Mustafa Rakim Efendi

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
21.57, 8 Ocak 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 94 numaralı sürüm ("Geçen hafta, büyük bir sanatkarımız ve yazı ustası olan hattat Kadıasker Mustafa Rakım Efendi'nin ölüm yıldönümüydü. Saygıdeğer Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki çalışma ortamında düzenlenen mütevazi tören, bu değerli sanat adamını eserleri ve kişiliğiyle anmaya yönelik bir girişimdi. Bu vesileyle, dünya genelindeki okuyuculara bu önemli sanatçımızı bir kez daha hatırlatma kararı aldık...." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Geçen hafta, büyük bir sanatkarımız ve yazı ustası olan hattat Kadıasker Mustafa Rakım Efendi'nin ölüm yıldönümüydü. Saygıdeğer Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki çalışma ortamında düzenlenen mütevazi tören, bu değerli sanat adamını eserleri ve kişiliğiyle anmaya yönelik bir girişimdi. Bu vesileyle, dünya genelindeki okuyuculara bu önemli sanatçımızı bir kez daha hatırlatma kararı aldık.


Kadıasker Mustafa Rakım Efendi, tam 128 yıl önce, 25 Mart 1826'da (15 Şaban 1241) İstanbul'da, 70 yaşında vefat etmişti (1). Ancak, onun anısını yaşatmak adına, aynı adı taşıyan ve meslektaşı olduğu bir başka sanatçısını da anmadan geçemeyiz.


Müstakimzade, Aşık Paşa Camii civarındaki Taş Mektep'te yazı öğretmeni olarak bilinen 18. yüzyıl hattatlarından Mustafa Rakım Efendi'yi tanıtmakta ve onun 28 Ocak 1788'de vefat ettiğini bildirmektedir. Padişahın beratı ile kalem ve kağıt işlerine bakan bu kişinin, diğer eserlerinin yanı sıra yaklaşık yüz adet Kuran-ı Kerim müstensihine sahip olduğunu da Müstakimzade'den öğreniyoruz.


Aslen bir Karadeniz çocuğu olan ikinci ve çok daha ünlü hattat Mustafa Rakım Efendi, Ünye'de doğdu ve Mehmet Kaptan'ın oğluydu. Çocukluğunda abisi İsmail Zühtü Efendi ile birlikte İstanbul'a gelmiş, eğitime başladığı gibi hattatlık konusunda da çalışmalara başlamıştı. Taşmektepli adının vefat ettiği dönemde on iki yaşında olduğu düşünülürse, ona kısa bir süre talebe olmuş olabileceği akla gelmektedir.


Ancak Lütfi Efendi ve Cevdet Paşa, Kadıasker Mustafa Rakım Efendi'nin öğrenim aldığı üstadlar hakkında, özellikle de ölümüyle ilgili mersiyede, bu konuda bir ilişkiden bahsetmemekte ve sadece büyük kardeşi meşhur hattat İsmail Zühtü Efendi ile Derviş Ali'nin onun hocaları olduğunu belirtmektedirler.


Kadıasker Mustafa Rakım Efendi, kariyerine güzel yazı ile başladı. Sanat yeteneği ve bu alandaki kabiliyetini iyi hocalardan aldığı derslerle geliştirebilmesi, dönemin önde gelenlerinin dikkatini çekmesine ve özel yazı dersleri vermek için birçok konak tarafından davet edilmesine neden oldu. Bu sayede yazıcı Mehmet Efendi, Reisülküttap Raşit Efendi gibi nüfuzlu ve kültürlü kişilere hizmet etti.

Abdülhamit I döneminde tanınmış olan bu sanatkar, Selim III'ün tahta çıkış töreninde onun izni ve isteğiyle resmini yaparak genç padişaha sunması, ona daha büyük bir ün kazandırdı. Oldukça yeteneksiz bulunan hal tercümesi bilgisine, ölümünden sonra yazılan mersiyede, yeni bazı detaylar ekleyerek şöyle bahsetmektedir: “Yaptığı resmi Selim Salis'i canlı sanıp: Görse Behzad-ı şehir mutlak düşerdi hayrete.”


Mustafa Rakım Efendi, hattatlığının yanı sıra ressamlığıyla da genç padişahın takdirini kazandı ve onu müderrislikle ödüllendirdi. Bu sayede Şehzade Mahmud'a yazı dersleri verme fırsatını buldu. Daha sonra sikke-i hümayun ressamlığına atanarak, Mahmut II döneminde sürekli bir başarı ve itibarla yaşadı: 1809'da İzmir Mevleviyeti, 1814'te Edirne, iki yıl sonra Mekke, 1818'de İstanbul ve nihayet 1820'de Anadolu payelerini aldıktan sonra 1823'te Anadolu Kadıaskeri oldu.


Nazımı şimdilik meçhul mersiye müellifi, Mustafa Rakım Efendi'yi ilim ve hikmette vakıf biri olarak tanıttıktan sonra, onun şair, nükteşinas, tuğrakeş ve ressam olarak nitelendirildiğini belirtir. Ancak, Mısır fethine atıfta bulunulan tarih konusunda bir belirsizlik olduğunu ifade eder. Bununla birlikte, tuğrakeşlikte yeni bir tarzın ortaya çıktığını ve Sultan Mahmud'a sikke değiştirttiğini vurgular. Mustafa Rakım Efendi'nin, sanat tarihçileri ve özellikle Prof. Süheyl Ünver'in işaret ettiği gibi, hattat Hafız Osman'dan etkilendiğini belirtir. Mersiye nazımı, Hafız Osman'ın murakka ve tomarlarını örnek alarak çeşitli zahmetlere katlandığını ifade eder. Ayrıca, Nusretiye camii ve Cihangir camii gibi önemli eserlerdeki güzel hatlarıyla millete örnek olduğunu vurgular.


Mersiye nazımı, Mustafa Rakım Efendi'nin şöhretinin İslam dünyasında yayıldığını ve her taraftan onu görmeye gelenlerin olduğunu belirtir. Ancak, ölümünden önce azalan bir şöhrete sahip olduğunu ve kısa bir süre sonra vefat ettiğini ifade eder. Kadıasker Mustafa Rakım Efendi'nin vasiyeti üzerine Karagümrük tarafında ve Zincirlikuyu civarındaki bir arsada defnedildi ve buraya daha sonra adını taşıyan bir medrese inşa edildi. Türbesindeki yazının kendi hattı olduğu söylenir. Mustafa Rakım Efendi'nin eserleri ve mümtaz şahsiyeti, Türk sanat tarihinde özel bir yerde kalacaktır.

(1) Yıldönümünü Prof. Ünver 23 mart olarak gösteriyorsa da Cevdet tarihi bunu 15
Şabanda (cilt XII. s . 141) bildirmektedir. Bu da 25 marta tesadüf etmektedir. Eğer Prof.
Ünver´in zikrettiği 14 Şaban doğru olursa 24 martta vefatı vukubulmuştur demektir. Yine
Cevdet Paşanın 70 yaşını bildirmesi de bize doğumunun da 1756 olacağı bir delil gibi
görünmektedir.