“Türk Meşhurları Ansiklopedisinin Neşri Münasebetiyle”

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
21.15, 8 Ocak 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 82 numaralı sürüm ("Memleketimizde son senelerde karşılaşılan ve her halde büyük bir ihtiyaca cevap veren Ansiklopedilere son aylarda Türk Meşhurlar Ansiklopedisi de katıldı. Geniş bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini gördüğümüz ve Türk irfanına büyük bir derecede hizmetlerini umduğumuz bu teşebbüsün de dilerim arkadaşlar gibi muvaffak olmasını temenni ederken bir iki nokta üzerinde durmak ve gönderilen bazı yanlışları işaret etmek istiyor..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Memleketimizde son senelerde karşılaşılan ve her halde büyük bir ihtiyaca cevap veren Ansiklopedilere son aylarda Türk Meşhurlar Ansiklopedisi de katıldı. Geniş bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini gördüğümüz ve Türk irfanına büyük bir derecede hizmetlerini umduğumuz bu teşebbüsün de dilerim arkadaşlar gibi muvaffak olmasını temenni ederken bir iki nokta üzerinde durmak ve gönderilen bazı yanlışları işaret etmek istiyoruz. Ta ki eser gittikçe mükemmelleşsin ve acele ile yapılan hatalar, daha büyük bir dikkat ve titizlikle göstermekle, önüne geçilebilsin. Evvela günü kaydedelim ki, eski ve yeni Türk meşhurlarını bir arada göstermek bakımından, bu Ansiklopedi takdire değer bir teşebbüs ve muhakkak ki faydalıdır. Ansiklopediye dercedilen ve edilmeyen, gerek tarihi gerekse muasır şahsiyetler üzerinde veya bunlara ait verilen malumatın azılı ve göklüğü hakkında münakaşa ve tenkitler yapabilirse de, nihayet bunu, sayın müttefikisinin şahsi takdir ve imkanlarına bırakabilir ve bu şekilde de kendimizi tatmin edilmiş sayabiliriz. Ancak verilen malumat ve yönlendirilen hükümlerde sık sık yanlışlara tesadüf edildiği ve daha evvel bu yolda yapılmış ciddi negriyatı layıkıyla ile faydalanılmadığı, bilakis birçok dikkatsizlik ve saflıklar yapıldığı görüldüğü içindir ki bunlara temas etmek zaruretini duyduk. Bu yönlerden dikkatimizi çeken birkaç misal kaydetmeyi, başka mülâhazalara girmeden bile, kendimizi daha dikkatli ve ciddi negriyat yapmaya teşvik etmek mecburiyetinde bulunduğumuzu belirtmek bakımından, lüzumlu bulduk. Bizi bu yolda tenkide sevk eden sebeplerin iyi anlaşılacağından ve hoş görüleceğinden eminiz.

  1. - Zembilli Ali Efendi'nin kadılıklarda bulunduğu yazılmıştır. Halbuki o, hiçbir zaman kadılık yapmamıştır. Yavuz Sultan Selim kendisine Rumeli ve Anadolu kazaskerliklerini tevcih etmek istediği vakit Hakem Tâli kelimesini telaffuz etmemek üzere Allah'la ahdi olduğunu ileri sürüp bu teklifi kabul etmemiştir.
  2. - Çelebizade Asım Efendi, Hekimbâşı Ömer Efendi'nin damadıdır. Ömer Efendi de Şeyhülislam Ebû İshak İsmail Efendi'nin damadıdır. İsmail Efendi'nin vefatı 1137'de, Asım Efendi'nin ilk kadılığı ise 1145'te olduğına göre Asım Efendi'nin İsmail Efendi sayesinde süratle kadılıklarda ilerlediği iddiası yanlıştır. Asım Efendi, hem müderrislikte hem kadılıkla gayet süratli terfi etmiş bir zattır. Müderrislikte 25 sene kalmış, kadılık esnasında ise 16 senede dört memuriyet vermiştir. Mazalik zamanları uzundur. Diğer taraftan Asım Efendi, fiilen Rumeli kazaskerliğinde bulunmamıştır. Ancak Rumeli kazaskerliği payesini ihraz etmiştir. Keza Asım Efendi'nin matbu divanında Arapça girişler yoktur. Türkçe ve birkaç tane de Farsça giriş bulunmaktadır.
  3. - Giritli Aziz Efendi Başdat'ta değil, Belgrad'ta bulunmuştur.
  4. - Sakızlı Ali Paşa Mehmet Ali Paşa değil, Ali Haydar Paşa'dır. Şiirde Haydar mahlasını kullanmıştır.
  5. - Yavuz Sultan Selim, Câfer Çelebi'ye sevgisini belirtmek için Şah İsmail'in esir zevcesini nikahlamıştır demek basit ve yanlış bir hükümdür. Diğer taraftan, Câfer Çelebi'yi itham ederken, denildiği gibi, Tebriz'den çıkmamak meselesi yoktur. Ancak Karabaş'ta kırgın olarak ve bilhassa Kütahya'da çıkan isyanda askerleri tahrik etmek meselesi vardır.
  6. - Celalzade Mustafa Çelebi için "reisü'l-küttap" yani Hariciye Nazırı olmuştur. (1525 ) demek onun zamanına göre değildir. Çünkü bu sırada "reisü'l-küttap," ancak, Divan-ı Hümayun kâtiplerinin reisidir. Bu vazife bir dereceye kadar Niğancı tarafından görülmekteydi, çünkü Mustafa Çelebi ancak Niğancı olduğu zaman bu dereceye ulaşıyordu. "Tabakat-ül Memalik" adlı eserde, koca Niğancı, zamanın idare usulleri ve kanunlarından maalesef bahsetmemiş veya fihristini verdiği halde yazmamıştır, ancak Kanuni devri hadiselerini anlatmıştır. Diğer eserlerinin adları da eksik ve hatalıdır.
  7. Cevat Paşa 1870'te değil, 1871'de kurmay yüzbaşı olmuştur. Keza sadareti iki buçuk sene değil, üç seneden fazladır.
  8. Caşalazade Sinan Paşa'nın birinci kaptan-ı deryahlığı 1591 değildir. Sadareti Eğri Eyaleti (Eğri demek lazımdır) seferi esnasında, ancak Haçova Meydan Muharebesi'ndeki başarıdan sonra 1596'da olmuştur.
  9. Şehzade Cem'in isyanı Fatih'in Kanunnamesi'nde kardeş katlini emreden maddeye istinat suretiyle izah edilemez. Diğer taraftan Sultan Cem, Ankara'yı muhasara etmişse de hiçbir zaman elde edememiştir. Bu vesile ile ismi geçen İran şairinin ismi Süleyman Saver değil, Selman Saver'dir.


Bu saydıklarımız, alakadar olduğumuz konularda gözümüze çarpan yanlışlardan bir kısmıdır. Diğer taraftan, önemli ve karakteristik noktaların zikredilmemesi büyük bir eksikliktir. Örneğin, Beyazıt II. maddesinde askeri vukuat basit bir şekilde özetlenmiş ve Mısır harpleri hakkında "Mısır Memlükleri'ne karşı sürekli muharebeler (?) yapıldı ise de müspet ve katı netice alınamadı" gibi yüzeysel ve genel bir ifade kullanılmıştır. Buna karşılık, bu devrin ilim ve kültür havası, manzarası ve şahıslarına tek bir cümle bile ayrılmamıştır. Yine, ilk görünüşte teferruat sayılabilecek, bazı hatalar da ehemmiyetsiz gibi görünse de aslında öyle değillerdir: Mesela, bir maddede tesadüf ettiğimiz, "büyükler, kitap kopya edermiş", "Eyüp ve Kağıthane'den yürümek suretiyle Galata Mevlevihanesi'ne gidermiş.", "şikayetlerin artmasına sebep olurmuş" gibi ifadeler. Ansiklopedilere en sağlıklı, etkili ve en önemli bilgileri derlemek hususundaki genel prensiplere aykırı bir yol izlenmektedir.


Hulâsa, Türk Meşhurlar Ansiklopedisi'ni daha iyi ve itimada değer görmek arzu ve temennimizdir. Bütün eserin on iki fasikülde ve bir senede tamamlanacağını vadetmekten ziyade, yazıların biraz daha dikkatlice ikmal edilse bile, doğru ve özlü olmalarına önem vermek daha isabetli olur kanaatindeyim. Zaten eserin, ismine layık bir şekilde ortaya çıkabilmesi için aceleye hiç lüzum yoktur. Bu Ansiklopedide bulunan bazı şahsiyetler hakkında, şimdiye kadar İslam Ansiklopedisi'nde, bazı noksanlıklara rağmen, ciddi ve itimada değer yazılar görülürken, bunları hiç nazara almamak ve adeta onlarla tezat içindeymiş gibi davranmak, memleket gençliğini şüphe ve tereddüde sevk etmek demek olduğu kadar, hakikatlerin göz ardı edildiğini ve adeta yanlış bir yönlendirme yapıldığını gösteren acı bir örnek de oluyor. Türk Meşhurlar Ansiklopedisi'nin gelecek sayılarını bir tekâmül içinde görmek umudu bizi teselliye sevkeden en halisane duygudur.