniyeti ve ilmi temayülleri itibariyle de devrinin doğu ve batı hükümdarları arasında mütemayiz bir mevkiye sahip olduğu, zamanında Rönesans hareketleri ile yakından ve sıkı bir şekilde alakadar bulunduğu malumdur. Öteden beri, onun askeri ve idari sahada olduğu kadar, belki de daha fazla bu cephedeki kabiliyeti ve muvaffakiyetleri üzerinde Şark ve Garp kaynakları durmuştur. Filhakika, Fatih'in belli başlı bu iki farik vasfı bugün de tetkik edilebilecek, hangisinin daha kuvvetli olduğu noktası münakaşa olunabilecek konulardır. Yani, onun askeri sahadaki cür'et ve cesareti, ileri görüşü ve muvaffakiyetlerini tevlit eden yüksek kudreti mi, yoksa, mensup olduğu Şark medeniyetinin hudutlarını bazı noktalarda aşarak devrinin ilmi, felsefi, bedii, bir kelime ile manevi cephesini kuvvetlendirerek, imparatorluğunu bu bakımdan da muasırı medeniyetin üstüne çıkarmak hususundaki arzusu, cehid ve gayreti mi ön planda ve daha ehemmiyetle ele alınması meselesi hatıra gelmektedir.


Bu konulardan birincisi, diğerine nazaran oldukça daha aydınlanmıştır. Bu hususta Fatih'in, hem birbuçuk asırdan beri artık ihtiyaçları ve an'anesi teessüs etmiş olan Osmanlı devletinin inkişafına, terakkisine sed çeken hailleri ortadan kaldırmak, imperium'u içinde bir vahdet kurmak, hem de İslam'ın ilk devirlerinden biri "Hasreti mülük" olan bir işi tahakkuk ettirmek istemesinin başlıca amil olduğu keyfiyeti tamamen tevcih etmiş bir meseledir. Düstur-name-i Enveri, bunu şöyle,

“Çok çeriyle geldi nice padişah

Hak Teala vermedi bu fethe rah

Yapılıp devri Süleymandan berü

Çok selatin fethine vermişti ru

Cümlesi ol hasretiyle gittiler

Fethine anun vasiyet ettiler”

İfade ettiği gibi, bir yazma Tevarih-i Al-i Osman da, "... Ayet dahi gelmiştir Kelam-ı Kadimde ve Ferkan-ı azimde İslambol'un alınmasına Hak Teala buyurmuştur. Beldetün tayyibetün 857 (1453)..." diyerek fethine kudsi ve ulvi bir mahiyet vermiştir. Fatih'in ilim ve sanat hamiliği konusunda ise, bir Rönesans hükümdarı olduğu hususunda zamanının ve daha muahhar Şark ve Garp kaynaklarının hemen hemen müttefik olduğu görülmektedir.

Mesela, meşhur Bizans tarihçisi ve İstanbul'da bulunmuş, İmparator'un en kıymetli yardımcılığını yapmış ve daha sonra da Fatih'i tanımış olan Phrantzes, şu ifadelerle tanımlamıştır: "Askeri işlerde olduğu kadar sivil meselelerde de şayanı hayret bir enerjiye malik olan bu genç adam (Fatih Sultan Mehmed), eski devirlerin hakimliğini göstermiştir. Sanatkar kimseler ve alimler hakkında hususi bir teveccühü vardı. Bizzat kendisi de ilme yabancı ve lakayt değildi. Heyet ilminde hususi ve kuvvetli bir bilgi sahibi idi. Büyük İskender'in, Auguste'ün, Büyük Konstantin ve Büyük Theodosius'un tarihini okuyor, onlardan daha büyük işleri nasıl yapabileceğini ve devletini en geniş hudutlarına götürmeyi ihtirasla düşünüyordu. Bunu tahakkuk ettirmek ona nasip oldu."


Ayrıca, 1453'te Venedik elçisi Bartolomeo Marcello'nun refakatinde İstanbul'a gelerek Padişahı tanımış ve dönüşünden sonra Şark işleri hakkında hem Papa'ya izahat vermiş, hem de Napoli Kralı Alfons'a Türk meseleleri üzerinde "Informazione" isimli bir rapor (5 Nisan 1454) sunmuş olan Sagundino, Fatih'i şu müsait cümlelerle tasvir etmektedir: "Bu dinlenmek, yorulmak bilmeyen ve çok cepheli faaliyet arasında Sultan, ilim ve felsefe ile iştigal etmeye de vakit bulmaktadır. Çok alim bir Arap filozofu sarayda kalmakta ve her gün belirli bir saatte Padişahın huzuruna girerek ona seçilmiş şeyler okuma müsaadesini haiz bulunmaktadır. Bundan başka orada biri Latince, diğeri Yunanca tahsil etmiş iki tabip vardır. Bunlar Padişahın itimadına mazhar olmuş ve daima refakatinde bulunan kimselerdir. Bunlar vasıtasıyla o kadim çağ tarihini tetebbüs etmektedir. Ancak, Sultanı İsparta, Atina ve Kartaca tarihi asla tatmin etmiyor. Onun kendisine örnek addettiği büyük İskender ve Jül Sezar'dır. Bunların tarihini Türkçe'ye tercüme ettirmekte ve bunları okuyarak bundan sonsuz bir haz duymaktadır..."


Buna daha başkalarının, Fatih´i zamanında görmüş ve ona hizmet etmiş olanların ihtisas ve intibalarını ilave etmek mümkündür. Örneğin, Ancona´lı Gyriacus ile, G. M Angiolello ile olan ilişkileri, Centile Bellini´yi sarayına davet etmesi ve özellikle sarayında büyük bir kütüphane kurarak burada her türlü ilim ve kültür eserlerini toplaması, Fatih'in bu yönünü anlamak için yeterlidir. Fatih, kütüphane kurma konusundaki etkisi devrine o kadar güçlü olmuştur ki, vezirleri ve diğer dini-sosyal tesisler yapan devlet erkanı bile hükümdarlarının izinden giderek elde edebildikleri değerli eserleri bu tesislere vakfetmiş ve tahsis etmişlerdir. Bu bağlamda, örneğin Mahmut Paşa´nın İstanbul medresesindeki tesisinin yanı sıra Has kariyesi (Havas Mahmut Paşa) medresesinde kurduğu kütüphaneye de tefsir, hadis, usul-ü fıkıh, füru ve benzeri İslam iskolastiği eserlerinin yanı sıra mantık, hikmet, heyet ve tıp ilimlerine ait birçok eseri toplamıştır.


Hülasa, meşhur Alman mütefekkiri Deismann'ın ifadesiyle, "dünya tarihinde bir dönüm noktası yarattıktan sonra Şark ve Garbın kapısında, bu iki alemin kültürünü nefsinde toplayan laik bir insan, Fatih" her halükarda bir Rönesans hükümdarı olma vasfını taşımaktadır.