Sekban

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
19.11, 7 Mayıs 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 509 numaralı sürüm ("== '''SEKBAN. SAGBAN ( diğer şekilleri: SEG-BÂN, SEĞMEN. SEYMEN )''' == ''Osmanlı askerî teşkilâtında bir asker sınıfının adı.'' küçükresim|340x340pik|Paşaname'den bir sahne. Sol orta ve sol üstte bulunan askerler "tüfekçi" birliğidir. Bu terim, farklı zamanlarda çeşitli ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. Farsça "sag" ("köpek") ile "ban" ("muhafız") kelimeler..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

SEKBAN. SAGBAN ( diğer şekilleri: SEG-BÂN, SEĞMEN. SEYMEN )

Osmanlı askerî teşkilâtında bir asker sınıfının adı.

Paşaname'den bir sahne. Sol orta ve sol üstte bulunan askerler "tüfekçi" birliğidir.

Bu terim, farklı zamanlarda çeşitli ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. Farsça "sag" ("köpek") ile "ban" ("muhafız") kelimelerinden türetilen bu ismin, genellikle "köpek çobanı", "it çobanı" anlamına geldiği genel olarak kabul edilir (örneğin bkz. Şemseddin Sâmî, Kamus-ı Türkî, I, 728 ; Ahmed Vefik Paşa, Lehçe-i Osmani, s. 1169; Selâhî. Lügat, IV, 291). "Seymen" kelimesinin, halk arasında "sekban" şeklinde söylenmesine rağmen, sekban bölüklerinde tazı beslendiği ve av köpekleri için sekban fırınında ekmek pişirildiği göz önüne alınırsa, Osmanlı devletinde kapı kulu ocakları arasındaki sekban askerî sınıfının köpek muhafızlığı ve köpek besleme gibi görevleri olduğu ve bu nedenle bu sınıfın adının "sekban" olarak belirlenmesinin daha doğru olduğu çok muhtemeldir. Aslında, Yeniçeri bölükleri içinde "zağarcı", "seksonei" gibi, orta adları bulunması da, sekbanların av maksadıyla teşkil edildiğini ve bu yüzden bu adı taşıdıklarını gösterir. Sekban adını taşıyan askerî sınıfların Osmanlı tarihi boyunca teşkilatları, kuruluşları ve görevleri incelendiğinde, bunların sonradan Yeniçeri ocağı içine alınan kısımlarından (yayabeyler veya cemaat, ağa-bölükleri veya sekbân bölükleri) birine bu adın verildiği görülür. Yeniçeri ocağını oluşturan orta ve bölüklerden 65. orta olan sekbanlar 34 orta veya bölüğü oluşturuyordu. Sekban askerî sınıfının kuruluşunun Murad I. döneminde olduğu anlaşılır.

Hammer, Osman ve Orhan zamanlarında da avcılıktan ilham alarak "muhâtız-ı kilâb" anlamında sekban denildiğini, çünkü genellikle şarkta, avın savaşın bir öncüsü ve hazırlığı olduğu kabul edildiğini ve avcılık işlerine ait bu ismin bir meziyet ve şeref ifade ettiği için kullanıldığını belirtir. Ancak Cevad Paşa, bu değerlendirmeyi eleştirir ve Osman Gâzî devrinde askerin tamamen atlı olduğunu, Orhan Gâzî devrinde ise, yalnızca yaya sınıfının kurulduğunu açıklar. Sekban teşkilatının XIV. yüzyılın ikinci yarısında ve Murad I. döneminde var olduğunu, Osmanlı padişahının Bulgar kralı Şişman'a karşı gönderdiği kuvvetler arasında, sekban başı olarak Müstecâb adında birinin bulunmasından öğreniriz. Ancak bu teşkilatın Yıldırım Bayezid döneminde geliştirilerek genişlediği söylenebilir. Bu padişah, Niğbolu savaşında esir aldığı Fransız asilerini serbest bırakmadan önce bir av düzenlemiş ve bu esnada yaklaşık 6.000 sekbanı yanında bulundurmuştur, ki bu rakam bu sınıf askerlerin o dönemde oldukça kalabalık olduğunu gösterir. Mamafih, 1478 yılına ait bir belge, "cemaat-i sekbanın" bu sırada sadece 39 kişi olduğunu göstermektedir. Bu şekilde, yeniçerilerle birleşen tüm sekban mevcudu, bir orta olarak kabul edilerek, yeniçerilerin 65. ortasını oluşturmuştur. Bunlar iki kısma ayrılmıştır: 1. suvâri sekbanları, sayıları 40 ila 70 arasında değişen bir ortayı oluşturur (çoğu ocak ağalarının çocuklarıydı ve ulufeleri diğerlerine göre yüksekti), 2. piyade olan 34 bölük. Sekban bölükleri içinde 18. bölüğe kâtib-i sekban ve kethüdanın bulunduğu bir bölükte kethudâ-yı sekbanân, 33. bölüğe avcı ve kumandanına da sersikârî denilirdi. Bu ikinci bölük, sekbanların en itibarlı bölüğüydü.


Devlet erkânının ve ocak ağalarının oğulları, bu bölüğe kayıtlı olurlar ve padişah ile birlikte ava giderler ve yaz mevsimini dağlarda geçirirlerdi. Hükümdar sefere gitse bile avcı bölüğü gitmezdi. Her sekban bölüğünün bölük başı, oda başı ve diğer küçük zabitleri bulunurdu ve en büyük kumandanlarına sekbân-başı denilirdi ve günlük ücretleri ilk zamanlarda 50 akçeydi. Ayrıca sekbanlar kethüdası, sekbanlar kâtibi, sekbanlar çavuşu gibi amirleri olduğu gibi, her odanın çorbacısı, odabaşısı, vekilharç ve bayrakdârı gibi görevlileri bulunurdu. Yavuz Sultan Selim döneminde sekbân-başılık ikinci derecede bırakılmıştı çünkü bir sekbân-başı, yeniçeri ağası olarak atanmıştı ve bu kişi yeniçerilere karşı ayaklanma teşvik ettiği için güveni kaybetmişti. Ancak sekbân-başılar yeniçeri ağası iken, hizmetlerine sekbân-başı saraçlığı, sekbân-başı çuhadarlığı ve sekbân-başı doğancılığı, bayrakçılığı, matrakçılığı ve lüfenkçiliği gibi özel görevler verilmişti ve bu görevler sekbân-başıların hizmetinde kalmıştı. Piyade sekbânlar, padişah ile ava çıktıklarında, solak ortalar gibi uzun etekli gömlekler giyerler ve bir ellerinde tazı ile ava giderlerdi. Şüyâri sekbanlar ise, yaya sekbanlar uzaktan çıkan bir ava tazı yetiştirmedikleri durumlarda, bu hizmeti görürlerdi. Bunlara atlarına ve kendilerine yeterli ödenek ve tayinler verilirdi. Osmanlı tarihlerinde atlı yeniçeri olarak adlandırılan yeniçeriler, bu atlı sekbanlar ile atlı zağarcılardı. Yeniçeri ocağını, acemi oğlanlarını da içeren dört kısımdan oluştuğunu ve düzenlemelerine dair detayları veren D'Ohsson'a göre, Murad III. döneminde, yeniçeri ağalarının ataması konusundaki karmaşaları önlemek için, eski uygulamayı yeniden uygulamış ve sekbân-başını yeniçeri ağasının birinci vekili olarak ve onun sefere gittiği zamanlarda, İstanbul kaymakamı olarak kabul etmiştir. Genellikle her biri 30-40, yalnızca 18. sekbanlar kâtibi bölüğünde 400-500 kişi bulunurdu. Sekbanların ücretleri toplu olarak ödenir ve sekbanlar kâtibinin tuttuğu defterler aracılığıyla bölük odabası vasıtasıyla dağıtılırdı. Sekban ortalarındaki sekban kethüdalarına dirlik verildiği zaman, senelik 20.000 akçelik bir zeamet verilirdi.


Sekban bölük-haşıları ile sekban neferleri de muhtelif hâsılatlı tımarlara çıkarlardı (tafsilât için bk. İsmail Hakkı Uzunçaışılı, ayn. esr., göst. yer.). 2. Eyâletler askerlerinin bir kısmını teşkil eden ve yerli kulu denilen piyadeler arasında sekban tesmiye olunan diğer bir sınıf asker de mevcut idi ki, bunlar eyâlet paşaları ile sancak beylerinin kumanda ve idareleri altında bulunur, zabitleri de bunlar tarafından tâyin olunurdu. Bu türlü sekbanlar (Cevad Paşa nıtı bunlara, yerli kulu yerine, serhad kulu dediği görülmektedir ) fevkalâde ihtiyaçların çıktığı zamanlarda, kendi istekleri ile, hizmetlerini arzeden köylülerden ibaret idi. Bu sebepten de yerli kulu piyadesi arasında, ekseriya kuru bir kalabalık teşkil ettikleri için, en az değerli bir askerî sınıf itibâr olunurdu. Sâ-liyâneden kurtulmak için, bu sınıfa hıristiyan-lar bile girebilirlerdi. Hıristiyan sekbanlardan teşkil otunan askerlerin ikinci Viyana muhasarasında istihdam olundukları da görülmüş idi i Cevad Paşa, Tarih-i askerî-i osmânî, 2. eilt, Univ. kütüp., Yıldız kitapları, nr. TY 136; Mahmud Şevket Paşa, Osmanlı teşkilât ve kı-yâfet-i askeriyesi, istanbul. 1325, s. 9; Meh-med Zeki Pakalın, ayn. esr., ayn yer.; Hüseyin Kâzım Kadri, Büyük türk lügati, III, 91 Abmed Râsim, 0$manlı tarihi, X 110). Bu türlü sekbanlara istihdam olundukları vakit ulûfç verilirdi. Bayrak adı İle bölüklere SEKBAN - SEKİNE. 3*7 ayrılır ve bayrakdar denilen zabitlerin idaresinde bulunurlardı. Yerli kulu piyadeleri arasındaki bu sekban sınıfı, yine bu kısımda bulunan dzablar ile birlikte, zamanla celâlîler hâ-tine geldikleri için, ehemmiyetlerini kaybetmişler ve yerlerine töfenkçi adı ile yeni bir sınıf asker ihdas olunmuş idi i krş. Mahmud Şevket Paşa, ayn. esr., göst. yerv; Mustafa Nuri Paşa, Nataic al-vukâ'ât, İH, 85 1 ki, bâzı Itıgat kitaplarında sekbanların tüfenkçi olarak gösterilmeleri bu sebepten olsa gerektir. 3 Sarı sekban de. ilen dğer bir sınıf eyâlet askeri vardır ki, bunlar da beyler-beyleri ve ümerânın maiyetlerinde mahallî asayişi te'min ile vazifeli ve bir çok bakımlardan yerli kulu sekbanlarına benzemekte idi. Memlekette eşki-yâlar türeyip, halka zarar verdikleri yahut mu-hassıUıkların kaldırılmasından sonra, bilhassa XVII. ve XVIII. asırlarda, yeniden sekban ne ferleri yazılarak, güvenliğin sağlanması vali lere emrolunurdu. Bu türlü bir emrin, Selim III. devr:nde, memleket asayişini epeyce ihlâl eden haydutlara karşı Mora valisi İsmail Paşa 'ya gönderildiği görülmektedir ; Başvekâlet ar şivi, dâhiliye, nr. 1634 ve 1597 ). 4. Alemdar Mustafa Paşa tarafından Selim III. "in kurduğu nizâm-ı cedîd ocağı ihya edilerek, adına sekbân-ı cedîd denildi ( 1808), çoğunu Rumeli 'den beraber getirdiği askerin teşkil ettiği ve ulufe ve ta'yinâtı da çok olduğu cihetle, kısa zamanda, gerek yeniçerilerden ve gerek diğer sınıf askerlerden de yazılanların fazla mıkdarda bulunduğu sekbân-ı cedîd, nizâm-ı cedîd gibi, bostancı ocağına mülhak olmayıp, müstakil bir ocak itibâr olundu. Fakat Alemdar Mustafa Paşa 'nın vefatı ile ortadan kaldırıldı (tafsilât için bk. Cevdet, Tarih, IX, 8 v.dd.). 5. Bir de kır sekbanı denilen bir sınıf sekban varidi ki, yaz mevsiminde mahsûlün muhafazası için kullanılırlardı ve korucu vazifesi görürlerdi. Seymen adı ile de Anadolu 'nun bâzı yerlerinde başı-bozuk asker veya çiftlik korueusu olarak vazîfe gören kır sekbanlarının, XVIII. asrın sonlarına âit bir vesikadan öğre nildiğine göre, toprak mahsûllerinin muhafa zası gerekt'ği üç ay iç'n istihdam edildikleri anlaşılmaktadır (krş. Başvekâlet arşivi, dâhi liye, nr 1838 ). Sekban bölükleri, sekban bölük-başısı, sekbanlar çavuşu, sekbanlar fırını, sekbanlar kâtibi, sekbanlar ortaları ve sekban tazıları hakkında tafsilât için bk. Mehmed Zeki Pakalın, ayn. esr.. göst. yer. ( M. TAYYİB GöKBİLGİN.)