Midhat Paşa

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
08.16, 22 Nisan 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 476 numaralı sürüm ("== MİDHAT PAŞA (1822-1884 ) == === Kimdir? === Osmanlı devlet adamı , sadrazamı ve birinci meşrutiyetin kurucusudur. küçükresim|Midhat Paşa Ruscuklu Hacı Ali Efendi-zâde Hacı Hafız Mehmed Eşref Efendi 'nin oğludur. Safer 1238 ( nisan— mayıs 1822 ) 'de İstanbul 'da doğdu. İlk adî ve mahlası, Ahmed Şefik olduğu ve on yaşında da Kur'an'ı hıfzettiği için, önceleri Hafız Şefik ismi ile..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

MİDHAT PAŞA (1822-1884 )

Kimdir?

Osmanlı devlet adamı , sadrazamı ve birinci meşrutiyetin kurucusudur.

Midhat Paşa

Ruscuklu Hacı Ali Efendi-zâde Hacı Hafız Mehmed Eşref Efendi 'nin oğludur. Safer 1238 ( nisan— mayıs 1822 ) 'de İstanbul 'da doğdu. İlk adî ve mahlası, Ahmed Şefik olduğu ve on yaşında da Kur'an'ı hıfzettiği için, önceleri Hafız Şefik ismi ile anılmakta idi. 11 yaşında iken, babasının naip tâyin edildiği Vidin 'e, ebeveyni-ile, gitti ve ertesi sene, onlar ile beraber, İstanbul 'a dönerek, reisülküttâb Akif Paşa 'nın delâleti ile, divân-ı hümâyûn kalemine devama başladı. Divanî yazısını altı ayda öğrenerek, ehliyetini gösterdi ve âdet olduğu üzere, diğer kâtipler gibi, kendisine ,,,'Midha-t" mahlası verildi ve artık bundan sonra tamamen bu isim ile anılır oldu. 1251. ( 1835/1836 )'de, yine babasının Lofça kazası naipliğine tâyin edilmesi ile, oraya gitmek mecburiyetinde kalan Midhat, orada evvelce,Vidin'de iken başladığı arabî ilimleri tahsiline devam etti. Bir sene sonra, İstanbul 'a döndükleri vakit, artık cami derslerine devam edebilecek bir seviyeye ulaşmış idi. Bu sebep ile, bu defa, bir taraftan kaleme devam ederken, diğer yandan Fâtih camiinde Toyranh Mehmed Efendi, Zagralı Şerif Efendi ve Şeyh Mehmed Efendi gibi âlimlerden de nahiv, mantık, meânî, fıkıh ve hikmet okudu. Ayrıca Kethüdâ-zâde Arif ve Murad Molla şeyhi Murad Efendi gibi devrin meşhur ilim ve irfan sahibi şahsiyetlerinden farsça öğreniyordu. 1254 ( 1838 )'te birinci defa teşkil olunan ve Bâbıâlî kalemlerinde ve tahsil çağında bulunan kâtiplerin de gönderildiği Mekteb-i irfâniyeye bir müddet devam etmiş ise de, burada öğretilenleri daha evvel kendisi okuduğu için, mektebi terk ile yine cami derslerine devam etmiş idi. 1256 ( 1840 ) 'da Bâbıâlî 'de sadâret mektubî kalemine nakledildi. İki sene sonra, hayatını kazanmak mecburiyeti karşısında, taşraya çıkmak zorunda kaldı ve 2.500 kuruş aylık ile, Şam tahrirat kâtipliği refakatine tâyin olundu. İki buçuk sene orada ve Sayda eyâleti hizmetinde bulunduktan ve bir aralık İstanbul 'a dönüp, bu defa da, Sâmî Bekir Paşa 'nın divan kitabeti ile, evvelâ Konya 'ya ( 1261 ), sonra da, yine onunla birlikte, Kastamonu 'ya ( 1263 ) gittikten sonra, 1264 ( 1848 ) 'te İstanbul 'a döndü ve evlendi. Kendisi bu esnada, muhtelif rütbeler de almış idi: 1259'da hâcegânlık rütbesini aldığı gibi, bir sene sonra râbia ve müteakiben sâlise rütbesine yükseldi. 1265 ( 1849 )'te, Mec-lis-i vâlâ reisi Rıfat Paşa'nın delâleti ile, o sıralarda pek fazla ehemmiyet kazanan bu meclise bağlı mazbata odasına nakledilerek, 1266 ( 1850 )'da, saniye rütbesi ile, bu kaleme mümeyyiz, ertesi sene de mütemayiz rütbesi ile buraya ser-halîfe tâyin olundu.


Midhat Efendi, bu vazifede iken, Şam ve Haleb gümrükleri iltizâmından dolayı, Cezâyirli-oğlu Mı-gırdıç ile sarraf Misak arasında çıkan ve derhâl büyük bir ehemmiyet kazanak, hazinenin 30.000 kese akçelik bir ilişiğini de ilgilendiren iht'lâfın tahkikına ve aynı zamanda yanlış ve zararlı işler yaptığı ileri sürülen Arabistan ordusu müşiri Kıbrıslı Mehmed Paşa 'nın durumunu teftişe gönderildi. Bu vazifeleri altı ayda, mükemmel şekilde, başardı. Hazinenin alacağını, fazlası ile, gizlenen ve kaçırılan alacakları da meydana çıkarmak sureti ile, tahsil etti ve yaptığı tahkikat neticesinde, Mehmed Paşa 'nın dürzî meselesindeki hatâlarını ve mes'ûîiyetini, azlini gerektirecek şekilde, ortaya koydu. Bu muvaffakiyeti bilhassa sadrâzam Reşid Paşa tarafından takdir olundu. Bundan sonra Reşid Paşa'mn reisi bulunduğu meclis-i vâlâda veya Âlî, Rüşdî ve Rıfat Paşa '1ar gibi vükelânın başkanlığında toplanan mühim meclislerin müzâkere zabıtlarını tutmakta hâiz olduğu itimâd ve liyâkatine binâen, dâima Midhat Efendi bulunduruldu. Şekib Paşa 'nın reislik ettiği Meelisi vâlâ-yi ahkâm-ı adliye 'nin yazı işleri, Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılınca, Midhat Efendi, ûlâ rütbesi smıf-ı sânîsi ile, Anadolu MÎDHAT PAŞA. iyi ikinci kâtibi tâyin olundu. Bir müddet sonra, Kıbrıslı Mebmed Paşa 'nm sadârete gelmesi, yeni sadrâzamın da kendi hakkında yaptığı tahkikat işlerinden dolayı Midhat Efendi 'ye teveccüh beslememesi, onun bu sıralarda Fransa ve İngiltere sefâretlerince bir çok şikâyete vesile olan Balkanlarda başı-bozuk askerlerin ve küçük me'mûrların yolsuzluklarını tahkik ve gereğini yapma vazife ve salâhiyeti ile Rumeli 'nin „sağ kolundaki" mahallere gönderilmesini mucip oldu (1271=1854/1855). Altı ay kadar, bu vazife ile, Islimiye, Cuma, Şum-nu mıntakalarmda dolaştı; suçluları tesbit ettirdi ve muhakemelerini yaptırarak, cezalarını verdirdi. Dönüşünde, sadâret makamında bulduğu Reşid Paşa'ya. bu hususta bir lâyiha vererek, yapılacak İslâhat hakkında fikirlerini arzetti. Midhat Efendi, bundan sonra, büyük bir zelzele felâketine uğrayan Bursa halkına hükümetin yardımlarını dağıtmağa ve heyecanı teskine me'mûr edilerek, zelzele bölgesine gönderildi. Dönüşünde eski vazifesine devam etti.

Temmuz 1910 tarihli Resimli Kitab dergisinde Mithat Paşa'yı, hususi katibiyle bir arada gösteren bir fotoğraf.

Fakat Mustafa Reşid Paşa 'nın sadâretten ayrılması ve Mısır 'a seyahati, Alî Paşa 'nın da Avrupa'ya gitmesi ve sadâret kaymakamlığında tekrar Kıbrıs'h Mehmed Paşa'nın bulunması, Midhat Efendi aleyhinde yeni bâzı iddialara yol açtı: onun, 1269 (185}) tarihinden itibaren, devlet me'mûrlarınm mukataa iltizâmını deruhte etmeleri kat'îyen men'olunmuş iken, İstanbul 'daki balıkhane mukataaşına iştiraki ileri sürülüyor ve kendisine devlet nir zâmına karşı hareket isnâd olunuyordu. Sadrâzamın da bu ihbar ve isnâdlara inanması ve Midhat Efendi 'nin açıkça aleyhinde bulunması üzerine, o, vükelâ .meclisine sunduğu takrirler ile, bu meselede muhakemesini istedi ve Meslis-i vâlâda bütün vükelâ ve devlet ricali hazır olduğu hâlde yapılan muhakemesinde isnâdların garaza mebnî olduğu anlaşıldı ve beraat ederek, umûmî efkârda daha büyük bir itibâr kazandı. Paris muahedesinden ( 1856) sonra ve Reşid Paşa ile Âlî ve Yusuf Kâmil Paşa 'ların eski mevkilerini tekrar aldıkları bir sırada, Midhat Efendi Silistre valisi Mirza Said Paşa ile Vidin valisi Muammer Paşa hakkında tahkikata gönderildi ve o sırada Tırnova 'da bulgarlar tarafından çıkarılan hâdisenin yatıştırılması da, bîr ek vazife olarak, kendisine verildi ( 1857). Kendisi bu vazifeleri başarı ile yapmış ve gördüğü işler ile, sunduğu evrak ve mazbataları Meclis-i vâlâ ile Meclis-' vükelâca da tesdik edilmişken, azlediler. alâkadarların sarayın adamları olması yüzünden, Midhat Efendi'nin yaptığı tahkikat mâbeyn tarafından reddolunmuştur ve bu işi tahkika başka birisi gönderilmiştir. Bundan üzüntü duyan Midhat Efendi, sadrâzam Âlî Paşa 'dan müsaade alarak, bir müddet dinlenmek ve tedâvî olunmak üzere, Avrupa'ya gitti (1858 ). Paris, Londra, Brüksel ve Viyana'da, altı ay bulundu, bu müddet zarfında görgüsünü arttırdığı gibi, evvelce başladığı ve şiddetle lüzumunu hissettiği fransızcasını da ileriletti. Yurda dönüşünde Meclis-i vâlâ baş-kâtipliğine getirildi ( 1859). Bu esnada vuku bulan Kuleli vak'ası maznunlarının sorgusunu yapmağa, ser-asker Rıza Paşa ile birlikte, Midhat Efendi me'mûr edilmiş, bu vazifeyi yaparken, maznunlara karşı bir az sertçe muamelesi de görülmüş idi. Kıbrıslı Mehmed Paşa 'nın üçüncü sadâretinde, sadrâzamın Rusçuk, Vidin ve Niş taraflarında yaptığı bir tetkik seyahatinde Midhat Efendi 'nin evvelce iki defa o bölgede me'mûriyeti sırasında gördüğü hizmetlerin isabetini takdir etmiş ve onun vezâret rütbesi ile, Niş vâliliğ'ne tâyin olunmasını Mâbeyn'e ve Bâbıâlî ye yazması ve istanbul 'a döndükten sonra da bunu te'kit etmesi üzerine, iktidar ve liyâkati Abdülmecid tarafından da tasdik olunarak, bu vazifeye getirilmiş idi (receb 1277 = kânun II. 1861). Mî4nat Paşa Niş 'te çok başarılı bir vali oldu: evvelâ eşkiyâlık hareketlerinin sebebini araştırarak, islâm ve hıristiyan ahâli arasında emniyet, âşâyiş y,& ahengi te'min edecek tedbirler aldı, şonrı» eyâlet yollarının ve köprülerinin inşâsı, birikmiş vergilerin iki sene için te'cîli, zaptiye askerleri ihdası sureti ile de, bulgarların durmadan Sırbistan 'a göçmelerini önledi, Diğer taraftan, cins ve mezhep gözetmeksizin, sosyal ve kültürel sahalarda da halkın yararına bir çok İslâhat ve te'sisât vücûda getirdi^ Üç seneden az bir zamanda, bu eyâletteki inkişâfı gören Bâbıâlî, fena idare sebebi ile, her tarafı karışmış bir hâlde bulunan komşu Prizrin eyâletini de Niş'e ilhak etmiş, Midhat Paşa burasının da idaresini eline alarak, derhal Prizrin, İpek ve yakova taraflarında da İslâhat hareketlerine girişmiş idi. Bu arada arnavutlar arasındaki kan dâvalarını bedele bağlıyarak, silâh taşımak âdetinin terkine ve Niş 'te olduğu gibi, zaptiye askerleri ihdasına halkın muvafakatini elde etti ve böylece bu bölgede de emniyet ve asayişi kurdu ( 1863 ).. N'ş ye Prizrin 'de nizâmın kurulması, yabancılar ve ŞırbiştaB tarafından tahrikat ve şikâyetlerin arkasını almış ise de, Vidin ve Silistre eyâletlerinin. durumu ve idareleri isteğe uygun değil idi ve ruslar, Avrupa 'ya bulgarların buralarda gadrt uğradıklar? yolundu durmadarhaberle; yayıyorlardı ki, bu durum karşısıda. Âlî ve Fuaci Paşa'Iar, belki de meb'usâü meclisine bir umkaddime olmak üzere tasavvur ettikleri yü.â İLJİ MİDHAT PÂ$Â. yetler teşkili usûlüne Midhat Paşa 'nın Niş eyaletindeki icrâatını esâs olarak almak istediler ve meseleyi onunla birlikte müzâkere etmek için, Midhat Paşa 'yi İstanbul 'a çağırdılar. Neticede, Silistre, Vidin ve Niş eyâletleri birleştirilip, Tuna adı ile, bir vilâyet teşkil olundu; Fuad Paşa 'nın başkanlık yaptığı ve Midhat Paşa 'nın da katıldığı bir komisyon bir nizâmnâme hazırladıktan ve bunu meclis-i vükelâ tasvip ederek, hakkında irâde sâdır olduktan sonra valiliğine de Midhat Paşa tâyin edildi (cemâziyelevvel 1281 = teşrin I. 1864 ). Midhat Paşa, önce yeni vilâyet usûl ve nizâmları aleyhinde hareket eden ve bu nizâmların tatbikini husûsî emel ve menfaatlerine aykırı sayan bâzı kimseler ile mücâdele mecburiyetinde kaldı. Bu muhalefeti bertaraf ettikten sonra, onun 6 ay zarfında tamamlamağa muvaffak olduğu nizamların başında, köylerde ihtiyar meclisleri, kazalarda idare ve deâvî meclisleri teşkili, bunların yeniden gözden geçirilen, yeni mülkî ve idarî taksimata göre tesbit edilen sancaklara ve nihayet vilâyet merkezine bağlı olması, umûmî meclisin ise, senede bir defa toplanması meselesi geliyordu.

Diğer taraftan vilâyet muavini, merkez mutasarrıfı, ecnebî işleri ve nâfıa müdürleri nâmı ile, yeni makam ve me'mûriyetlerinin ihdası da bu işler cümlesinden idi ki, bu suretle meydana gelen vilâyet hey'efi devletçe istenen şekle tamamen uygun düştüğü cihetle, Tuna vilâyeti diğer vilâyetlere örnek alındı ve bu esâs üzerine Edirne ve Haleb vilâyetleri teşkil edildi. Midhat Paşa 'nın üç buçuk sene kaldığı Tuna valiliğinde başardığı işler şu suretle hulâsa olunabilir: ilk olarak, şose yolları işini ele aldı. O zamana kadar nâfia nezâretinin yol yaptırmak hususundaki usûlünün faydalı olmadığını gören Midhat Paşa, yapılacak yolun ölçtürülerek, bu yoldan faydalanacak ahâlinin nüfusuna taksim edilmesi ve bu hesaba göre, bir köy halkı nın hissesine düşen şosenin kendileri tarafından, boş günlerinde yapılması usûlünü köydü ve tatbik etti. Köprü yapma işini de kasabalardaki iktidar sahiplerine verdi; bu suretle vilâyetin her tarafında 3 senede 3.000 km. yol ve irili ufaklı 1.400 'den fazla köprü yaptırmağa muvaffak oldu. İkinci olarak başardığı mühim iş umûmî emniyet meselesi idi. Son zamanlarda bihassa Tırnova ve Isümye tarafında türeyen eşkiyâ, yeniden tanzim ve tensik edilen vilâyet zaptiye kuvvetleri tarafından, kısa zamanda, tepelendi ve vilâyetin her tarafında tam bir emniyet sağlandı. Çjçüncüsü, menâfî sandıkları adı ile kurduğu teşkilâtta gösterdiği başarıdır. Zirâatcilerin dâima muhtaç oldukları parayı murabahacılara müracaata mecbur kalmaksızın, mutedil faiz karşılığında te'min edebilmeleri maksadı ile, bu türlü bir te'sis meydana getirmeği, Midhat Paşa öteden beri düşünmekte idi. Bir çok köylerde mevcut sahipsiz toprakları, imece sureti ile, işlettirmek ve mahsûllerinin bedelini her kaza merkezinde menâfî sandıklarında toplattırmak usûlü ile, böyle bir müessese vücûda getirdi ve köylülerin zirâat işlerinde ihtiyaçları olan parayı buradan sağlayabilmeleri mümkün oldu. Midhat Paşa 'nın Tuna valiliğinde dördüncü teşebbüs ve başarısı Tuna üzerinde işletilmesine başlanan ticâret vapurları işidir. Bu hususta, Cuma ve Karasu panayır yerlerinin islâh edilerek, satılmasından elde edilen para ile, Tırnova ve Selvi kazaları dahilindeki müşterek koru ve baltalıkların halk arasında taksim ve köy nüfusuna göre, tapu ile birer bedel karşılığında satılmasından toplanan geliri, Tuna 'da işletmek üzere satın alınacak vapurlar için, bir sermâye yaptı ve önce Niş ve Seyyare, sonra da Sofya ve Midhat Paşa adlarındaki gemilerin satın alınarak, bunların idâre-i nehriye adı ile kurulan bir hey'et tarafından işletilmesini te'min etti. Bunlardan başka şoselerde işleyen posta arabaları için bir şirket ve bu maksat ile Rusçuk 'ta bir fabrika kurdurdu. Evvelce Niş 'te açtığı gibi, bu defa da Rusçuk ve Sofya 'da, müslim ve gayr-i müslim yetim çocuklar için, birer islâhhâne açtı, çerkes ve Kırım havalisi muhacirlerinin vilâyet dâhilinde iskânı meselesinde büyük bir dikkat ve dirayet göstererek, bu unsurların bundan sonra huzursuzluk yaratmama'arını, aralarındaki esirlik usûlünü terketmelerini sağlayan ve geçim sıkıntısından kurtulmalarına yol açacak olan tedbirler aldı. Diğer taraftan, hükümet dâirelerinin ve hapishanelerin tanzimi ile, belediye hizmetlerini görecek dâireleri de meydana getirdi. Vergi işlerinde de âdilâne usûller bulan, bu vergiler arasında halka çok ağır gelenlerin kaldırılması cihetine giden Midhat Paşa, vergilerin toplanmasında sağlam esâslar kurarak, hazîneye âit alacakların senesi içinde tahsilini mümkün kıldı.

Mithat Paşa’nın Fransızca ve Osmanlıca el yazısı

Bu sayede vilâyetin 1282 (1865/1866) senesi geliri 300000 keseye yükselm'ş idi. Midhat Paşa, bu ve buna benzer nizâm ve te'sisleri ile, idaresi altında bulunan halka, türklere ve bulgarlara, aynı derecede serbest çalışma şevkini ve teşebbüs ruhunu aşılamış oluyordu ki, onu bu vasıfları ile bugünkü Bulgaristan '1 teşkil edecek olan topraklardaki yeniliklerin kurucusu saymakta mübâlega olmasa gerektir. Midhat Paşa'nın Tuna vilâyetinde gördüğü işler ve muhtelif unsurlar arasında bir ahenk kurmak ve memleketi tam bir emniyete kavuşturmak hususundaki başarısı, Bulgaristan 'da MİDHAT PAŞA. İ7İ tahrikat yaparak, hâdiseler çıkartmak isteyen ve kökü Rusya 'da bulunan islav komitelerinin ve o zamanki rus siyâsetinin işine gelmiyor, İstanbul 'daki rus elçisi bir taraftan hükümeti ve sarayı bu valinin aleyhine kışkırtmağa, güya Tuna 'yi Mısır gibi imtiyaz sahibi bir memleket yapacağı şüphesini uyandırmağa çalışırken, öte yandan Romanya 'da teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerin Tuna'yi geçerek, bu bölgenin asayişini bozacak hareketlere girişmesini te'mi-ne gayret gösteriyordu. Nitekim 1866 senesi yaz aylarında bu türlü bir hududu tecâvüz ve bul-gar ahâliyi ayaklandırmak yolunda bir teşebbüs görüldü ise de, Midhat Paşa'nın zamanında ve isabetli olarak, aldığı tedbirler sayesinde, hâdisenin büyümesine imkân bırakmadan ve müsebbiplerin en şiddetli cezalara çarptırılarak, söndürülmesi, Ziştova, Tırnova ve Selvi gibi, bul-garların hayli kesif oldukları bölgelerde de, asayişi iade etti. Rusçuk meclis-i kebîr-i temyizi adı verilen mahkemenin kararları gereğince, suçlular burada cezalarını gördüğü gibi, bir kısım papazlar Aynaroz 'a sürülmüş, hâdiseye adı karışan yabancılar da, konsolosları vâsıtası ile, hudut dışı edilmiş idi. Bu sırada Sultan Abdül-aziz Avrupa seyahatinden Tuna yolu ile dönüyordu. Valinin Peşte 'den karşıladığı pâdişâh, bir gece Vidin 'de, iki gece de Rusçuk 'ta kaldığı zaman, Midhat Paşa 'nın gördüğü bütün işleri takdir etti. Midhat Paşa 'nın Tuna vilâyetinin emniyet ve huzurunu daha fazla kuvvetlendirmek hususunda daha başka tedbirlere de başvurduğu görülmektedir : köylerde ihtiyat askeri adı ile birer hey'et ve vilâyet içinde sahil ve hudut karakolları kurması bu cümledendir. Öyle görünüyor ki, onun bu bölgede başardığı, memleketin ve halkın yararına gerçekleştirdiği işler, Midhat Paşa'yi Tuna valiliğinden kaldırtmak ve böylece ayrılma hareketlerine yol açacak karışıklığın devamını isteyen rus-lar ve sırplar tarafından hoş karşılanmamakta ve Bükreş 'teki islav komitesi marifeti ile ona karşı sûikastler tertibine girişilmektedir ki, bu türlü teşebbüsler gerçekleşememiş ve yapılan tahkikat neticesinde, failler ele geçirilerek, tahrikatın nereden ve kimler tarafından geldiği iyice öğrenilmiştir. Alî Paşa 'nın Girit 'te ve Fuad Paşa 'nın sadâret kaymakamlığında bulunduğu sırada Midhat Paşa, Tuna vilâyeti ile diğer vilâyetlere âit işleri müzâkere etmek üzere, istanbul 'a çağırıldı ve bu işin bitirilmesinden sonra ise, Girit 'ten dönen sadrâzamın gösterdiği lüzum üzerine, yâni o zamana kadar mevcut olan ve bütün işlerin yegâne mercii bulunan meclis-i vâ-lânın, şûrâ-i devlet ve ahkâm-ı adliye gibi, iki dâireye taksimi ve umûr-ı teşriiye ve hukûkiyeİftlim Anıiklopediii nin, mülkî ve icraya âit işlerden tefriki ile, şû-rây-ı devlet reisliğine pek çok başarıları her tarafça takdir ve teslim edilen Tuna valisi Midhat Paşa getirildi ( 11 zilkade 1284=5 mart 1868; bu hususta mâbeyn başkitabetine yazılan tezkere için bk. Mahmud Kemâl İnal, Son sadrâzamlar, Midhat Paşa, s. 319 ). Midhat Paşa, şûrây-ı devlet reisi sıfatı ile vazife gördüğü esnada, bir çok nizamlar vücûda getirdi; ölçü ve tartıların âşâr sistemine tahvili, bir maâ-din nizam-nâmesinin yapılması, İstanbul 'da bir sanâyî mektebi ile Emniyet sandığının kurulması. Kendisinin Tuna 'dan ayrılması üzerine, faaliyetlerini arttıran islav komitelerinin bulgarları ayaklandırdıkları ve hareketlerini Filibe'ye kadar sirayet ettirdikleri görülünce ( 1868 ), pâdişâh tarafından : — „Bu heriflerin hakkından sen geliyorsun, işi bitirip, yine az vakitte dönersin"— denilerek, bu ihtilâlin söndürülmesine tekrar Midhat Paşa gönderildi ki, o 20 gün zarfında buna muvaffak olarak, İstanbul 'a döndü. Bundan sonra Midhat Paşa 'nm Bagdad valiliğine tâyin edildiğini görüyoruz. Şûrâ-i devlet reisliğinden ayrılması, sadrâzam Alî Paşa ile aralarında bâzı hususlarda ihtilâf çıkmasından, ezcümle bir takım kanun ve nizâmnâmelerin şûrâ-i devlette tetkik ve müzâkeresine lüzum görülmeyerek tatbik edilmesinden ve bu hâlin de Midhat Paşa tarafından iyi karşılanmamasından ileri geldiği, fakat Alî Paşa 'nın da bâzı meselelerde onun temerrüt göstermesine ve fransız, ingiliz elçilerine dayanarak, sadrâzamı şûrâ-i devlet işlerine müdâhale ettirmemesine tahammül edemeyerek, taşrada bir vazifeye tâyinini uygun gördüğü anlaşılmaktadır. Bu tebeddülü sadrâzam bir meclis günü, o sırada şûrâ-i devlet baş-kâtibi bulunan Mahmud Bey (Mahmud Celâleddin Paşa ) vâsıtası ile, Midhat Paşa 'ya tebüg ettirmiş ve onun yeni vazifeyi kabul ettiği de görülmüş idi. Bagdad valiliğine 27 şubat 1869 ( 15 zilkade 1285 ) 'da tâyin edilen Midhat Paşa martta yeni vazifesi başına hareket etti ve kendisine 6. ordunun nezâreti vazifesi de, munzam olarak, verildi. Onun Bagdad 'a varır-var-maz ilk işi o zamana kadar bu bölgede tatbik edilmekte olan eski usûl ihtisâp ve bâc rüsumu gibi, zararlı vergileri kaldırarak, yerine Bagdad civarı arazisinden ve bahçeleri mahsulâtından âşâr alınmasını koymak oldu.


Bu, aynı suretle, Bagdad 'in, Basra ve Musul dâhil, diğer sancaklarına da teşmil edildi. Bu türlü mülkî ve mâlî İslâhattan sonra, askerî kur'a usûlünü te'sis etmek istedi. Evvelâ bu hususta halkın muhalefeti ile karşılaştı ve bu yüzden zâten buna tarafdar olmayan ser-asker Hüseyin Avni Paşa tarafından ordu nezâreti uhdesinden alındı ise 18 2H MİDHAT PAŞA. de, istifa etmek Utemesi üzerine, aynı nezârete, eskisi gibi, yine o baktı ve bu teşkilâtı tat-bika muvaffak oldu. Iran devleti ile, Süley-mâniye hududu üzerindeki dağlık bölgede yaşayan ve sünnî—şâfi'î mezhebinde oldukları için, Iran me'mûrları ile ihtilâfa düşerek, beri tarafa sığınmak mecburiyetinde kalan halkı münâsip yerlerde barındırdı ve haklarında İran hükümetince af muamelesi tatbik edileceğine dâir te'minat elde etmeğe, Bâbıâlî vâsıtası ile, muvaffak oldu. Zimmetlerinde külliyetli mıkdarda hazîne alacağı bulunan kabile ve aşiretlerden ancak asker kuvveti ile tahsilat yapılabilmekte olması ve Dağara taraflarında bulunanların ise, bu yüzden isyan çıkarması üzerine, Midhat Paşa Divâniye'de, nizamiye askeri ile birlikte, Müntefik süvarilerini, kurt ve çeçen kuvvetlerinden mürekkep taburları tahşid ederek, bizzat harekete geçmiş, Nasır Paşa ile Mansur Paşa'nın yardımından da faydalanarak, meseleyi yatıştırmağa ve Divâniye'de tertip ettiği bir mahkeme vâsıtası ile de suçluları cezalandırmağa muvaffak o'muş idi. Onun bundan sonra ele aldığı mesele, arazisi aslen arâzii hârâciyeden olduğu için, tasarruf hakkı, diğer emlâk ve mirî çiftlikler gibi, devlete âit ve iç:ndeki çiftçiler de ortakçı ve yarıcı kabilinden kimseler olan ve mukâtaa adı ile, türlü parçalara ayrılarak, mahsûlün 2/3 'si mîrîye ve 1/3 'i zîrâatçiye kalan Irak arazisinde öteden beri mevcut huzursuzluk âmillerini ve ekseriya vuku bulan isyanların sebeplerini ortadan kaldırmağa çalışmak oldu. Bunun için, arazi, tabiatına göre, muhtelif nevîlere bölünerek, ayrı-âyrı şekillerde, tapu ile, halka dağıtılmak ve hazînece sâdece mahsûlün yine muhtelif nisbetlerde öşrünü almak esâsını koydu. Diğer taraftan Dicle ve Fırat nehirlerinde vapur işletilmesi, bu nehirler taştığı vakit yaptıkları tahribatı önlemek için, Cezayir sedleri denilen sedlerin inşâsma teşebbüs, Bagdad 'da emniyet sandığı, hastahâiıe ve ıslahhane gibi müesseselerin kurulması, şehrin muhtelif semtlerinde tulumbalar ile umûmî çeşmeler açılması, Kâzımlye mevkiinde tramvay işletilmesi gibi mühim' işler başardı ve Irak '1 refaha kavuşturmağa çalıştı. 1869 senesinde, İran şahı Bagdad 'a geldiği vakit, Midhat Paşa Abdüiâziz 'in irâdesi gereğince, ona mihmandarlıkta bulunmuş ve 3 ay kadar süren Ne-eef, Kerbelâ ve diğer yerlerdeki ziyaretlerinde, kendisine refakat eîmîş idi. Bu esnada Bagdad'da Iran parasının tedavülü meselesi de halledildi.

Mithat Paşa’nın Şişli’de Âbide-i Hürriyet’teki anıt mezarı

Daha sonra Basra kasabasını Şatt al- 'Arab sahiline naklettirdi; Basra tersanesini ihya. Nâsıriye kasabasını te'sîs ve Kuveyt kasabasının da tâbiiyetini tashih ile Basra'ya bağlanmasını te'min etti. Midhat Paşa 'nın, bu başarılı icrââtına ilâveten, Necd 'deki durumu da ıslâh ederek, Vahhâbîler ile olan münâsebetleri düzeltmeğe muvaffak olması pâdişâh ve Bâbıâlî tarafından takdir edildi. Abdüiâziz onu murassa bir kılıç ile mükâfatlandırdığı gibi, sadrâzam Alî Paşa da, kendi el yazısı ile gönderdiği bir mektupta ( 23 cemâziyelevvel 1288=10 ağustos 1871 ), Necd kıt'ası ile birlikte, bütün Irak bölgesinin inzibat altına alınmasından dolayı kendisini tebrik ederek, burasının az bir zaman sonra, ikinci bir Mısır olacağı ümidini belirtti. Filhakika Midhat Paşa, Bagdad valiliğinde kaldığı üç sene içinde, memleketin imârına sarfettikleri dışında, gelir fazlası olarak, İstanbul 'a da evvelkiler ile kıyaslanamayacak derecede fazla para göndermeğe muvaffak olmuş ve bundan sonra sene^ de 250.0C0 altın ğönderilmes:ni de taahhüt etmiş idi. Fakat Alî Paşa 'nın ölümü ( 1871 ) ile, yerine Mahmud Nedim Paşa'nın geçmesi ve yeni sadrâzamın da Midhat Paşa aleyhtarlarının telkinlerine uyarak, onun icrâât ve sarfiyatını tenkide başlaması ve bilhassa İstanbul 'a gönderdiği 50.000 kese akçe ile iktifa edilmeyerek, Bâbıâlî 'de teşkil olunan İslâhat komisyonu marifeti ile, vilâyetin imâr ve maârifine tahsis olunan paradan 24.000 kesesinin de hazîneye gönderilmesinde İsrar olunması üzerine, Midhat Paşa istifaya mecbur oldu ve bu istifa kabul olunarak, yerine müşir Rauf Paşa gönderildi. Midhat Paşa mayıs 1871 'de Bagdad 'dan ayrılarak, Haleb yolu ile, İstanbul % döndü. Bagdad'dan ayrılış şeklinin azil suretiyle olduğunu ve hesaplarının yeni vali tarafından görülmesinin, gizli bir talimat icâbından bulunduğu ve fakat Rauf Paşa'nın Midhat Paşa'yi sorumlu bir duruma sokacak tahkikata girişmeyerek, Bâbıâlî 'ye, hiç bir suretle ilişiği bulunmadığı yolunda telgraf gönderdiği, buna rağmen; Mahmud Nedim Paşa'nın onu Sivas'a sürmeğe teşebbüs eylediği de hâdiselerin seyrinden anlaşılmaktadır. Sadrâzamın' muhalifi 'oldular* ve önün yüzünden birer suretle zarara uğrayanlar, Midhat Paşa İstanbul 'a gelir-gelmez, etrafını âldılar ve konağına devama başladılar" ki, bunu gören Mahmud Nedim Paşa, kendisini makamında emin ve müsterih hissedebilmek için, derhâl onu Edirne valiliğine tâyin* ettirdi ( 20 cemâziyelevvel 1289 = 26 temmuz İ&72-). Mâmâfİh Midhat Paşa'nın Edirne'ye ha-i reketinden önce, teşekkür ve veda içîn Abdüiâziz 'in huzuruna kabul olunması, pâdişâhın millet ve memleket ahvâlini perişan bir hâle getiren Mahmud Nedim Paşa'yV değiştirmek istediğini ona ihsas etmesi ve Midhat Paşa ile, bu defa Bagdad valiliğine tâyin edilen MİDHAT PAŞA. 4?S Fosfor Mustafa Paşa, baş-mabeyinci Hurşid Bey'in de sadrâzamın yaptığı fenalıkları sayıp dökmeleri neticesinde, mühr-i hümâyûn Mahmud Nedim Paşa 'dan alındı ve Midhat Paşa, Edirne valiliğine tâyininden beş gün sonra, sadâret makamına getirildi. Sadâret fermanında pâdişâh onun iktidar ve liyâkatine itimâdını belirtiyordu ( 25 cemâziyelevvel = 31 temmuz 1872 ). Midhat Paşa 'nın sadârette ilk işi, selefi tarafından, evvelce birer bahane ile, öteye-beriye sürülmüş olan devlet adamlarını istanbul 'a celb-etmek bu arada Maraş ve Karahisar-ı Şarkî valiliklerinden Cevdet Paşa ile Râsim Paşa 'yi getirterek, Şirvânî-zâde Rüşdi Paşa 'yi dâhiliye, Cevdet Paşa'yi maârif, Paris sefiri Cemil Paşa 'yi hâriciye ve İzmir valisi Sâdık Paşa 'yi da mâliye nezâretlerine tâyin ettirmek oldu. Böylece bir müddetten beri heyecan hâlinde bulunan umûmî efkâra sükûnet ve emniyet geldi. Midhat Paşa'nın bu birinci sadâreti ancak üç ay kadar sürebildi.


Bu müddet zarfında her hangi mühim siyâsî bir hâdise olmamış, icrââtı memleketin imârı işlerine münhasır kalmış idi. Ancak selefi zamanında istikraz olunan 10 milyon liradan Mahmud Nedim Paşa'nın senet ile aldığı yüz bin lirayı, onun şahsına zimmet addederek, geri almağa teşebbüs etti ki, muhakeme neticesinde kendisinden tahsiline hüküm verildiği hâlde, pâdişâh tarafından affedilmiştir. Diğer taraftan bu paranın aranmasının, sarayın halk nazarında israf ile itham edilmesi maksadını güttüğüne dâir ifsad edici bir telkinin pâdişâha duyurulması, Abdülaziz'in Midhat Paşa hakkında şüpheye düşmesine sebep olmuş ve kısa zamanda azlinin başlıca sebeplerinden biri bulunmuş idi. Keza pâdişâhın huzurunda tavır ve sözlerinin hoşa gitmemesi, her huzura çıkışında mütemadiyen Mahmud Nedim Paşa aleyhinde bulunması ile garezkârlığınâ hukmolunması ve nihayet bir sabah, beyaz atına binerek, Topkapı sarayında hırka-i saadet dâiresine doğru gelmesinin usûle aykırı ve saray içinde ata binmenin sâdece pâdişâha mahsûs olduğunu bilmemezlikten gelmesi ve bunun sarayca lâubâlî bir hareket sayılması, Midhat Paşa 'nın azlinin diğer sebepleri arasında zikredilmektedir, Filhakika o, kısa süren bu sadâretinde, Karadağ ile zuhur eden anlaşmazlığı asker sevkı ile halledip, Bagdad cihetinde iranlıların tahrip ettikleri karakollar meşeler sini ve daha bâzı hususlarda, ezcümle Anadolu 'da ve Rumeli'de demir-yolu inşaatımeselelerinde gayret /e himmetini göstermiş iken, Mısır hidivi İsmail Paşa'nın, izin almadan, Avrupa 'dan istikrazda bulunmak müsâadesi istemesine, siyâsî, idarî ve mâlî mahzurlarını göstererek, razı olmaması, fakat pâdişâhın bu yoldaki irâdesini te'kit eylemesi ve bu. sebeplen sadrâzama kızgınlığını belli etmesi ile, 16 şaban 1289 ( 19 teşrin I. 1872 )'da azlolundu ve yerine Mütercim Rüşdi Paşa getirildi. Midhat Paşa 'ya 20.000 kuruş mâzûliyet maaşı tahsis olundu. Bir kaç ay sonra, sadârette yeni bir değişiklik üzerine, sadrâzam Es'ad Paşa onu, devlet kanunlarına tanı vukufu ciheti ile, divâa-ı ahkâm-ı adliye nâarlığına tâyin ettirdi (1873). Daha sonra Şırvânîzâde Rüşdi Paşa sadârete geçince, kendi yalısında bâzı vükelâ ile, devlet idaresindeki fenalıkların önlenmesi ve gelir ile masrafların muvâzenesi için bâzı kanun ve nizamların hazırlanması ve meclis-i meb'ûsan açılması hakkında istişareler yapıldığı sırada, Midhat Paşa tarafından bu yolda bir lâyihanın kaleme alınması ve bünuır pâdişâha takdim olunması kararlaştırıldı. Fakat sadrâzamın Abdülaziz e, vakitsiz olarak, bundan bahsetmesi ve pâdişâhın da ziyâdesi ile hiddetlenmesi üzerine, adliye nezâretinden: azil (28 receb 1290 = 21 eylül fS/3 ) ve çok geçmeden, Selanik valiliğine tâyit. edildi (22 şaban 1290= 15 teşrin 1. 187J ). Midhat Paşa Selanik valiliğinde üç ay kadar bir müddet bulundu ve bu sırada bi/ islâhhâne açtırdı ve buna gelir te'mihine, şehrin imârına, türkçe ve fransızca ders okutacak bir îdâdî açılmasına teşebbüs etti. Fakat memleketin hayrına olan bu icraatı nazara alınmayarak ve kendi tâbiri ile, „Dersaâdetçe nazar-ı hoşnûdî ile görülmeyerek", birden-bire azledildi ( kânun 11. 1874). Onun bu defaki mâzûliyeti bir buçuk sene kadar sürdü. Bu müddet zarfında, İstanbul civarında tedârik ettiği arazi ile meşgul oldu.


Hersek hâdiselerinin vahametinin arttığı, Sırbistan ile Karadağ'ın bu isyan ve ihtilâllere karıştığı, bunun Bulgaristan ta? raflarına yayılmasının önlenemediği 1875 se" nesi yaz aylarında, pâdişâh Mahmud Nedim Paşa'yi ikinci defa sadârete tâyin ederken, Midhat Paşa 'yi da, 40.000 kuruş maaşı.ile, ikinci defa olarak, adliye nazırlığına getirdi (19 receb 1292 = 21 ağustos 1875 ). Fakat Midhat Paşa sadrâzamın icrââtını isabetli bulmuyordu : devlet borçlarına âit tahvilât faizlerinin. sorgusuz ve alacaklılara müracaat edilmeksizin, tenzil ve tevkif edilmesi. Hersek isyanının bütün Rumeli 'yi kaplaması tehlikesi karşısında Mahmud Nedim Paşa'nın rus sefiri İgnatyev'in tavsiyeleri ile hareket etmesi, onda bu hareketlerin deylet ve memleket için büyük fenalıklar doğuracağı şüphesini uyandır; mış ve bu sebep ile 29 şevval 1292 ( 28 teşçiık II. 1875 ) 'de, adliye nazırlığından istifa; ederek, çekilmiştir. Abdülaziz istifa sebebini sorduk; vakit, ona baş-mâbeyinci Hafız tv'ehmecl Bev ı?6 MİDHAT PAŞA. vâsıtası ile cevaben, „devlet idaresine dâir muayyen bir kanun olmayıp, iktidara gelenlerin keyfî irâdesi ile vâkî icrââttan mülkî ve siyâsî işlerin muhtel olduğunu ve askerî nizamların bozulduğunu, mâlî işlerin ise, İslahı kabil olamayacak bir raddeye geldiğim ve bu hâllerden 3— 4 ay sonunda ne türlü vahim akıbetler zuhur edeceğini anlayan bir kimse için, sabır ve tahammül mümkün olamayacağını" söyleyen Midhat Paşa, kendine göre, diğer bir vazife, msl. bir vilâyet valiliği istiyor, belki de bu hareketi ile, her suretle zararlı saydığı Mahmud Nedim Paşa 'yi hükümet başından uzaklaştıracağını ümit ediyordu. Bununla beraber o, ne bir valiliğe gönderildi, ne de derhâl ümidi tahakkuk etti; ancak 5—6 ay sonradır ki, Mahmud Nedim Paşa 'nın, gerek mâlî işlerde, gerek dahilî meselelerde isabetsiz tedbirleri umûmî hoşnutsuzluk doğurup da, medreselerdeki talebelerin, umûmî efkârın his ve düşüncelerine tercüman o!arak, bir nümayiş tertip etmeleri, bâb-ı fetvaya ve Bâbıâlî 'ye gelmeleri üzerine, sadârette değişiklik yapıldı ve bu arada, Midhat Paşa, mâzûliyet maaşı ile, mecâlis-i âliye-ye me'mûr edildi { 24 rebiülâhır 1293 = 19 mayıs 1876). Çok geçmeden, Yusuf Kâmil Paşa 'nın infisah üzerine, şûrâ-ı devlet reisliğiue, ikinci defa olarak, tâyin edildi (12 cemâziyelevvel 1293 = 5 hazîran 1876). Mütercim Rüşdi Paşa 'nın sadârette bulunduğu bu sırada, Hüseyin Avni Paşa, Bursa 'dan çağırtılarak, tekrar ser-askerliğe getirilmiş, Abdülâziz 'in tahttan indirilmesini düşünen ve isteyenler onun şahsında kudretli bir icracı bulmuşlardı. Pâdişâha hatâsını söylemeğe kimsenin cesareti olmadığı gibi, söylense bile, onun tarafından kabul edilmek i h t i mâ l i de bulunmadığı için, her keşçe sa'tanat tebeddülü zarurî görünüyordu. Midhat Paşa da, Hüseyin Avni Paşa gibi, şahsî gareze dayanmadan, sâdece devletin hayatını devam ettirmek için, tek çâre bildiği meşrûtiyet usûlünün kurulmasına ancak Abdülâziz 'in saltanat tahtında bulunmasını mâni gördüğü için, hal'i tarafdarı idi. Bu esnada galeyan hâlinde bulunan efkâr-ı umûmiyeyi yatıştırmak hususunda ne gibi tedbir alınmasını kendisinden kızlar-ağası Cevher Ağa vâsıtası ile soran'valide Pertevniyâl Sultan 'a „umûm tebeanın hürriyet ve müsavatı ve vükelânın me'zûniyet ve mes'ûliyeti esâslarını şâmil bir kanunun hemen vaz'ı ve ilânı" yolunda bir lâyiha takdim ettiği gibi, sadrâzam Mütercim Rüşdi Paşa 'ya gönderdiği bir mektuptan anlaşıldığına göre, pâdişâha da „islâhât-ı cedîde ve muntazamanın icrası için" mütemâdî istirhamlarda bulunuyor ve bu hususta zât-i şahane bir taahhüt altına alınacak olur ise, tebdîl-i hareket etmenin, yâni Abdülâziz 'i hall'etmekten sarf-ı nazar eylemenin daha hayırlı o'acağı düşüncesini ileri sürüyordu. Fakat onun bu tavsiyeleri tutulmadı ve pâdişâh tahttan indirildi; bunu icra edenler arasında Midhat Paşa da bulundu. Mamafih o, Hüseyin Avni Paşa 'ya bu işte asker kullanmasının nizamları bozacağını ve caiz olmayacağını söylemiş ise de, umûmun arzusuna ve maslahatın tabi'î seyrine karşı koyamamış ve Rüşdi Paşa ile birlikte ser-askerlik dâiresinde yeni pâdişâha ilk bi'at edenler sırasında yer almış idi. Midhat Paşa bu suretle saltanat değişikliğinden asıl maksadın devlet ve milletin uğradığı buhran ve tehlike hâlinden kurtulması ile devletin idâre-i umûmiyesi için doğru ve sabit bir meslek ittihaz kılınması olduğunu, bunun için de tek çârenin meşveret, serbesti ve hürriyet esasları üzerine dayanan ve Avrupa 'nın ileri ve medenî hâlini meydana getiren bir kanûn-i esâsî ile idare usûlünün memleketimizde de tatbiki bulunduğunu düşünüyor ve böyle kanûn-i esâsînin, bir an evvel hazırlanarak, kabulünü istiyordu.


Hâlbuki Mütercim Rüşdi ve Hüseyin Avni Paşa'lar hazırlanmakta olan bu kanunun bâzı mühim maddelerine muarız oldukları için, cülus hattında bile bundan bahsettirmemişlerdi. Abdürrahman Şeref Bey 'in o zaman sadâret müsteşarı bulunan Said Efendi 'den naklettiğine göre, Midhat Paşa bu yeni kanunun gecikmesinden doğacak iç ve dış zararları sayarak, bir an önce tat-bika konulmasını istedikçe, sadrâzam kendisi hakkında „paşamız akılsız bir adamdır, alel'a-cele kaleme aldırdığı o kanun iptida kendi başını yiyecektir" diyor ve bu suretle bu işte Midhat Paşa kadar samimî ve heyecanlı olmadığını da gösteriyordu. Filhakika gerek Hüseyin Avni Paşa, gerek Mütercim Rüşdi Paşa, terakki fikrine karşı olmamakla beraber, pek esaslı değişikliğe razı olamıyorlar ve ileri fikirlerin reisi sayılan Midhat Paşa'nın hazırlattığı kanûn-ı esâsî lâyihasından telâş ediyorlardı. O, zamanın en mühim adamı olmuş idi. Devletin selâmeti, adetâ, Midhat Paşa 'nın başarısına veya başarısızlığına bağlı gibi görünüyordu. Bu esnada Abdülâziz, hal'inin 6. günü, Fer'i-ye sarayında intihar etmiş idi. Tahta çıkan Sultan Murad 'in ise, hastalığı uzuyor, Rumeli ihtilâli, Girid vak'aları serî hâl çâreleri bekliyordu. Bu meseleleri görüşmek üzere, bir akşam Midhat Paşa'nın konağında toplanan mec-lis-i vükelâ, Çerkeş Hasan 'in hücumuna uğramış, Hüseyin Avni Paşa ile hâriciye nâzın Râşid Paşa ve daha bâzıları öldürülmüş idi. Bundan sonra, yine pek mühim ve âcil bir siyâsî meseleyi müzâkere için Bâbıâlîde bütün vükelâ. »«7!r!«»r, ulemâ ve devlet ricalinin işMİDHAT PAŞA. 277 tirâki ile akdedilen umûmî meclis toplantısını, Midhat Paşa, bir fırsat sayarak, kanûn-i esâsî için evvelden hazırladığı müsveddeyi ortaya koymuş, daha sonra bâb-ı fetvada akdedilen mecliste de, bunun başlıca maddeleri çoğunluk ile kabul olunmuş, bâzı kısımlarının değiştirilip, düzeltilmesi için, yine Midhat Paşa 'nın reisliğinde bir komisyon kurulmuş idi. Pâdişâhın rahatsızlığının şifâ bulmayacağı anlaşılıp da, hilâfet ve saltanat makamına Abdülhamid II. gelince ( 1 eylül 1876 ), gayr-i resmî olarak, bu husustaki lâyihayı ona da takdim etti. Bunu esâs itibârı ile kabul eden yeni pâdişâh, „usûl ve istidâd-ı memlekete muvafık olmayan şeyler" vükelâ arasında müzâkere ve tâdil olunmak üzere, Midhat Paşa'ya talimat verdi (9 zilkade 1293=26 teşrin II. 1876 ). Bu sırada, Sırbistan ile muharebenin aldığı son durum ve bir Bulgaristan teşkili maksadı ile rusların harekete geçmesi İstanbul konferansına yol açmış, bir taraftan kanun-ı esâsî meseleleri, diğer taraftan siyâsî ve askerî hâdiseler sadrâzam Mütercim Rüşdi Paşa 'y1 bunaltmış idi ki, onun sıhhî sebepler ile istifası üzerine, Midhat Paşa ikinci defa sadârete geldi (3 zilhicce 1293= 19 kânun 1. 1876). Abdülhamid, bu münâsebet ile gönderdiği hatt-ı hümâyûnda, „bir yed-i iktidara tevdî-i idareye lüzum" hissettiği ve bu yüzden „sıfat-ı mat-lûbe ve müstakimeyi eâmî" olan Midhat Paşa 'nın „uhde-i hamiyetine" mesned-i sadâreti tevcih" eylediğini bildiriyordu. Diğer taraftan Mah-mud Kemâl İnal 'm gördüğü bir muhtıraya göre ise, pâdişâh, onu „hasbez zaman ve bizzarûre" bu mevkie getirmiş idi. Mamafih böyle buhranlı bir zamanda Midhat Paşa 'nın sadârete geçmesinin en muvafık bir tedbir olacakını bizzat Rüşdi Paşa pâdişâha telkîn etmiş ve böylece umûmî efkârın arzusuna da tercüman olmuş idi. Dâhilde ve hâricde itibârı büyük olan ve hürriyet-sever türkler tarafından istendiği kadar, şark meselesinde Osmanlı devletini tutan devletlerce de müsait karşılanan Midhat Paşa 'nın sadrazamlığından büyük faydalar beklenmekte idi. ingiltere'nin o zamanki İstanbul sefiri Sir Henry Elliot hükümetine gönderdiği bir mektupta, onu Türkiye 'nin yetiştirdiği büyük adamların en faali ve en hürri-yet-perveri olarak tavsif edip, pâdişâh ile sadrâzamların iktidarlarının üstünde bir meşrûtiyet idaresine tarafdar bulunduğunu ve hürri-yetseverlerin tek selâmet ümidi olduğunu bildirdiği gibi, Bismark da, bir münâsebet ile, Midhat Paşa'yi asrın büyük adamlarından saydığını ve şark meselesinin, onun iktidara gelmesi ile, yoluna girebileceğine inandığını, ne istediğ'ni bilen ve maksatlarından zerre kadar inhiraf etmeden hareket eyleyen bir zât olduğunu bildirmiş idi. Midhat Paşa 'nın Avrupa umûmî efkârı tarafından tutulduğunun diğer bir delîli olarak da onun iktidara gelmesi ile, Osmanlı tahvilâtının Paris ve Londra borsalarında derhâl yükselmesi ve sadârette kaldığı müddetçe, mütemadiyen yükselmeğe devam etmesi gösterilebilir. Midhat Paşa 'nın sadârete geçmesi ile derhâl kanûn-ı esâsî tashihat ve tadilâtı tamamlandı.


Bu işte Midhat Paşa, bâ-zan geceleri sabahlara kadar çalışıyordu. Lâyiha meclis-i vükelâda müzâkere olunduğu sırada, pâdişâhın emniyet etmediği kimseleri sürebilmesi için, 113 maddeye tehlikeli bir fıkra ilâvesi hakkında bir irâde-i seniye çıktı. Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl Bey gibi, Midhat Paşa da bu maddenin konulmasına şiddetle aleyhdar idi. Bu yüzden müzâkereler ve çetin münâkaşalar yapıldığı sırada, bir gece Midhat Paşa 'nın konağında Midhat Paşa ile Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl Bey arasında oldukça sert bir tartışma oldu ve muarızlarının „biz böyle pejmürde bir kanûn-i esâsî istemeyiz" yolundaki iddialarına, o : „— Kanun her ne suretle tashihâta uğrasa, bunu nevâkısı ile beraber kabul etmek lâzımdır; anda görülecek nevâkıs ve zevâidi meclis-i meb-"ûsân mahiv ve isbâta muktedirdir " — diyerek, mukabelede bulundu. Bu suretle 113. maddeye böyle bir fıkranın konulmasına manî olmadı. 23 kânun I. 1876 (7 zilhicce 1293)'da, sadâretinin beşinci gününde, Bâbıâlî meydanında hatt-ı hümâyûn ile birlikte kanun 1 esâsî ilân olundu. Bu münâsebet ile Midhat Paşa, söylediği nutukta, devlet-i osmaniyede hürriyet, adalet ve müsavat devresinin başladığını, medeniyet-i hâzırayı te'min eden yeni kanunların mer'iyete girdiğini, vatanperver bir edâ ile, umûmî efkâra bildirdi. İstanbul 'un her tarafında görülen memnuniyet tezahürlerinde, halkın tertip ettiği nümayişlerde, pâdişâh ile birlikte, „Yaşasın Midhat Paşa!" sesleri duyuluyordu. Kanûn-i esasinin ilânı günü Haliç'te bahriye nezâretinde de İstanbul se. firler konferansı açılmış ve altı büyük devletin mümessil ve sefirleri ile, Rumeli ve Bul-garistan 'da mevcut ihtilaflı meselelerin müzâkeresine başlanmış idi. General İgnatief ve onu destekleyen ingiliz murahhası Salisbury sulhu te'sis etmek ve alâkadar oldukları bölgelerde istedikleri İslâhatı gerçekleştirmek hususunda konferans çalışmalarına engel olunmamasını ve kanûn-i esâsî ilânının ancak bir gösterişten ibaret bulunduğunu bildirirlerken, Midhat Paşa da, konferans kararlarının reddinin tabi'î ve zarurî olduğum' mâbeyine yazıyordu ; çünkü ona göre, meşrûtiyetin kurulması imparatorluk dahilînde yaşayan bütün 278 MIDHAT PAŞA. unsurların her birine, cins ve din ayrılığı gözetmeksizin, aynı hakları ve tam bir emniyet verecek, mevziî İslâhat tasarılarına ve teşebbüslerine lüzum bırakmayacak idi. Bununla beraber sadrâzam, ingiltere ve Fransa gibi memleketlerde fikirleri kazanmanın şart olduğunu ve oralara münâsip ve nüfuzlu kimseler (gönderilerek, konferans kararlarından doğacak mahzurları anlatmak gerektiğini de takdir ediyor ve nâfia müsteşarı Odian Efendi 'yi gönderiyordu. Konferans çalışmaları esnasında Salis-Bury 'nin bir anlaşma vukua gelmesi hususunda, bir taraftan murahhaslar, diğer taraftan Babıâli ve Midhat Paşa nezdinde gayretler sarfetmesi-ne karşılık, İngiltere sefiri Henry Elliot 'un hareket hattı, Osmanlı hükümetini mukavemete teşvik eder görünmesi ile ve ingiliz baş-vekili Disraeli 'ye de istinat ettiği zannolunması ile, Midhat Paşa bir az sert hareket etmekte idi. Salisbury 'nin bu meseleye dâir kendisine gönderdiği mahrem bir mektuba cevâbında ( 18 kânun II. 1877 ), o konferans kararlan ile „hukûmet-i şahanenin istiklâl, şeref ve haysiyetinin çok vahîm bir surette haleldar edildiğine kuvvetle kanı" bulunduğunu bildiriyor ve redd hususunda her kesin ittifak hâlinde olduğunu da ilâve ediyordu. Filhakika 19 kânun II. 1877 'de Bâbrâiî'de bir meclis-i umûmî akdedilip, bu mesele müzâkere ediidiği vakit, başta sabık sadrâzam Mütercim Rüşdi Paşa olduğu hâlde, kahir bir ekseriyet bu tekliflerin reddini heyecanla istemiş, hattâ âzâdan ermeni katolik rahibi Enfiyeciyan — „Bu teklifler islâh değil ifsaddır... Bu türlü tekliflerin reddi emrinde kâffemiz müttehiden ifnâ-i vücûd etm.ıliyiz" — demiş, yine hazır bulunanlardan Mekteb-i sultânı nâzın Sava Paşa da bu sözleri desteklemiş idi. Hülâsa Midhat Paşa 'ıra konferans kararlarını Babıâli vâsıtası ile reddederek, harbe 3-0! açtığı ve „makam-ı sadârete geldiği günden itibaren efkâr-ı islâmiyeyi... Rusya devleti ile muharebe etmeğe teşvik eylediği" yolunda, Abdülhamid II. 'in hükmü ve Cevdet Paşa 'nin buna benzer mütâleaları mübâlegaiı sayılmak lâzım gelir. Esasen Midhat Paşa bu kararları reddedilecek olursa, Osmanlı devleti lehine değ ştirileceğine hükmediyor ve ancak o zaman bu tavassut ve müdâhalenin ehven-i şer olarak kabûiünün düşünülebileceğine inanıyordu ki, sonradan vücûda getirilen Londra protokolü muhtevası, onun bu ümit ve temennisini kısmen gerçekleştirmiş sayılabilir. Fakat bu protokolün reddinden sonra doğan vahim neticelerin mes'ûliyeti, Midhat Paşa artık sadârette bulunmadığı cihetle, ona yükletüemezdi. Damadı Vefik Bey'in sözleri ve Nâmık Kemâl Bey'in Abdiilhal- H»mid Bey'e yazdığı mektubundaki ifâdesi de bunu desteklemektedir.


Midhat Paşa'nın Azli ve Sürgünü: Abdülaziz'den Abdülhamid'e Karşı Politik Mücadele

Midhat Paşa, Abdülaziz 'in tahttan indirilmesinde rol oynamış bir devlet adamı olarak, pâdişâha dâima şüpheli görünüyor ve Abdülhamid 'in ona karşı itimadsızlığı günden-güne artıyordu. Kendisi ise, hakkındaki emniyetsizlik sebebi ile, her an başına bir tehlike geleceğini düşünmüyor, gerek sözlerinde, gerek tavır ve hareketlerinde ih.iyatlı davranmıyor, hükümdarı kuşkulandıracak hareketlerden geri durmuyordu ki, bunun neticesi olarak, azil ve memleketten uzaklaştırılması gecikmedi. Bu ikinci sadâretinden azli için, umumiyetle şu sebepler ileri sürülmektedir: evvelâ Meşihat dâiresinde „asâkir-i milliye" adı ile, ilmiye mensuplarından bir sınıf asker tertibine girişilmesi, Ziya Paşa ile Nâm:k Kemâl Bey'in de içinde bulunduğu bir encümenin başına Midhat Paşa 'nin getirilmesi, millî askerin sadrâzam lehinde nümayişler yapması, bu hareketlerin muhalifler tarafından pâdişâhın vehmini arttıracak şekilde saraya duyurulmasıdır ki, çok geçmeden, millî asker ve onu teşkil eden encümen ilga edildi, ikinci sebep. Midhat Paşa 'nin Ziya Paşa ile Nâmık Kemâl Bey 'i tutması ve onları merkezden uzaklaştırmak isteyen pâdişâha karşı son derece himaye etmesi idi. Suriye valiliğine tâyin edilen Ziya Paşa'ya „mevkî-i me'mûriyt- tinin ehemmiyeti ile mütenâsip olmak üzere", birinci rütbe osmânî nişanı verilmesine dâir yazdığı tezkereye de redd cevabı verilmemiş idi. Daha bâzı mâruzâtının dinlenmemesi ve yaptığı inhaların nazara alınmaması, msl. mâiiye nazırı Gâlib Paşa 'nin idarede göiterdiği aciz sebebi ile azlini arzettiği hâlde, Abdülhamid'in onu âyân âzaiığına tâyin etmesi, Midhat Paşa 'nin ise, kavâim-i nakdiye işlerinin karışıklığı sebebi ile, hazînenin uğradığı zarardan meclis-i meb-'ûsanda bahsedilmesi muhtemel bulunduğu için, bu zâtın kendisini temize çıkarmadıkça n,eclis-i âyâna tâyininin uygun olmıyacağı cevabını vermesi ve bu arzının, sadrâzamın düşmanları tarafından istismar edilerek, „efendi mizi meb'ûsanla korkutuyor" gibi sözler söylenmesi azlini intâc eden sebeplerden sayılmaktadır. Midhat Paşa, bu hareketlerden münfair olarak, bir kaç gün işlere bakmadı; konağın-da kaldı. Amedci Mahmud Bey ( Mahmud Celâleddin Paşa ) 'e de : — „Ben istifa edecek değilim, pâdişâh beni azlederse etsin... Lâkin bu defâki infisâiim sabıklarına kıyâs olunmaz" — diyordu. Bu sırada saraya ağır bil tezkere yazdı. Bunda meşrûtiyeti kurmaktan maksadın istibdadı kaldırmak ve pâdişâh', vazifelerinde, ikaz ile mesul devlet adamlarıMİDHAT PAŞA. i79 nın vazifelerini tâyin ve millet efrâdj .arasında tam bir müsavat sağlamak olduğunu bildirmekte, bu hareketin şark meselesini iyi bir şekilde halletmek için, avrupalılara karşı gösterişten ibâtet bir hamle olmadığını, elbirliği ile ve gerçekten yurdun İslahına çalışmak lâzım geldiğini ilâve etmekte idi. 18 kânun II. 1877 tarihini taşıyan ve Midhat Paşa 'nın hatıratında bulunduğu gibi, o devrin ecnebi matbuatında da çıkan bu arızanın tasni edilmiş olduğunu, onun aleyhinde bulunanlar tarafından tertip veya M-dhat Paşa'nın bir yazısının bu suretle tahrif edilerek, ecnebi matbuata verilmiş olacağını, Mahmud Kemâl İnal kaydetmekte ve bu hususta babası Meh-med Emin Paşa'nın bir kaydını da, isbat sadedinde; zikreylemektedir. Mamafih Midhat Paşa nm mizaç ve seciyesi, doğru ve tok sözlülüğü düşünülür, kanûn-ı esâsî hükümlerine ne kadar bağlı bulunduğu göz önüne alınır ise, sadâretten azli arifesindeki rûh haleti içinde, buna çok yakın ifâdeler ile, pâdişâha arıza takdim etmesinin mümkün bulunduğu tasavvur olunabilir. Midhat Paşa 21 muharrem 1294 ( 5 şubat 1877 )'te saraya çağırıldı ve mabeyin feriki Said Paşa vâsıtası ile, mühr-i hümâyûn kendisinden alınarak, derhâl memleket dışına çıkarılmak üzere, Izzeddin vapuruna binmesi hususundaki irâde tebliğ edildi. Halefi olan Edhem Paşa 'ya yazılan hatt-ı hümâyûnda „Midhat Paşa'nın kanun-1 esâsî hükmünce, memâlik-i mahrûsemizden bâis-i tebâudü olan bâzı esbâbdan dolayı infisâü vuku bulmasına mebni" denildiğine göre, ona ağır suçlar isnat edilmekte idi ki, bu ithamların başında zaptiye nâzın Ömer Fevzi Paşa 'nın jurnalinde zikretiği „yakmda diktatör olacağı" hakkındaki sözler veya devleti cumhuriyet şekline sokmak istediği hakkındaki rivayetler bulunsa gerektir, Midhat Paşa azil ve yurttan uzaklaşma kararını sükûnet ile karşıladı ise de, Said Paşa 'nın kendisine pâdişâhın selâmı ile birlikte yakında tekrar istanbul 'a çağırılacağı hakkındaki vaad ve irâde-i seniyeye cevaben: — «Teessüf ederim kij İstanbul'a avdetimde ne şevketlû efendimizi saraylarda ve ne de bu mülkü yerinde görmeyeceğimden edilen hatânın o zaman derecesi anlaşılacaktır" — diye mukabele etmekten kendini alamadı ve ailesi ile görüşmesine meydan verilmeden, vapura bindi ve evvelâ Brindizi 'ye çıkarak, oradan Napoli 'ye gitti ve bir ay orada kaldıktan sonra, İspanya 'yi ve bilhassa Endülüs 'ü görmek istedi. Bir müddet de oraları gezdikten sonra, Paris 'e ve Londra 'ya gitti. Midhat Paşa 'nın azli ve sürülmesi umûmî efkâra bir çok resmî ilânlar ile duyurulur iken, bu hareketi haklı göstermek ve onun aleyhinde bir cereyan uyandırmak için çalışıldığı görülmektedir. Buna rağmen, münevver ve hürriyet tarafdarı çevrelerde, bilhassa yüksek tahsilde bulunan bâzı gençler üzerinde, fena bir te'sir yaptı ve protestolara sebep oldu. Keza, Avrupa siyâset çevrelerinde de müsait olmayan bir te'sir yarattı. Ancak İstanbul 'da Midhat Paşa 'yi sevmeyen bir takım kimseler, içlerinde Ahmed Midhat Efendi gibi, Midhat Paşa 'nın yetiştirdiği ve Dâr-ı şûrâ-ı askerî âzasından Kâzım Paşa gibi zâtlar da bulunan bâzıları, her hâlde padişaha hoş görünmek için, onun aleyhinde neşriyatta bulunmaktan veya yakışıksız bir şekilde onu hicvetmekten geri kalmadılar. O Avrupa 'da iken Osmanlı—rus harbi oluyor, kendisi de hâdiseleri uzaktan takip ediyordu.


Oralarda vatan ve memleketin hayrına bâzı temaslar yaptığı gibi, evvelâ mâbeyine, sonra da meşihata gönderdiği mektuplar ile, siyâsî güçlüklerin halli ve yapılması gereken işler hususunda düşündüklerini de bildirdi. Keza os-mEnlı devletinin hıristiyah tebeası hakkındaki inayetlerine ve Rusya 'nın hak ve insafa uymayan hareketleri hakkında, bir risale yazıp, fransızca ve ingilizce nüshalarını Avrupa 'da neşretti, daha sonra, İstanbul ( 1295 ) 'da Memâliki osmaniyenin mazı, hâl ve istikbâli adı ile basılmıştır. Abdüîhamid bir taraftan umûmî efkârın Midhat Paşa 'ya mütemayil olduğunu görerek, İstanbul matbuatında onun aleyhinde neşriyatta bulunulmasını te'min ediyor, diğer taraftan Avrupa 'daki ikametinin uzamasının, şahsı ve hükümeti hakkında müsait bir te'sir yaratmayacağını düşünerek, memlekete celbini istiyordu. Bu maksat ile, teşrifat nâzın Kemâl Bey ve Midhat Paşa arasında bir hayli mektup teâtî edilmiş idi. Nihayet 22 ağustos 1878 'de, Midhat Paşa 'nm İskoçya 'da Duc de Sadir'andy 'nin şatosunda misafir bulunduğu sırada, mabeyin başkâtibi Alî Paşa-zâde Ali Fuad Bey 'den pâdişâh tarafından affedildiği yolunda bir haber alması üzerine, Akdeniz sahillerinde mevki ve havası sıhhatine uygun olabilecek bir yerde ailesi ile birlikte oturmasına müsâade olunmasını istedi; Girit 'te oturması uygun görülerek, ayda 200 lira maaş tahsisi ve ayrıca 1.000 lira da yol harçlığı verilmek ve ailesi yanma gönderilmek sureti ile, isteği yerine getirildi. 28 eylül 1878 'de Hanya 'ya varan ve burada ailesi ile birlikte iki ay kadar kalan Midhat Paşa, bundan sonra Suriye valiliğine tâyin edildi. Onun bu vazifeye getirilmesi, Yemen ve Suriye vilâyetlerinin Mısır 'a 'Itihâkı için o sırada hidiv tarafından tahriklerde bulunulduğu yolunda bir rivayetin hükümete aksetmesi 28o MÎDHAT PAŞA. ve bunun önü alınmak üzere, pek fazla ıslâha ihtiyâcı olan Suriye eyâletinin, iktidar ve nufûz sahibi bir zâta tevdiinin o zamanki sadrâzam Saffet Paşa tarafından düşünülmesi ve bu fikri pâdişâhın da tasvip etmesi üzerine vuku bulmuş idi. Gerçi Midhat Paşa kendisinin „fikren ve cismen yorulmuş ve yaşının da şeyhuhate varmış" olmasını ileri sürerek, hiç bir hizmet ve me'mûriyet isteğinde bulunmuyor ise de, pâdişâhın bu iltifat ve inayetine îtizâr beyan etmeğe de cesaret edemedi ve Girit 'ten me'mûriyet mahalline husûsî surette gönderilen bir vapur ile, doğruca gitti. Ancak ona mabeyinden gönderilen telgrafta, yeni vazifesinde yapacağı icrââtı ve alacağı tedbirleri pey-derpey istizan etmesinin pâdişâhın irâdesi cümlesinden olduğu bildirilmiş idi ki, böyle bir idare tarzı onun meslek ve meşrebine hiç de uymuyordu. Bununla beraber Midhat Paşa oraya gider-gitmez, evvelce Tuna ve Bagdad valiliklerinde edindiği tecrübelerden de faydalanarak, büyük bir şevk ve azim ile çalışmağa koyuldu. Şam 'da, Beyrut 'ta ve bu bölgenin muhtelif yerlerinde harsî ve içtimaî müesseseler vücûda getirdi; vilâyetin imârına, yollar v. b. inşâsına çalıştı, Şam 'da bir islâh-hane vücûda getirdi, Trablus 'ta tramvay işletilmesini te'min ettirdi. Akkâ kalesin-deki gayr-i sıhhî ve gayr-i insanî şartlar içinde bulunan zindanı kaldırttı, hulâsa, kendi tâbiri ile, „Konya ve Ankara vilâyetlerinde ne yapılırsa, Suriye 'de de aynı ile onun icrasını iltizâm" eyledi. Fakat pâdişâh ondan dâima şüphe etmekte ve oraya gönderdiği hafiyeler ile, harekâtını kontrol ettirmekte idi. Mahmud Nedim Paşa gibi koyu bir muhalifinin dâhiliye nezâretine tâyin edilmesi, Cevdet Paşa, Mahmud Celâleddin Paşa, Nusret Paşa ve Sürûrî Efendi gibi, öteden beri kendine garez dolayısı ile aleyhdar bulunan kimselerin saraya yakın ve nüfuzlu mevkilerde bulunması, Midhat Paşa 'nın şevkini kırmakta ve onu yeise uğratmakta idi. Tekrar hizmetten affını rica etti ise de, kabul olunmadı. Bu esnada Maruniler ile Dürziler arasında Havran bölgesinde bir hâdise çıkınca, ingiliz ve fransızların birer tarafı tutması, Midhat Paşa aleyhinde Bâbıâlîye yersiz bâzı ihbarlarda bulunulmasına sebep olmuş idi. ingiliz elçisinin Suriye'ye yaptığı seyahat de bu türlü şikâyetleri arttırdı. Vilâyet mektup-çusunun islâhhâne kapısı üzerine yazdırdığı ibarede dâver ve hidiv tâbirlerini kullanması, Şam 'da tiyatro ve şehir bahçesi ihdasının halk tarafından büyük bir memnuniyet ile karşılanarak, «yaşasın Midhat Paşa" diye tezahüratta bulunmaları ve bu hâdiselerin Midhat Paşa 'nın şüpheli hareketlerine bir deiîl gibi gösterilerek ve onun Suriye 'yi zaptedip, müstakil bir hükümet kuracağı hakk>nda bir iftiranın saraya bildirilmesi, sabık ordu müşîri Hüseyin Fevzi Paşa 'nın Şam 'a gelerek, kendisinden kuvvetli te'minat alınması yolunda pâdişâhın bir irâdesinin tebliğ edilmesine sebep oldu. Hakkındaki şüphe ve tereddüdün de, vilâyetin hukûmet-i mümtâze şekline tahvili suretindeki söylentileri destekleyen icrââttan, ingiliz elçisine lüzumundan fazla saygı göstermesinden ve Cebel Lübnan 'in Suriye ile birleştirilmesine dâir rivayet olunan teşebbüslerden ileri geldiği bildiriliyordu. Midhat Paşa 'nın yeni bir istifaya teşebbüsüne meydan kalmadan, 27 şaban 1297 (4 ağustos 1880 ) 'de Aydın vilâyetine becayişi yapıldı ve ağustos sonlarına doğru İzmir 'e vardı. Midhat Paşa bu son vazifesinde bir seneden az bîr zaman kalabildi. Şahsını hedef tutan gayr-i müsait cereyanlardan müteessir olan yeni vali, muvasalatını pâdişâha ve devlete sadâkatini, hakkındaki isnâdları va fesadları mabeyin baş-kâtipliğine bildirdi ve maaşının arttırılmasını da diledi. Diğer taraftan, selefi Hamdî Paşa 'nın başladığı işlere devam ile, İzmir 'de zapt ve raptın takviyesine çalıştı. Bu sırada istanbul 'daki dostlarından endîşe verici mektuplar almakta, kendisinin ve diğer bâzı kimselerin bertaraf edilmesi ve imhası maksadı ile, Sultan Abdülaziz 'in intihar etmeyip, öldürüldüğü yolunda bir fesadın tertip ve kendisinin de bunda medhaldar olduğunun iddia edildiğini öğrenmekte idi. Mürettiplerin başında da yukarıda zikredilen aleyhdarları bulunuyordu. Bâzı dostları, hattâ bir kısım yabancı tanıdıkları, hazırlanmakta olan bu müşkil ve belâlı durumdan kurtulması için, Avrupa "ya gitmesini ihtar ve tavsiye ettiler ise de, buna ehemmiyet vermedi.


Bu sırada Sakız adasında vuku bulan zelzele münâsebeti ile, felâketzedelere yardım hususunda onun gösterdiği gayret, pâdişâh tarafından takdir olunmuş ve Ab-dülhamid 'in riyasetinde, bu maksat ile, toplanacak hey'ete Midhat Paşa da âza tâyin edilmiş, her hâlde bu türlü iltifatlar ile, avutulmak istenilmiş idi. Filhakika çok geçmeden yaver bin-başı Hüsni Bey adında biri, İzmir 'e gönderilerek, valinin hareketleri günü gününe takip edildi ve saraya bildirildi. Nihayet Said Paşa kabinesi, Midhat ve mütercim Rüşdi Paşa '1ar hakkında istintak hey 'etinin iddia ve ithamlarına istinaden, Midhat Paşa 'nın azli ve tevkifi ile, İzmir 'den getirilirken, vapurda sorguya çekilmeleri hususunu adliye nâzın Cevdet Paşa'ya havale etti (16 cemâziyelâhır 1298= 16 mayıs 1881 ). Bu maksat ile İzmir'e sûret-i MİDHAT PAŞA. 281 mahsûsada gönderilen Hilmî Paşa, Midhat Paşa hükümet konağının harem dâiresinde ailesi ile beraber uykuda bulunduğu sırada, gece yarısı burayı basarak, onu yakalamağa teşebbüs etti; fakat bu arada konaktan ayrılan ve hâdisenin dehşeti ile fransız konsoloshanesine sığınan valiyi bulamadı. Ancak mesele saraya ve hükümete aksettirildikten ve adliye nâzın Cevdet Paşa 'nın, vali vekili vâsıtası ile, fransız konsoloshanesi nezdindeki teşebbüslerinden ve te'minâtından sonra, izmir'deki bilcümle ecnebî konsoloslarının himâyesi altında bulunduğu bildirilen Midhat Paça, hayat ve namusuna halel gelmemek ve muhakemesi alenî olmak şartı ile, Hilmî Paşa 'ya teslim oldu ve kendisini almağa gelen İstanbul vapuru ile, bir kaç gün sonra, mevkuf olarak, istanbul "a getirildi. Yıldız 'da çadır köşküne götürülen Midhat Paşa 'nın buradaki mahbesinde de, Sii-rûrî Efendi 'nin riyasetindeki Abdüllatif Bey ve kurenâdan Râgıb Bey 'den müteşekkil istintak hey'etinin huzurunda, sorgusuna devam olundu. Haziran 1881 'de diğer maznunlar ile birlikte cereyan eden muhakemesi esnasında, Midhat Paşa vâkî isnadları, yâni Abdülaziz 'in dâmad Mahmud ve Nûrî Paşa'lar tarafından katlettirilmesi meselesinde, Midhat Paşa'nın da malûmat ve muvafakati bulunduğu yolundaki ithamı, uzun ve müdellel müdâfaası ile, çürüttü; muhakemenin larafgirâne bir şekilde cereyan ettiği ve bir çok noksanları bulunduğu noktası üzerinde durdu, fakat bunun netice üzerinde te'siri olmadı ve muhakemenin sonunda Sultan Abdülaziz 'in şehâdetin-de fâil-i müşterek olmak üzere, diğer maznunlar ile birlikte, idamına karar verild ği tebliğ olundu. Sadâret mâzûlleri, hey'et-i vükelâ, müşirler ve feriklerden mürekkep olarak, sarayda toplanan fevkalâde mecliste, mahkeme-i temyiz ceza dairesince tanzim olunan ilâm hükmünün icrası yahut hafifleştirümesi hususunda her kesin re'yi alındı ve ekseriyetin cezanın infazını ve ekalliyetin hafif [estirilmesini istediği görüldü. Pâdişâh, ekalliyetin re'yini tercih ederek, idam hükmünü sürgüne çevirdi; 28 temmuz 1881 'de, hükmün tebliğinden 31 gün sonra, tzzeddin vapuru ile ve Cidde yolu ile Taife gönderildi. Midhat Paşa 'nın Tâif 'teki sürgün hayatı 3 sene kadar devam etmiştir. Kendisi burada türlü mahrumiyet ve meşakkatler içinde kaldı. Şerîf Abdülmuttalib ile Hicaz 'a tâyin edilen vali ve kumandanlar, mahbusların kaçmaması için, bir çok tedbirler alıyor, onları lâyık olmadıkları muamelelere dûçâr ediyorlardı. Midhat Paşa bir kaç defa bundan şikâyet etti ve hacc için Mekke 'ye gitmesine müsâade olunmasını rica eyledi ise de, bu isteği kabul edilmedi. İzmir 'de oturan ailesi ile haberleşmesi de mümkür» olmuyordu. Kendisini avutmak için, bütün zamanını ibâdete, hadîs ve tefsir mütâleasına hasrediyordu. Kur'an *ı tekrar hıfzetmiş idi. Meşrûtiyetten sonra neşredilen hâtıralarını da bu sırada yazdı. Tâif 'te, mahbûsiyetinin üçüncü senesi sonunda, Midhat Paşa 'nın sağ kürek kemiğinde şirpençe çıktı.


Tabîp yüz-başı Mehmed Nâşid Efendi ameliyata lüzum gösterdi ise de, paşa buna razı olmadı; Mekke 'den hazık bir tabîp gönderilmesi istendi. Vali Osman Paşa buna ehemmiyet vermedi. Ancak felâket arkadaşlarının gayreti ile, yara iyileşti. Muhafızları tarafından defalarca zehirlenmesine teşebbüs edildi; müteyakkız davranılması sayesinde buna manî olundu. Nihayet 8 mayıs 1884'te, evvelce bu maksat ile hazırlanan ve bir yüz-başı ile bir mülâzim-i sânî, bir çavuş ve beş neferden mürekkep bir katiller zümresi, pâdişâhtan aldıkları emir üzerine, gece yarısı kapısını kırarak, odasına girdiler ve Midhat Paşa'yi boğdular; fakat tabîp Nâşid Efendi tarafından verilip, mâbeyine gönderilen raporda «şirpençenin vücûduna bahşettiği zaaf-? azîmden ve hıyarcığa müşabih diğer çıbandan vefat eylediği" bildirildi ve ölümü umûmî efkâra bu suretle duyuruldu. Ze.vceleri Naime ve Şehriban Hanım 'lar ile oğlu Ali Haydar Bey, kızları Memduha, Vesîme ve Sâbire Hanım'lar bu acı haberi İzmir 'de duymuşlardı. Midhat Paşa, ezcümle siyâsî hareketlerinde teennî ve ihtiyata riâyet etmemek, Avrupa siyâsî vaziyetine yakından vâkıf olmamak gibi, bâzı kusurları ile beraber, çok vatanperver ve iyi niyet sahibi bir devlet adamı idi. Bütün fiil ve hareketlerinin sâiki devletin hayır ve nef'i olmuştur. Bilhassa çok iyi bir vali olduğunda her kes müttefiktir; fakat serbest ve bâzı cür'etkârâne hareketleri, istibdat mu-hitlerince, onun cumhuriyet tarafdarhğı ile ithamına sebep olmuştur.

B i b l i y o g r a f y a : Ali Haydar Midhat, Midhat Paşa, hayat-ı siyâsiyesi. Tab-sıra-i ibret ( İstanbul, 1325 ) ; ayn. mil., Midhat Paşa. Mir'ât-ı hayret ( İstanbul, 1325 ); ingl. nşr. The Life of Midhat Pasha by his son Ali Haydar Midhat ( London, 1903 ); frns. nşr. Midhat- Pacha, sa vie, son oeuvre, par son fils Ali Haydar Midhat Bey (Paris, 1908 ); Yusuf Kamâl Beg Hatata, Mu-zakkirât Midhat Paşa ( Kahire, 1331 ); Leou-zon-le-Duc, Midhat Pacha (Paris, 1877); Benoit Brunswick, La verite sur Midhat Pacha ( Paris, 1877 ); A. Clician Vasıf Efendi, Son Altesse Midhat Pacha, grand vizir ( Paris, 1909); Un horrible assassinat commi 282 MİDHAT PAŞA — MİDİLLİ. sur l'ordre special da Saltan Abdul-Hamid II. Assassinat de Midhat Pacha d'apres les documents ofjiciels de la Jeune Turqaie ( nşr. Le Comite Ottoman d'Union et de Progres, Geneve, 1898); Midhat Paşa ve Da-mad Mahmud Paşa hazerâtının Sultan Ab-dülhamid'in emri ile keyfiyet-i şahadetleri ( Geneve, 1314 = 1896 ); Süreyya Rif'at, Midhat Paşa 'nm katilleri ( İstanbul, 1324 ); Fer-yâd ve figanlar ( İstanbul, 1326 ) ; Ahvâl al-davla 'l-'oşmâniya alsiyâsiya bi 'l-nazar ila 'l-mâzi va'l-hâl va 'l-istikbâl, ta'lif Midhat Paşa va kad tarcamahâ Halil Efendi alHSri ( Beyrut, 1879 ); Mehmed Rüşdi, Midhat Paşa 'nin vas'yet-nâmesi ve şehâdeti (İstanbul, 1325); Selânikli Faik, Midhat Paşa 'nm son seneleri ( Selanik, ts.); Ali, İstanbul 'da yarım asırlık vekayii mühimme ( İstanbul, 1325); A. D. Mordtmann, Stambul und das moderne Türkentum ( Leipzig, 1878 ), s. 82 v.dd.; Dempwoiff, Serail und Hoche Pforte ( Wien, 1879); Cari v. Sax, Ceschichte des Machtverfalls der Türkei ( Wien, 1908 ), s. 375 v dd.; Mahmud Kemâl İnal, Son sadrâzamlar (İstanbul, 1940), s. 315—414; Mehmed Zeki Pakalın, Midhat Paşa ( İstanbul, 1940); Bekir Sıdkı Baykal, 1293 meşrûtiyeti {Belleten, sayı 21—22); ayn. mil., Lord Salisbury 'nin İstanbul 'da fevkal'âde murahhaslığı ( D T C F mecm., II, sayı 4 ); Refik Fenmen, Midhat Paşa 'nın iktisadî icrââtı ( Türk iktisat cemiyeti tetkikler serisi, nr. 1, Ankara, 1942 ); Bekir Sıdkı Baykal, 7577 harbi ve bununla ilgili mes'eleler hakkında bâzı vesikalar ( Tarih vesikaları, sayı 3, 1941 ); Süleyman Paşa, Hiss-i inkılâp (İstanbul, 1326); Said Paşa, Hâtırat I ( İstanbul, 1328 ); Ahmed Râsim, İstibdattan hâkimiyet-imillîyeye( İstanbul, 1925 ); Osman Nurî, Abdüthamid-i sânı ve devr-i saltanatı ( istanbul, 1327 ); Ahmed Sâib, Abdülhamid'in evâil-i saltanatı (Kahire, 1326); ayn. mil., Tarih-i Sultan Murad-ı hâmis (Kahire, ts. ); ayn. mil., Vak'a-i Sultan Abdül'aziz (Kahire, 1320); Mehmed Memdulı, Esvât-ı sudur ( İzmir, 1328 ); ayn. mil., Mir'ât-ı şuûnât (İzmir, 1328); İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Midhat ve Rüşdi Paşa 'ların tevkiflerine dâir vesikalar (TTK, Ankara, 1946); ayn. mil., Midhat Paşa ve Tâif mahkûmları (TTK, Ankara, 1950); Mahmud Celâleddin Paşa, Mir'ât-ı hakikat (İstanbul, 1326); Abdurrahman Şeref, Tarih musahabeleri (İstanbul, 1339 ). ( M. TAYYİB GÖKBİLGİN.)