KARAHAN ABDULKADIR'dan 1960.10.25 Tarihli Mektup
Abdulkadir Karahan
Yalova Kaplıcaları
Termal Oteli
25 Ekim 1960
Mahrem, zata mahsustur
Muhterem ve Kıymetli Gökbilgin Ağabey;
Buraya gelmeden dört gün öncesine kadar, sizi görmeyi çok istedim.
Fakat kongre, konferans ve bilimsel incelemelerden henüz dönmemiştiniz. Gazeteler, bir iki defa sizin ve diğer bir Türk sanatkârinın konferansı ve faaliyetlerinden bahsettiler. Memnunluk ve sevinç duydum. Sizi ne kadar gönülden sevdiğimi bilirsiniz. İnsanlığınıza ve dostluğunuza yalnız hürmet hisleri taşımakla kalmam, güvenirim de.
İnşallah başarılar, sıhhat ve memnuniyetle dönmüşsünüz. Bu hürmet nameyi Cumhuriyet Bayramınızı ve saadetler temenni etmek arzusuyla yazıyorum. Memleketin her gün daha çok yücelmesini bu güzel günlerin eşiğinde dilerim. Sizi de kutlarım.
Ağabey, müsaade ederseniz, tamamıyla mahrem kalmak kaydıyla size benim hakkımda haksız ve hususi sebeplerle açılan tahkikat mevzuunda da kısaca maruzatta bulunacağım.
Bu suretle umarım ki insan ve dost kalbiniz yanlış bir karara varılması ihtimallerinin önlenmesine ve şahsi antipatilerden doğacak temayüllerin hâkimiyetine engel olmaya, diğer bir iki arkadaşla birlikte imkân bulur. Dört aya yakın tahkikat neticesinde ve benim müdafaam da alındıktan hayli sonra tahkik komisyonu raporunu yazmış ve benim mesuliyetimi gerektiren bir şey bulunmadığını -zannederim- belirterek fezlekesini tanzim, imza ve dekanlığa tevdi eylemiştir. Fezlekenin dekanlığa verildiği sabittir. Buna rağmen sayın dekanımızın bir türlü benden hoşlanmamış olmasının tesirlerinden başka şeye atfedemiyorum. Bu fezlekeden hiç söz açmadan tahkik komisyonu güya ilan etmiş gibi davranarak yönetim kuruluna ikinci bir tahkik heyeti seçtirdiğini hayret ve teessürle öğrenmiş bulunuyorum.
Bu malumatı çok hususi surette olarak ve mahrem telakki edilmesini dileyerek size arz ediyorum.
Benim size temin ederim hiçbir bakımdan suçum yoktur. Senelerce evvel ve çoğu vazifemle de alakalı olmayan bir takım basit olayları sözgelişi edip hakkımda mesuliyeti mucip imkânlar aramak vicdanen yalnız günahtır diyeceğim. Yüksek makamların her türlü kanun, teamül ve nizamları hiçe sayarak, kendilerine verilmiş rapor ve fezlekeleri bir tarafa bırakıp yeni heyetler kurarak, belki de yeni sebepler icat ederek mütemadiyen emirlerinde bulunan ilim adamlarını bi-huzur kılmaları iyi neticeler de vermez.
Ben şimdi üniversite heyet-i sıhhiye raporuyla da sabit oldu ki mutat romatizmadan başka asap bakımından harap haldeyim. Nevrasteni olmuşum. Midemde. -İnşallah değildir ya- bir ülser başlangıcı alametleri var. Dört gündür sıhhat heyetinin verdiği zaruri iki haftalık tedavideyim. Uykularım “trangilin” gibi, ilaçlar sayesinde ancak beş saattir. Birinci tahkik heyeti, hatta benim gösterdiğim onlarca şahitten çoğunu dahi dinlemeden veya dinlemeye artık lüzum görülmeyecek kadar hakkımdaki ihbar ve isnatların mesnetsizliğine kani olduğundan raporunu yazıp veriyor da sayın dekanımız bununla yetinmiyor. İlla beni mesul görmek arzusu, onu usul ve nizam dışı kararlara götürebiliyor. Şimdi siz dönünce elbette haklarımı korursunuz.
Yönetim kurulunda sizin gibi dikkatli ve haksızlığa mani olmak isteyecek arkadaşlar da elbette mevcuttur. Yönetim kurulu senatoya intikal ettirmeden bu çok lüzumsuz ve fakat sıhhatimi de bozan yakıştırmaların muktezi taayyününe mahal olmadığına karar verirse, ben sizin tensip edeceğiniz tarzda hareket ederim. Herhalde hayat ve sıhhatini Türk Kültür ve Edebiyatına vakfetmiş ve size bağlı bir arkadaşınızın hakkını korursunuz. On gün sonra döneceğim. Hanımefendiye hürmetlerimi arz ederim. Oğlunuzun gözlerinden öperim. Size de çok çok saygılar, sevgiler, bağlılıklar dilerim. Abdulkadir Karahan