“Pedro De Urdemalas’ın Esir Düştüğü Deniz Harbi”
Pedro de Urdemalas'ın sergüzeşti, hatırlara, hiç şüphesiz o devirde Akdeniz'deki Türk hakimiyetini yansıtmaktadır. Osmanlı Devleti'nin bütün inisyatifleri elinde bulundurduğu ve birçok cephede aynı zamanda harekete geçebildiği bu devrin karakteristik özelliği, özellikle askeri hareketlerin diplomatik faaliyetlerle iç içe geçmiş bir şekilde olmasıdır. Bu durum, bütün Avrupa için olduğu gibi Yakın Doğu ve Osmanlı İmparatorluğu'nu ilgilendiren meseleler ve sahalar hakkında da geçerli ve önemlidir. Ancak menşeleri ve mahiyetleri çok farklı olmalarına rağmen, şarkta ve garpta cereyan eden hadiseler genellikle birbirleriyle ilgili ve etkileşim içindedir, birbirlerini etkilerler.
XVI. yüzyılın ortalarında Avrupa, başlıca iki problemle karşı karşıyadır ve bu problemlerin çözümünü beklemektedir: Birincisi, reform hareketlerinin doğurduğu krizin, çeşitli ülkelerde ortaya çıkardığı durumların belirmesi ve kesin bir şekil alması; diğeri ise, üstünlük ve nüfuz faaliyeti sağlamak için çaba gösteren tarafların, hükümdar hanedanlarının kısa veya uzun süren mücadelelerden sonra bir denge kurmaya çalışmalarıdır.
Osmanlı Devleti, bu dönemde başlıca iki mesele ile meşguldür: Birincisi, asrın birinci yarısında gerçekleştirdiği geniş fetihlerin, kendi bünyesi içinde entegrasyonunu sağlamak ve her tarafta durumu istikrarlı hale getirmeye çalışmak; diğeri ise, Akdeniz'de Barbaros ile başlatılan Osmanlı hegemonyasını ve gelişimini güçlendirmek ve bu alanda tartışmasız bir hakimiyet kurmaktır. Avrupa, bir yandan doğu ve Müslüman alemleriyle çeşitli şekillerde mücadele ederken, diğer yandan kendi içindeki meseleleri, savaş veya barış yoluyla çözmeye çalışıyor ve bu süreçte önemli bir denge unsurunu "Büyük Türk" olarak görmek istiyordu. Osmanlı Devleti ise, açılan fetih yolu üzerinde, sürekli ve sürekli zaferleri içinde, nefsine hakim olmanın ve kendi güveninin bir sembolüdür. Kendisine, Rafıziler ve asi saydığı Müslüman alemleri ile veya batı sınırlarındaki düşmanlarla yürüttüğü mücadelede, şarkın hakimi olarak kabul edilen "Büyük Türk" ise bir kale olarak durmaktadır. Osmanlı Devleti, henüz Akdeniz'de karşılaştığı kalıcı ve deneyimli düşmanlarıyla, "Mesihi Milletler"den biri ile bu alanda ve bu konuda işbirliğini faydalı bulmaktadır.
İşte, Barbaros ile başlayan Akdeniz'de Osmanlı - Fransız işbirliği, böyle bir ihtiyaç ve zaruretlerin tabii bir sonucudur. Osmanlı donanması, çoğunlukla İspanyol ve imparatorluk donanmaları, bazen de Papalık, Malta ve hatta Venedik filolarının birleşimiyle büyük bir güç oluşturan müttefik donanmasıyla başa çıkma durumundadır. Dolayısıyla, bu denizde, önemsiz de olsa bir güce sahip olan ve yukarıdakilerle zaman zaman düşman olan Fransa ile ortak hareket etmek, bu devlet için gerekli ve faydalıdır.
Urdemalas'ın Osmanlı donanmasına esir düştüğü sırada böyle bir durum mevcuttur. Ünlü denizci Barbaros Hayreddin'in 1546'da gerçekleşen ölümünden sonra, onun yerine Kaptan-ı Deryalık görevine kısa bir süre için Sokullu Mehmet Paşa, onun Rumeli beylerbeyliğine atanmasından sonra da Sinan Paşa getirilmişti. Bu dönem, İspanyol'un esir düşmesi olan 1552 yılına rastlamaktadır. Müverrih Ali'nin ifadesine göre, Sinan Paşa, "gazap, tecebbür ve tehevvürle mayup... kaptanken melah rüzgarının tabutuna - kefenden yelken açtırıp fena ummanına saldırdı" şeklinde tasvir edilmiştir. Sinan Paşa, Sadrazam Rüstem Paşa'nın kardeşi olup, Hersek sancak beyliğinden bu göreve atanmıştı. 959 (1552) yılında 120 parça kadırga ile deniz seferine çıkma görevini üstlenmiştir.
O sırada, Kanuni Sultan Süleyman, Trablusgarb'ın fethini, birçok sebep ile ön planda tutmuş ve deniz harplerine vakıf, muktedir bir şahsiyet olan Turgut Reis'in donanmayı yönetmesini sağlamak için Sinan Paşa ile işbirliği yapmasını istemiş ve bu görevi ikisi arasında paylaştırmıştı. Hatta Trablusgarb'ın fethi başarılı olursa, valilik (Beylerbeyliği) görevinin ömür boyu Turgut Reis'e verileceği Padişah tarafından taahhüt edilmişti. Sefer başarıyla gerçekleştirildi ve Kuzey Afrika'nın bu bölgesi Beni Hafs hanedanından alındı. Ancak, Sinan Paşa, Sadrazamın kendisi hakkında kuşku duyduğu ve Turgut Bey'e bölgenin yönetimini vermediği bir durumda Beylerbeyliğe hadım Murat Ağa'yı atadı. Ancak, Sinan Paşa'nın vefatından sonra (1554), Turgut Reis bu eyaletin idaresine atanmış ve şahadetine (1565) kadar on bir yıl bu görevde kalmıştır.
1552'de gerçekleşen bu fetih ve özellikle Urdemalas'ın esir düştüğü deniz muharebesi hakkında ne Katip Çelebi (2) ne de kroniklerimiz önemli bilgiler veya detaylar sunmamaktadırlar. Ancak, Turgut Reis'in bu olaydan sonra 1553 ve 1554 yıllarında İtalya ve İspanya kıyılarını dolaştığı bir dönemde, Fransa kralının İstanbul'daki elçisi D'Aramon aracılığıyla donanma gönderilmesi talebi üzerine, padişahın emriyle hareket ettiği ve Kanuni Sultan Süleyman'ın, şark seferinde olduğu bu sırada Tercan sahrasından Gelibolu Sancak beyi ve yeni Kaptan-ı Derya Piyale Paşa'ya "Kulum Turgut, deryanın cümle ahvali ve umuruna vakıftır, anınla müşavere etmeyip hüsnü zindegani ve kemali ittihat edip yekdil ve yek cihet olup, envai mesaii cemile zuhura getüresüz" dediği bilinmektedir. Bu seferlerde bazı kalelerin ele geçirildiği ve birçok esirin alındığı bilinmektedir, ancak Urdemalas'ın esir düştüğü deniz muharebesi olmadığını belirtmek gerekir.
Bu konuda aydınlatıcı bir belge, Venedik'teki Fransız elçisi M. de Selve tarafından Fransa Kralı Henri II'ye 25 Ağustos 1552 tarihinde Venedik'ten yazılan bir mektuptur. Elçi, Erdilde Tumuşvar kalesinin Vezirisani Ahmet Paşa kuvvetleri tarafından ele geçirildiği haberinin alındığını Venedik senatosuna ilettiği bu mektubunda, Türk donanmasının Prens Doria'nın yedi gemisini ele geçirdiği, bu gemilere Trente kardinalinin kardeşi ve kaptan Nicolo Madruccio'nun oğlu Madruccio'nun komuta ettiği, bu gemilerin Napoli krallığına yardım için getirilen ve karaya çıkarılmak istenen 700 İspanyolun hamil olduğu bilgisini aktarmaktadır (3). Bu bilgilere göre, Urdemalas'ın esir düştüğü muhtemel olaylar arasında yer alabilir. O'nun sergüzeşti hakkında vereceği detaylar, bu dönem deniz seferleri hakkında oldukça ilginç bilgiler sunabilir.
(1) Künhül-ahbar, basılmamış kısımlar (2) Tuhfetül kibar bi Esfarül Bihar, meşhur deniz seferleri eseri. (3) E. Charriére, Négoelations de la France dans le Levant, II. s. 225.