“Arşiv işlerimiz”
Abdurrahman Şeref Bey'in eski evraklar ve tarihi belgeler adlı makalesiyle arşivlerimizi tarih edebiyatımıza kazandırdığı günden bu yana tam kırk dört sene geçti. İkinci Meşrutiyeti takip eden yıllarda bir tarih encümeni kuruluyor ve milli tarih yazma görevi, bunu düzenleyen üyelere veriliyordu. Yurt içinde ve yurtdışındaki kütüphanelerde incelemeler yapılması, gerekli yerlerden belgelerin toplanması gerekliliği düşünüldüğü sırada tarihimizin en önemli ve temel kaynaklarını oluşturan arşiv belgelerinin unutulmamasına imkan yoktu. Bu sebeple, milli tarih yazma amacının ilk görevinin bu konuya odaklanmak olduğunu düşünen ve bu amaçla bir mecmua girişini düzenleyen encümen, bu konuya öncelik vermeyi doğru bulmuştu. Bu dönemde Türk belgelerinin, Osmanlı Devleti ve bu devletin egemenliği altındaki Balkan ve Orta Avrupa devletlerinin tarihi için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir kaynak olduğu iyice anlaşılmıştı. Hatta bu amaçla Macaristan Bilim Akademisi, Dr. Karácsony adında bir tarihçiyi İstanbul'a göndererek Türk belgeleri üzerinde araştırma yapmasını ve bu yolla Macaristan'da Türk hakimiyet dönemini aydınlatmasını istemişti. Abdurrahman Şeref Bey ve arkadaşlarının bu olaya elbette ki duyarsız kalması düşünülemezdi.
Hazine-i evraklarımız bugünkü adıyla "Bağevkâlet Arşivi," o zamandan beri üzerinde dikkat ve ihtimam gösterilen, atalarımızın büyük bir hassasiyetle muhafaza ettiği evrakın mahvolmaktan kurtarılması, tasnif ve tertibi için titizlikle harcanan bir konu haline geldi. Mütareke devrinde ve sonradan Cumhuriyet devrinde çeşitli yetkili ve kıymetli ilim adamlarımızın tasnif yöntemleri ve tecrübeleriyle bu alanda, günümüzde gururla andığımız, girişimler yapıldı. Ancak, meselenin tam anlamıyla ilmi ve metodlu bir şekilde ele alınması, rahmetli Saffet Arıkan'ın Milli Eğitim Bakanlığı sırasında 1937'de başladı. O zaman, Türkoloji sahasında tanınmış bir ilim adamı olan ve o sıralarda devlet arşivinin Türk vesikaları seksiyonunu yöneten Dr. Fekete Lajos Türkiye'ye çağrılarak Türk arşivi işlerinin tetkiki ve bu konuda konferanslar verip bir rapor hazırlaması istendi. Profesör Fekete'nin çalışmaları ve konferanslarından, tavsiyelerinden Türk arşivcilik alanı oldukça faydalandı. Şahsen tanıdığımız ve bir süre birlikte çalıştığımız bu kıymetli ilim adamını burada bu vesile ile rahmetle anmak vazifemizdir. Ne yazık ki, o uzun bir süre ihtisasından faydalanılmak üzere burada alıkonulamadı ve harbin çıkmasıyla da Türk devlet arşivine verilmek istenen ilmi yön unutuldu ve birçok bocalamalara, zaman kaybına sebep verildi.
Bugün, arşiv işlerimizin arzu edilen mecrada ve tempoda yürümediğini saklamaya lüksümüz yoktur. Elbette, sekiz on seneden beri bir umumi müdürlük haline getirilen arşiv müessesesinde birçok hayırlı ve neticeli çalışmalara şahit olduk. Tarihimizin önemli kaynaklarını oluşturan belgeler, defterler bir araya toplandı ve kısmen de haraptan kurtarıldı. Yıllardan beri tasnif işleri, telhis işleri, indeks yapma işleri kıymetli ve yetkili bir kadroya tevdi edilerek, muhtelif ekipler halinde çalışma faaliyeti devam etmektedir. Edebiyat Fakültesi mezunlarından çeşitli ve bu alanda uzmanlaşmış gençleri bu kadro işine almak, onların bilgi ve enerjilerinden faydalanma imkanlarını temin etmek için çaba sarf edildi; ancak, buna rağmen tatmin edilmiş olmaktan uzak bulunuyoruz.
Evvela, bu meselede prensip olarak, hareket noktasını sağlam bir şekilde tespit etmek lazımdır. Bizce, İstanbul'daki Bağvekalet Arşivi denilen ve artık sadece tarihin malı olan; bugünkü merkezi devlet dairelerindeki güncel belgelerle bir alaka ve irtibatı kalmayan, devlet merkezinin Ankara olması dolayısıyla merkezi devlet arşivi ile birleştirilemeyecek olan bu müesseseyi tamamen ilmi ve tarihi bir konu olarak ele almak, üniversitelerin ve ilim kurumlarının faaliyetlerine yardımcı ve onlarla ahenkli bir halde çalışabilmek üzerine, bünyesinde ve kuruluşunda esaslı bir değişiklik yapmak zarureti vardır. Edebiyat Fakültelerinin, kütüphaneler gibi, araştırma ve faydalanma yeri olduğuna, bu müesseseler mezunlarından ilmi sahada çalışacakların bir kısmının için de faaliyet sahası bulunduğuna göre, buraya intisap edenlerin üniversitelerle hem ilmi hem de idari bakımdan ilişki ve münaasebetlerinin devamı herhalde doğru olacaktır.
Bu gibi kişilerin ihtisaslarını ilerletmeleri, Avrupa arşivlerinde mütevazi bir müddet kalarak ilim ve metod çevrelerinden istifade etmeleri ve kendi müesseselerinde ileri adımlar yaparak dolayısıyla Türk arşivcilik ve Türk tarih ilmine faydalı olmaları, arşivin gökler açacak bir mecrada ilim, ihtisas konularını işlemeleri ne kadar arzu edilen bir gayedir. Bundan 6-7 sene evvel, rahmetli Recep Peker hükümeti zamanında arşiv işi bir bütün olarak ele alınmış ve bu konuda incelemeler yapılırarak bu alanda bir reform düşüncesi ileri sürülmüş, hatta bir teşkilat kanunu tasarısı da hazırlanmıştır. Daha sonra, bu mesele, diğer esaslar bir cepheden müzakere edilerek, İstanbul Üniversitesi tarafından tetkik konusu olmuş ve oluşturulan bir komisyon kütüphanecilik işi ile birlikte arşivcilik enstitüsü kurulması hakkında düzenlediği bir raporu ilgililere sunmuştur.
Maalesef, bu iyi niyetli teşebbüslerin sonu gelmedi ve arşiv işlerimizde gözle görülür bir ilerleme kaydedilemedi. Şimdi, bu konuyu tekrar ele aldığımız, mesele üzerine ilgililerin dikkatini bir derece daha çekmek, yeni bir teşkilat kanunu ile Büyük Millet Meclisi'ne intikal edecek bu milli ve ilmi konu üzerinde aydınlatmamızı, dikkate alınmasını ve gereğinin yapılmasını sağlamak önemlidir. Üniversitelerimizi ve ilim kurumlarımızı yakından ilgilendiren, Batı ülkelerindeki araştırma imkanlarına ve seviyesine ulaşması ile hepimizi sevindirecek olan bu müessesenin artık acil ve çabuk bir şekilde beklediğini ifade edersek, yanlış bir değerlendirme yapmış olmayız.