"Umumi Türk Tarih Meseleleri"

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
21.25, 8 Ocak 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 84 numaralı sürüm ("Tarih biliminin ve öğretisinin geçen yüzyıldan bu yana her ülkede önemli bir konu olarak ele alındığı doğrudur. Bu, bir yandan toplumun ve milletin faaliyetlerini genel bir gelişim süreci içinde değerlendirerek insanlık hayatını canlandırdığı, diğer yandan da millet ve toplum bilincinin ahlaki bir şuur olarak sürekli vurgulanmasından kaynaklanır. Milli birlik duygusunun, vatanseverliğin temel faktör olduğu düşünüldüğ..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Tarih biliminin ve öğretisinin geçen yüzyıldan bu yana her ülkede önemli bir konu olarak ele alındığı doğrudur. Bu, bir yandan toplumun ve milletin faaliyetlerini genel bir gelişim süreci içinde değerlendirerek insanlık hayatını canlandırdığı, diğer yandan da millet ve toplum bilincinin ahlaki bir şuur olarak sürekli vurgulanmasından kaynaklanır. Milli birlik duygusunun, vatanseverliğin temel faktör olduğu düşünüldüğünde, tarih biliminin üstün bir değer ve önem taşıması kaçınılmazdır. Ancak, tarih anlayışı ve metodolojisi her dönemde ve her yerde derin ve temel değişikliklere uğramıştır.


İlk çağlardan itibaren çeşitli türlerde tarih eserleri yazılmış; anlatıcı, öğretici ve araştırmacı türdeki eserler ortaya çıkmıştır. Tarihi olaylar, her dönemin veya toplumun şartlarına ve ihtiyaçlarına göre farklı bakış açılarıyla - teokratik, materyalist, pozitivist vb. - ele alınmış ve işlenmiştir. Tarih felsefesi yapan ve yaygınlaştıran düşünürler, geçmiş yüzyıllarda bu görüşleri tarih yazımında ve eğitiminde tartıştıkları gibi, bu konular günümüzde de 20. yüzyılın ortalarında, bilim dünyasında ve ilgili kişiler arasında hâlâ konuşulan, yeni kararlar alınan ve bazen farklı tarih anlayışlarına göre kitaplar hazırlanan konular olarak devam etmektedir.


Profesör Zeki Velidi Togan'ın "Umumi Türk Tarihine Giriş" adlı eseri ve Profesör Fındıkoğlu'nun bu eserle ilgili düşünce ve temennileri, tarih alanında yapılan önemli bir yayın olarak değerlendirilmiş ve bu durum, tarih çalışmalarının sonuçlarını görmek açısından memnuniyetle karşılanmıştır. Ayrıca, bu tür eserlerin memleketin tarih bilincini canlı ve sürekli bir şekilde tartışmaya açık tutma, ilmi çalışmaları teşvik etme ve tarih konusunda belirli bir yönlendirme ve amacı net bir şekilde belirleme açısından önemli olduğu ifade edilmiştir.


Bu eser ve benzeri yayınlar, tarih alanında ilerleme kaydetmek, geçmişi anlamak ve geleceğe yönelik stratejiler geliştirmek için kritik bir rol oynayabilir. Tarih konusundaki istikamet ve hedeflerin belirlenmesi, ilgili çalışmaların daha etkili ve odaklı bir şekilde yapılmasına olanak tanır. Bu, tarihi bir bilim olarak daha fazla katkı sağlama ve toplumun tarih bilincini güçlendirme amacını taşır.


Profesör Zeki Velidi'nin eserinin mukaddimesinde belirttiği gibi, Türkiye'deki tarih çalışmalarında bazı eksiklikler bulunmaktadır ve bu eksiklikleri tamamlamak, milli tarih sentezi oluşturmak, analitik mesainin artırılması ve tarihi daha derinlemesine inceleyen eserlerin ortaya çıkması için çaba sarf etmek önemlidir. Avrupa milletleri, tarihlerini geniş bir materyal üzerinden analitik bir şekilde çalışarak anlamış ve bu alanda ilerleme kaydetmişlerdir. Türkiye'de ise bu alanda henüz yapılmış çok eksiklikler vardır ve bu eksikliklerin giderilmesi için çalışmalara devam edilmelidir.


Üniversiteler, Türk Tarih Kurumu ve diğer ilgili akademik kurumlar arasında daha fazla işbirliği ve koordinasyon sağlanması, tarih konusundaki araştırmaların daha etkili ve verimli bir şekilde yapılmasını sağlayabilir. Profesör Zeki Velidi'nin değindiği gibi, Türk tarihine dair yapılan yayınlar ve neşriyatlar bu alandaki ilerlemeyi göstermektedir, ancak daha fazla çaba sarf edilmesi ve planlı bir şekilde çalışılması gerekmektedir.


Bu bağlamda, Türk tarih çalışmalarını daha da güçlendirmek ve geliştirmek için planlama, işbirliği ve koordinasyonun artırılması önemlidir. Bu çerçevede, ilgili akademik kurumların birbirleriyle ve ilmi araştırmalarda görev alan bireyler arasında mesai ortaklığının temin edilmesi, Türk tarihi konusundaki çalışmaların daha etkili ve kapsamlı hale gelmesine katkı sağlayabilir.


Profesör Zeki Velidi'nin eserinin, Türk tarihini geniş bir perspektifte ve modern bir metodolojiyle ele aldığı ve tasnif ettiği belirtiliyor. Osmanlı tarihinde olduğu gibi genel Türk tarihinde de, batı metodolojisinin yanı sıra hem milli bir bakış açısını vurgulayan hem de objektif ve tarafsız bir tutumu sağlayan sentez eserlere büyük bir ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.


Avrupa tarihçilerinin Türk tarihine dair eserlerinde objektif bir bakış açısına sahip olamadıkları, genellikle genel Türk tarihindeki gelişmeleri yeterince göz önüne almadıkları ve bazen önyargılı görüşler ileri sürdükleri ifade ediliyor. Bu nedenle, Türk tarihine dair gerçekleri ortaya koymak ve genel Türk tarihini insanlık tarihi içindeki yerini doğru bir şekilde belirlemek önemli bir görev olarak görülüyor.


Profesör Zeki Velidi'nin eseri, Türk medeniyet tarihini güçlü delillerle ortaya koyduğu için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Yazarın, bu büyük çalışmanın başarılması için geniş bir işbirliğine ihtiyaç duyduğunu belirttiği ve üniversitedeki derslerini bu eserle ilişkilendirerek mütevazı bir başlık altında neşrettiği ifade ediliyor. Eserde, Türk tarihine dair çeşitli konuların farklı açılardan ele alındığı ve bu konuların teorik bir çerçevede özetlendiği belirtiliyor.


Profesör Zeki Velidi'nin eserinin birinci cildi, Türk tarihini XVI. yüzyıla kadar olan ana hatlarıyla ele almış ve ikinci cildi "Giriş" adını taşıyarak XVII. yüzyıldan sonraki dönemi kapsamak üzere tasarlanmıştır. Bu iki cilt, "tarih araştırmaları serisi"nin ilk iki sayısını oluşturacak, metodolojiye ait bilgilerin yer aldığı birinci sayı ile Türk illerinin tarih ve coğrafyasına dair konuların ele alınacağı üçüncü sayı ile birlikte.


Ayrıca, müellifin genel Türk tarihi hakkında dokuz ciltlik müstakil bir eser hazırladığı ifade ediliyor. Profesörün, böyle bir kapsamlı eserin hazırlanması için geniş bir işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtmesine rağmen, son yıllarda yaptığı ciddi hazırlıkların, kendisine bu büyük girişime cesaret ve imkan sağladığı ifade ediliyor. Bu durum, Türk tarih ilmi için büyük bir müjde olarak değerlendiriliyor.


Profesör Zeki Velidi Togan, Türk tarihini bir bütün olarak ele alan ve Türk milletinin zaman ve mekan kavramları içindeki tarihsel gelişimini adım adım inceleyen bir görüşe sahip olarak bilinmektedir. Ancak, girişin birinci cildinde yaptığı tasnifte, diğer saygın Türk alimleri olan Profesör Fuat Köprülü ve Profesör Mükrimin Halil Yananç'tan farklı bir yaklaşım sergilediği görülmektedir. Profesör Köprülü, Türkiye tarihini sadece Anadolu istilasına kadar olan genel Türk tarihini ele alırken, Profesör Yananç ise Türkiye tarihini sadece Selçuklular ve Osmanlılar dönemine odaklanmıştır.


Buna karşın Profesör Togan, kitabının "Ön Asya'da Yeni Türk Vatanının Kurulması" başlığı altında topladığı dördüncü bölümde Selçukluların yanı sıra İlhanlıları ve Moğollar devrinde Azerbaycan'ı incelemekte, "Akdenizle Karadenize Hakim Büyük Türk Devletinin Kuruluşu" başlığı altındaki beşinci bölümde ise Osmanlıları ve bu devletle ilişkili Coçi Ulusu'nun batı kısmını ve Azerbaycan'ı anlatmaktadır. Bu şekilde müellif, tamamen orijinal ve mantıklı bir tasnif yapmıştır. Bu tasnifin, ilmi çevrelerde ve farklı eğitim seviyelerindeki tarih öğretiminde temel oluşturup oluşturamayacağı konusu münakaşa edilebilir.


Her alimin, sentez tarih eserine istediği şekil ve tasnifi vermesi tabii ve mutat bir usul ise de, bu kabil eserlerin noksan ve an`anenin henüz teessüs etmediği bizde, Osmanlı tarihinde olduğu gibi bu sahada da, bazı kriterlere ihtiyaç bulunduğu zaman zaman hissedilmektedir. Bu itibarla, bize göre, sayın Profesör Togan'ın mukaddimesinde üzerinde ehemmiyetle durduğu “mesai ortaklığı temini” işine, neşrine hazırladığı Umumi Türk Tarihi serisinin cilt ve bölümlerin tasnifiyle başlaması daha doğru olur ve umumi kabule mazhar olmuş bir tasnifin, şu veya bu türlü tedrisatta bir temel ve esas olma vasfını kazandığı gibi, aynı zamanda, memleketimiz tarihciliğinde, tek başına bile, bir tekamül sayılabilir.


Buna şu bakımdan da ihtiyaç görüyoruz: Sayın hocamız, bazı has isimlerin okunuşunda öteden beri kendine has bir yol tutmakta ve bunların bizce me`nüs şekillerini pek nazarı itibara almamaktadır. Beş sene evvel bir arkadaşım (Şerif Baştav, Sabir Türkleri, Belleten 17 - 18), İbni Fuzela'nın neşri münasebetile, o eserdeki bazı lisanı izah ve kanaatleri acele verilmiş hükümler olarak kabul etmiş ve tenkidler yapmıştı. Ben buna tamamen iştirak etmemekle beraber “Giriş”te de Cengiz ve Timur gibi isimlerin bile Çengiz (arkadaşım Doçent Dr. Osman Turana göre bunun Çingiz olması lazımdır: Bak Belleten 19) ve Temur olarak yazıldığını görünce, bu kabil filolojik esaslar hakkında da müşterek bir hareket hattı tutulmasını temenni etmekten kendimi alamadım.


Maamafih, bu ve buna benzer ilişilecek ufak tefek eksiklere rağmen - ki burada bunlara temas etmeye imkan yoktur - “Giriş” mükemmel, çok etraflı bir tetkik mahsulü, bilhassa milli tarih şuurunu kuvvetlendirme bakımından da örnek bir eserdir. Profesörün, vadettiği diğer eserlerini, iki seneden beri uzak kaldığı kürsüsüne, talebe ve arkadaşları arasına bir an önce dönmüş olarak, sabırsızlıkla bekliyor, fakültemizin bu kıymetli Türk tarihçisinden daha fazla mahrum kalmamasını - Profesör Fındıkoğlu gibi biz de - temenni ediyoruz.