Saray

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
18.54, 7 Mayıs 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 507 numaralı sürüm ("== '''SARAY. SARAY. SERÂY, SERA''' == küçükresim|501x501pik|Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478'de yaptırılan ve Dolmabahçe Sarayı yaptırılana kadar yaklaşık 4 asır boyunca imparatorluğun yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı. Farsça'dan gelmekte olup, Farsça'da umumiyetle "ev, mesken, konak, menzil" mânasına gelen, Türkçede de bu mânalar ile birlikte, daha ziyâde „büyük kışla, h..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

SARAY. SARAY. SERÂY, SERA

Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478'de yaptırılan ve Dolmabahçe Sarayı yaptırılana kadar yaklaşık 4 asır boyunca imparatorluğun yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı.

Farsça'dan gelmekte olup, Farsça'da umumiyetle "ev, mesken, konak, menzil" mânasına gelen, Türkçede de bu mânalar ile birlikte, daha ziyâde „büyük kışla, hükümdarın ikametgâhı" yâni „saray, kasır, köşk" mânalarında kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin Arapça'yaşmış şekli surâdik olup, husûsiyle serâ-perde'nin karşılığıdır ve „çadır perdesi, harem perdesi ve pâdişah otağı" mânasına gelmektedir. Sera ve serây kelimeleri Farsça'da mecazen dünyâ, cihan, âfem mânalarında da kullanılmış ve türlü terkiplerde de çeşitli mânalar almıştır: halvet sera, hümayun-serây, harem-serây, mihnet sera gibi. Türkçede ise, bilhassa bu kelime ile teşkil edilmiş iki mürekkep isim, kervansaray (kârvânserây) ve sahil-saray (sahil-serây) çok kullanılmıştır. Bunlardan birincisi kervanların konakladığı büyük han. ikincisi ise, deniz sahilindeki konak, yalı mânasında Osmanlı Türkçes'inde bugün de bilinmektedir. Saray kelimesi aynı zamanda, diğer bir çok Türk lehçesinde de mevcut olduğu gibi, şark Türk lehçesinde hakîkî ve mecazî mânalarında yâni hem büyük ev, meclis ve kasrı sultânı, hem de dünyâ ve âhiret mânalarında kullanılmaktadır (krş. Hüseyin Kâzım Kadri, Türk lügati; Şemseddin Sâmî, Kamus-ı Türkî, Şeyh Süleyman efendi, Lugat-i Çağatay; Münteha-bât-ı lugat-ı Osmanîye; Salâhî, Lugat-ı Osmaniye; Farsça lügat; Ferheng-i Şu'ûrî; Ahmed Vefik Paşa, Lehçe-i Osmanî).


Saray, Türk medeniyetinin hâkim olduğu bütün ülkelerde öteden beri hükümdarların, şehzadelerin, umûmî vâlilerin, ümerânın ikametgâhları için kullanılmış ve bâzan bunların merkezleri etrafında teşekkül eden şehirler de bu isim ile adlandırılmıştır. Altın Ordu devletinin merkezi olan İtil (Volga) nehrinin boyundaki Saray ve Anadolu'da bugün de mevcut Aksaray, Hatun-saray şehirleri buna misâl teşkil eder. Kırım hanlığındaki Bahçe-Saray şehri, XV. asırda, Çorum civarında mâruf bir kasaba olarak görünen Saray-katar (bugün Iskilip kazasının Ala-göz nahiyesindeki Saray köyü) da bu cümledendir. Anadolu Selçuklu sultanlarının Kayseri'de, Sivas'ta ve Konya'da sarayları bulunduğu gibi, bu devletin inkırazından sonra Anadolu'da kurulan Türk beylikleri de merkezleri olan şehirlerde saraylar yaptırmışlardı. Kütahya, Manisa, Malatya, Silifke gibi şehirlerimizde bugün mevcut saray mahalleleri, vakit:yle buralarda kurulmuş, uzun veya kısa bir müddet yaşamış Türk saraylarının hatıralarıdır. XV. asırda keza Dulkadiroğlu Süleyman Bey'in Maraş'ta, Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey'in de Tebriz'de sarayları olduğunu biliyoruz.


Osmanlılarda ise, başlangıçtan itibaren, hükümet merkezi yaptıkları şehirlerde, müteaddit saraylar inşâ edilmişti. Orhan Gâzî, İznik'i zaptedince, gazilerin boş olan saray gibi evlerde oturduğunu Neşri kaydetmektedir (Cihannümâ, nşr. Türk Tarih Kurumu, I, 158*). Bu hükümdarın burada da bir saray yaptırmış olması mümkündür. Fakat Orhan Bey'in Bursa'da, Hisar'da, bugün yeri tespit edilememekle beraber, inşâ ettirdiği ve Bey-Sarayı denilen bir saray vardı ki, sonradan Karamanoğlu Mehmed Bey, Bursa'yı bir aralık ele geçirince, burayı da tahrip etmişti. Rumeli fütuhatı sırasında, Murad I. Demetoka sarayını, Yıldırım Bayezid ise, Edirne'de eski sarayı yaptırmıştı. Vize'ye tabi ve bugün kaza merkezi olan Saray kasabasının da, bu ilk fütuhat sıralarında orada bir hükümdar veya vezir, beylerbeyi gibi, ümerâdan biri tarafından yaptırılan sarayın hatırasını taşıdığı söylenebilir. Murad II.'nin Edirne'de Eskisaray içinde bir köşk yaptırdığını, Fatih Sultan Mehmed'in de yine bu şehirde Yeni-Saray adını alan bir saray yaptırdığını ez cümle XV. asır tarih kaynağı olan Oruç Bey'in kayıtlarından Tevârih âl-i Osman, nşr. Babinger, s. 49, 63) Tür


k yerleşme ve iskân tarihî unsurlarından eski Türk sarayları hakkında sarih bir bilgiye sahip oluyoruz. Balkan fütuhatı ilerledikçe, Sofya'da, Selanik'te ve daha başka yerlerde de muhtelif ümerâ ve belki de Pâdişahlar tarafından saraylar yaptırılmıştır. Bosna'da bugünkü Saraybosna'nın adı da burada yaptırılan saraydan alınmış, evvelâ, „Saray ovası" denilmiş (krş. Aşık paşazâde, Tevârih âl-i Osman, s. 242; XV. asırda Selanik'teki Saray mahallesi için bk. M. Tayyib Gökbilgin, Edirne ve Paşa livası, s. 153), sonra da Saray-Bosna ismi ile mâruf olmuştur. Edirne'de, daha sonraları, Yeni-saray içinde muhtelif kasırlar ile birlikte, Selim II. tarafından yaptırılan Mamak sarayı (veya Mumuk sarayı). Edirne civarındaki köylerden birinde Akpınar sarayı mevcut idi (tafsilât için bk. Dr. Rıfat Osman, Edirne sarayı, nşr. Süheyl Ünver, Ankara, 1957). İstanbul'un fethinden sonra, burada da evvelâ Eski-Saray (Sarây-i atîk, bugünkü Üniversite merkez binasının olduğu yerde), daha sonra da Yeni-Saray (Sarây-i cedîd, bk. mad. TOPKAPI SARAYI) yaptırıldı. Bunu takiben muhtelif devirlerde vezirlerin adını taşıyan meşhur saraylar vardı: İbrahim Paşa sarayı, Silâhdar Mustafa Paşa sarayı, Fazlı Paşa sarayı, Recep Paşa sarayı, Yusuf Paşa sarayı, Siyavuş Paşa sarayı v.b. gibi (tafsilât için bk. İbrahim Hakkı Konyalı, İstanbul sarayları, İstanbul, 1943; Selâhaddin Çetintaş, İbrahim Paşa sarayı, İstanbul, 1939). Mîrî saraylardan Atmeydanı sarayı ve Galata sarayı ile son asırlarda yaptırılan Beşiktaş sarayı (Dolmabahçe sarayı, Çırağan sarayı, Beylerbeyi sarayı, Yıldız sarayı gibi saraylar da bu arada zikredilmelidir. Bugün Türkiye'de sayısı 30'u bulan köy, mahalle ve muhtarlık gibi meskûn mahal saray tesmiye edildiği gibi, yine bir çok köy de saray kelimesi ile yapılmış muhtelif isimler (Sarayevi, Sarayaltı, Saraydibesi, Sarayköy, Saraylar, Saraylı, Saraymagara, Sarayönü, Sulusaray, Sarayözü, Saraypaşa, Sarayyanı, Sarayyeri) taşımaktadır (krş Türkiye'de meskûn yerler kılavuzu, nşr. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 1947, II). Saraya mensup olanlardan muhtelif kimseler de, „saraylı, saraydar, saray ağası" gibi lakaplar taşıyorlardı. Saray kelimesinin Arapça'da saraya şekli görüldüğü gibi, İtalyanca şekli olan seraglio ve Fransızcadaki serail kelimeleri bazen harem mânasına kullanılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu merkezindeki iktidarı, son asırlarda, sadrâzamın idare ettiği Babıâli (Paşa-Kapısı) ve bunun yanında, çok defa da hâkim ve üstün bir durumda bulunan saray teşkilâtı temsil ediyordu ve bu iki kelime ile de (Babıâli ve saray) Osmanlı devletinin en yüksek iktidar mevkileri ifâde edilmiş oluyordu.


(M. TAYYİB GÖKBİLGİN).