Nejat Göyünç’ten Tayyib Gökbilgin'e 23.6.1958 Tarihli Mektup

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
12.20, 6 Şubat 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 202 numaralı sürüm ("Çok Muhterem ve Sevgili Hocam, Göndermiş olduğunuz mektubu iki hafta kadar önce almıştım. Sık sık mektuplarımı cevaplandırmak lütfunda bulunduğunuz için ne kadar teşekkür etsem azdır. Dr. Dahinten’den hiçbir haber alamadım ben. İran’a gittiği muhakkak. Lakin buradan ne zaman hareket etti, İstanbul’dan ne zaman geçti bilmiyorum. Eğer oradan geçerken aradı ise yine sizin haberiniz olmuştur. Ben buraya gelip biraz muhit..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Çok Muhterem ve Sevgili Hocam,

Göndermiş olduğunuz mektubu iki hafta kadar önce almıştım. Sık sık mektuplarımı cevaplandırmak lütfunda bulunduğunuz için ne kadar teşekkür etsem azdır.

Dr. Dahinten’den hiçbir haber alamadım ben. İran’a gittiği muhakkak. Lakin buradan ne zaman hareket etti, İstanbul’dan ne zaman geçti bilmiyorum. Eğer oradan geçerken aradı ise yine sizin haberiniz olmuştur.

Ben buraya gelip biraz muhite intibak ettikten (çevreye alıştıktan) sonra, Profesör Schramm’ın görüşmemi tavsiye ettiği Profesör Heinz ile görüşmeden önce, kütüphanelerdeki Türk Tarihi ile alakalı kitapları gözden geçirip ona göre tedarikli gitmeyi düşünmüştüm. Onun için birkaç haftadan beri umumi kütüphaneye gidiyorum. Şehir ve üniversite kütüphaneleri bir arada. Historica Turcica diye kalın bir katalog var. Oradaki kitapların %95’i Türkçeden gayri (başka) dillerle yazılmış olanlar. On yedinci asra kadar olanların da ekseriyetini Latince olan kitaplar teşkil ediyor. Bizim vakanüvis tarihlerinin bile tamamını göremedim. Naima hiç yoktu, Raşid’in iki cildi eksikti, diğerleri de bunun gibi...

Profesör Heinz’in dersleri ise yalnız haftada iki saat Farsça, iki saat Türkçe. Bu kurslar da biri yeni başlayanlar için, diğeri biraz ilerlemiş olanlar için. Onun için şimdilik Profesör Schramm’ın takrirleri hariç devam ettiğim dersler Almanca kurslarıdır. Başlangıçta takrirlerde münferit (tekil) kelimeleri anlayabiliyordum, şimdi esas konu hakkında az çok fikir sahibi olabiliyorum. Kış sömestrine kadar Almancamı ilerletmeyi, kitaplardan da neler mevcut ayrıca öğrenirim, ona göre dersler seçerim. Şimdiki durumda Latince öğrenirsem daha faydalı olur diye düşünüyorum. Belki birlikte Farsça da alırım. Böylece iki yardımcı olur. Katalogda Latince kitapların isimlerini okuyup anlayabiliyorum, cesaret veriyor.

Talebe Müfettişliği kanalı ile Deutscher Akademisches Austaus Chdienst tarafından da üniversitenin yaz kurslarından birine devam edebilmem ve bir haftalık -Berlin’e- bir tetkik (araştırma) gezisine katılabilmem için iki de burs verildi, 450’şer Marklık. Tabii talebe maaşımı da bu müddet zarfında alıp alamayacağımı bilmiyorum, fakat herhalde tatilde boş yere vakit israf etmiş olmam. Berlin’e gidince de mümkün olursa meşhur kütüphanesine de giderim, bilmiyorum, doğu bölgesinde mi batıda mı?..

Eski odamda ailece oturmama müsaade edilmediği için bu defa şehre otobüsle on beş dakika mesafede bir başka oda buldum. Lakin yaz tatili esnasında şehir içerisinde bir mekân bulmaya gayret edeceğim. Burada sömestrler ve tatiller Türkiye’dekine uymuyor. Yaz sömestri Mayıstan, Temmuz sonuna kadar devam ediyor. Ben de Ağustosta tekrar ev arayacağım. 28 Ağustos ile 3 Eylül arasında Berlin seyahati, 4 Eylül ile 26 Eylül arasında da katılacağım kurs var (Deutschesleben und Deutsche Sprache) kursun adı.

Allah kısmet ederse hanım ve çocuklar da bayram ertesi burada olacaklar. Belki gurbet acısını biraz daha az hissederim. Nedense yabancı diyarlar -bir şeyler öğrenmek arzusuyla katlanıyorum- hiç hoşuma gitmiyor benim. Memleketimiz bütün yokluklarına rağmen bin defa iyi... Bunlar teknik sahada, ilim sahasında bizden şimdi ileri, ona şüphe yok. Lakin insanlık bakımından, zihniyet bakımından herhalde geri... Amerikalılar da öyle idi. Kristall adlı on beş günlük bir mecmuada İstanbul’un Fethinin yıl dönümü münasebetiyle bir yazı çıkmıştı, okudum. Öyle bir dini vecd içinde yazılmış ki, nerede ise haydi gidip kurtaralım, diyecekler gibi geliyor, insana. Bizim elimize geçtiği için İstanbul Hıristiyanlık namına esef ediyorlar. Tabii fetih esnasında da yağmagerliğimizden, (yağmacılığımızdan) katliamdan da bahsediyorlar. Halbuki bize barbar derken, İkinci Cihan Harbi’nde ve harp arifesinde Almanların, Cezayir’ de Fransızların yaptıkları halen günün mevzuları...

Garp (Batı) yirminci asrın ikinci yarısında bu taassup içerisinde olduktan sonra Kıbrıs -yarısını dahi olsa- bize neden vermek istemediklerini insanın anlayabilmesi için ârif olmaya lüzum yok. Biz de yok yere Birleşmiş Milletlere, Amerika’ya, Nato’ya bağlılığımızı her fırsatta izhar eder dururuz. Halbuki bir tehlike, bir harp karşısında eğer Batının menfaati varsa bize yardım edeceklerdir, yoksa ittifaklardan dolayı değil...

Mektubumu boş yere uzatmayayım. İnşallah bir gün memleketimizin Batı’ya daha az muhtaç bir duruma girdiğini görürüz.

Bilvesile cümleten Kurban Bayramınızı da tebrik eder, ellerinizden öperim. Hanımefendiye de en derin hürmetlerimi arz eder, küçüklerin gözlerinden öperim, efendim.

Nejat Göyünç

Adresim:

Lengleru bei Göttingen

160 bei Ische