Rüstem Paşa

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
21.40, 8 Ocak 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 88 numaralı sürüm ("Osmanlı devletinde Veziriazamlık, hem çok yüksek hem de o nisbette sorumlu bir mevkidi. Bu yeri işgal edenler "Padişah vekili" sayıldıkları için, bütün işlerin cereyanından birinci derecede sorumlu addolunurlardı. Onun başlıca vazifesi, mührünü hamil ve mutlak vekaletini haiz bulunduğu Padişah adına onun teb´ası ve memleket hakkında doğrulukla ve gayretle çalışması idi. Böyle hareket edenler, muhitini ve umumi efkarı iy..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Osmanlı devletinde Veziriazamlık, hem çok yüksek hem de o nisbette sorumlu bir mevkidi. Bu yeri işgal edenler "Padişah vekili" sayıldıkları için, bütün işlerin cereyanından birinci derecede sorumlu addolunurlardı. Onun başlıca vazifesi, mührünü hamil ve mutlak vekaletini haiz bulunduğu Padişah adına onun teb´ası ve memleket hakkında doğrulukla ve gayretle çalışması idi.


Böyle hareket edenler, muhitini ve umumi efkarı iyi niyetle ve başarılı çalıştığına inandıranlar, hayatlarında daima takdir görürler ve ölümlerinden sonra da hayırla yadedilirlerdi. Bunun aksi vukubulduğu takdirde ise, herkesin tenkidine, şikayetine, açıktan olmasa bile, lanetine hedef olurlardı. Haklarındaki umumi kanaati, fena hareketlerini ve zararlı icraatını imzalı imzasız arzuhallerle Padişaha da bildirirlerdi.


Rüstem Paşa için de, Kanuni Sultan Süleyman'a, bir türlü şikayet arizalarının takdim edildiği ve bu suretle onun ikaz olunarak sadrazamın yolsuz işlerine bir nihayet vermesinin istendiği görülmektedir. İlk sadaret senelerinde Padişaha sunulan böyle bir ihbarnamede, Rüstem Paşanın "Veziriazam ola´danberu Sultanımın namı şerefine layık bir fiil etmeyup alemin halini mükedder.. müşevveş.. harap" ettiği söylendikten sonra Padişaha sadakat gösterip de kendisine mal ve para vermiyenlere karşı "... bizim muradımız üzre olup bize amel etmezler, amma görelüm Padişah hazretleri onlara ne fayda eder" diyerek nice "yerar ve müstakim" kimseleri ayak altına alıp türlü belalara soktuğu bildirilmişti.


Bu zatın iddiasına, daha doğrusu ihbarına göre Sadrazam, kendisine mal ve para verenleri, kendi adamlarını Padişaha kabiliyetli ve doğru kimseler olarak tanıtmakta, "ileru götürüp ala mertebelere" geçirmekte idi.


Bunlardan bir misal olarak evvelce Selanik kadısı, bilahare Arap ve Acem defterdarı olan Bayram Çelebi zikredilmektedir: Bu zat Selanik gibi büyük bir merkezde - ki muhbir, burayı iki kadılık miktarı vilayet olarak tavsif etmektedir - hem kadı hem de nazır bulunuyordu. Bilindiği gibi, XVI. asırda, bölgesi dahilinde madenler veya mukataalar geliri gibi hazineye ait varidat kaynakları bulunan yerlerde kadılar aynı zamanda "Maadin Nazırı, Mukataat Nazırı" olabiliyorlardı (1). Fakat, Bayram Çelebi, Rüstem Paşa'ya istinatla ve vazifesini de kötüye kullanarak "vilayetin altını üstüne getirip yakıp viran" eylemişti. Bu cümleden olmak üzere, bu civardaki madenlerin birçoğunu, idaresizlik veya zulüm yüzünden, işlemez hale getirmiş, Sidrakapsi madeninde bazı yerlerde yüz dirhem gümüşten yarısı altın, bazılarında ise yüz dirhem gümüşten oniki dirhem altın hasıl olduğu halde, hazineye bunun dört dirhemini vererek geri kalanını gizlemiş ve böylece devlet hazinesini zarara sokmuştu.


Öyle görünüyor ki, Selanik kadısı, sakladığı veya suiistimal ettiği paranın mühim bir kısmını Sadrazama, kethüdalarına göndermiş, onlara yedirmiş, fakat bunun karşılığında Padişaha "yarar ve müstakim" olduğu arzedilerek defterdarlığa nail olmuştu.


Divan-ı Hümayun işlerine yabancı olmadığı ve seferlere de iştirak ettiği anlaşılan muhbirin, Bayram Çelebi'nin kariyerinde nasıl yükseldiğini tespit etmesi ve bu konuda bilgi vermesi dikkat çekicidir: Rüstem Paşa, tarihlerimizde "İstabur seferi" olarak anılan 1541 Budin seferine ikinci vezir olarak katılmış, Sadrazam Hadım Süleyman Paşa ise, görünüşte devletin şark hudutlarını İranlılara karşı muhafaza amacıyla, aslında Şehzade Mustafa'nın hareketlerini kontrol etmek üzere Anadolu'da kalmıştır. İşte bu sefer sırasında, ordunun Sofya'ya ulaştığı bir noktada, Bayram Çelebi zeki bir adam olarak Rüstem Paşa'ya yaklaşmanın bir yolunu bulmuş, ona iki yük nakit akçe getirip verdiği gibi, birçok hediyelerle birlikte, 90 bin akçeye satın aldığı yirmi hanelik bir köyün mülkiyetini de sunmuştur. Ayrıca, Rüstem Paşa'ya 9 bin baş koyun, 700 baş kara sığır, 400 baş su sığırı da çobanlarıyla birlikte vermiştir.


Bu ve buna benzer rüşvetler, iddiaya göre, baş defterdarlık görevini elde etmek içindi. Ancak, Rüstem Paşa defaten bunu başaramamış ve ilk aşamada Bayram Çelebi'yi Arap ve Acem defterdarlığına tayin etmiş, yani Suriye bölgelerinin mali işlerini idare etmekle görevlendirmiştir. Bu zata o kadar güvenilmiştir ki, o dönemin kanunlarına ve teamülüne göre sık sık icap eden teftiş iki sene geçmesine rağmen yapılmamış, "muhasebesi görülüp okunmamıştı."


O dönemde Bosna Beylerbeyliği'nde ünlü bir komutan olan Ulama Paşa, Teke isyanından sonra Şahkulu olayında Bayezid II döneminde İran'a kaçmış ve Safevilerin hizmetine girmişti. Azerbaycan valiliğine kadar yükseldikten sonra 1532'de eski vatanına geri dönerek Osmanlı hükümetine sığınmıştı. Bu kudretli ve liyakatli Türk komutanı, Doğu seferlerinde başarılar elde etmiş, bir süre Van Beylerbeyliği yapmış ve ardından Avusturya harpleri başladığında Bosna'nın idaresine getirilmişti.


Ulama Paşa, Bosna Beylerbeyi olarak görev yaparken, Padişah'a bir miktar gulam göndermiş ve aynı zamanda Rüstem Paşa'ya da yirmi beş gulam sunmuştu. Ancak Rüstem Paşa, bunları kabul etmeyip bedellerini istemiş, her biri için ikişer bin akçe kıymet belirleyerek toplamda 50 bin akçe talep etmişti. Hatta bu yetmemiş gibi kumaş bahanesiyle 30 bin akçe daha almıştı.


İşte bu ilginç örnekleri sunan, "Eğer Veziriazam'ın uyguladığı zulüm ve haksızlıklar sorulsaydı, ifşa etmek mümkün olmazdı" diyen şikayet sahibi, Kanuni Sultan Süleyman'a şu soruyu yönlendiriyor: "Şimdi, bu tür zulüm Veziriazam olan kişiye, Allah korusun, adaletli ve doğru bir kişi olana kadar güvenilip Veziriazam yapılarak ülkenin durumunu düzenlemişsiniz. Rüstem Paşa, uzun bir süre bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalmış; ancak eşi ile Haseki Sultan'ın ve onların Padişah nezdindeki nüfuzları sayesinde Şehzade Mustafa olayına kadar pozisyonunu koruyabilmiştir. Ancak, onun devri ve icraatını değerlendirirken birçok yolsuzluğunun ve o dönemin anlayışına göre ortaya koyduğu yeniliklerin yanı sıra, bazı olumlu ve devletin çıkarlarına uygun karar ve eylemleri de bulunmaktadır. Bu konularda daha fazla açıklama yapma niyetinde olduğumuz ve bu hususları göz ardı etmemek için tarafsız bir şekilde hüküm vermek gerektiği konularına başka bir yazıda değineceğiz."

 (1) Tafsilat için bak: Tayyib Gökbilgin XVI. asırda mukataa ve iltizam işlerinde kadılık
müessesesinin rolü, IV. Türk Tarih Kongresi zabıtları, Ankara 1952, S. 433-444