Basra

Gökbilgin Kütüphanesi sitesinden
16.23, 7 Temmuz 2024 tarihinde Gokbilgin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 3448 numaralı sürüm
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

BASRA. AL-BAŞRA

Basra, Irak'ın güneyinde il. Merkezi Basra kentidir.

İlk Yıllar

(Avrupa'da Orta Çağ'da Balsora adı ile bilinirdi; bugün Batı dillerinde ekseriya Bassora şeklinde yazılır), Irak ülkesi dahilinde Bağdat'ın 420 km. güneydoğusunda Şatt al-Arab üzerinde ticaret şehridir. Irak'ın iki büyük ticaret yolu olan Fırat ve Dicle nehirlerinin kavuştuğu batıdan, yani Necef ve Suriye (Boşra) tarafından gelen çöl yolları ile İran yaylasından gelen yolların karşılaştığı Basra Körfezi sahilini al-Bataih bataklıklarından ayıran eşik üstünde, kadim devirlerden beri birçok mühim şehirler bulunmuştur. İskender zamanında adı geçen Diritidis (Teredon) şehri bu civarda aranmalıdır. Araplar burada Hurayba isminde bir mevkî bulmuşlardı ki, sonraları burası Basra'nın bir dış mahallesi olarak tanındı. Bununla beraber Basra, Araplar tarafından yeniden kurulmuş bir şehirdir. Birçok ehemmiyetli yolların kavuştuğu, hususiyle Irak'a deniz yolu ile girmek teşebbüslerine karşı pek hâkim bir vaziyette bulunan bu havalinin işgali fatihler için askeri bir zaruretti. Bu mevkide, daha 14 (635) yılında kurularak, sonradan terkedilmiş olan bir ordugâhın bulunduğu yerde, halife Ömer'in emri ile Utba b. Gazvan tarafından yeni şehir tesis edildi (16 = 637 yahut 17 = 638). Basra, Arap ordusu için bir depo yeri olmak üzere kurulduğu için, nehrin batısındaki bozkır ile nehrin vadisi arasında ziraate elverişli, suya ve otlaklara yakın bir mahal seçilmiştir. Bu yeni şehir adını, üzerinde bulunduğu zeminin tabiatından almıştır; al-basra, "yumuşak, kefekî (küfekî) taşı" demektir. Meskenler evvelâ basit kamış kulübelerden ibaret idi. Ebû Musa al-Aş'arî kerpiçten bir cami bina ettirdi ki, bu bina çok geçmeden pişmiş tuğla ile yeniden inşa edilmiştir. Bağdat, Samarra ve Rakka'dakiler gibi, taş direkler üzerinde bina olunan bu camiden başka, bilahare birçokları daha inşa edilmiştir ki, bunlardan üçü bugün mühim bir kısmı harabe yığını hâlinde bulunan eski Basra'da mevcuttur. Ömer zamanında şehir, kanallar açılarak nehre bağlandı. Basra şaşılacak bir süratle inkişaf etti. Her vesile ile ayaklanan ahalisi, daha ilk zamanlardan itibaren, İslam tarihinde bariz bir rol oynamıştır. Aişe ile Talha ve Zübeyr, kendilerini Hurayba civarında vuku bulan Cemel Muharebesi'nde mağlup eden Ali'ye karşı 36 (656) yılında Basra'dan hareket etmişlerdi. Bugün dahi o civarda bulunan bir mahal, o muharebede ölen Zübeyr'in adı ile yad edilmektedir ki, şimdiki şehirden 2 saatlik mesafede bulunan bu eski Basra bugün, hem bu sahabenin (Zübeyr b. al-Avvam) hem yine o zaman ölen diğer sahabenin (Talha İbn Abd Allah) türbelerinin bulunması ile maruftur. Horasan'ın bu şehirden idare edilmiş olması, Basra'nın Emevîler zamanındaki ehemmiyetini belirten bir delildir. Devletin mukadderatı için mühlik olan kabile rekabetleri, Basra'da pek erkenden zuhur etti. O suretle ki, Muaviye'nin son zamanlarında, Ezd'ler gelip şehirde yerleştiler ve Tamimler ile Kaysler aleyhine Rabia'lar ile birleştiler. Araplara birçok "mevali"nin de iltihakı ile nüfusu pek ziyade artmış olan şehirde (daha hicretin 50. yılında bile Basra'nın nüfusu 200.000 kadar tahmin ediliyordu), asayişi muhafaza etmek için Emevi devletinin en muktedir memurlarını kullanmak icap etmişti. Haricîlerin tahrikatı da inzimam ederek asayişsizlik son hadde vardı. Yakınındaki Kufe şehri gibi, Basra da dâhilî harp için gayet müsait bir zemin teşkil ediyordu. Emevi hâkimiyetine karşı en tehlikeli kıyamlar, ekseriyetle...

Basra Müzesi

Basra'da yahut bu şehrin civarında zuhur eyledi. Böyle olmakla beraber Basra, Abbâsîlerin muzafferane yürüyüşüne karşı, Ali taraftarlığı fikrinin çoktan beri kuvvetle yayılmış olduğu Kufe’den daha ziyade mukavemet etti. Basra, ikbalinin en yüksek derecesine Abbasîler devrinde vardı; dış mahallesi olan al-Ubulla ile beraber, uzaklara, tâ Çin’e kadar uzanmakta olan Arap deniz ticaretinin antreposu oldu. Şehri nehre bağlayan büyük kanallar, Nahr al-Ubulla ile Nahr Ma'kil, Basra'nın sokak ve bahçeleri içinde ekserisi seyr-i sefere elverişli birçok kollara ayrılıyordu. Biri Ubulla kanalı üzerindeki Kat' al-Kalâ, diğeri Sük al-Kabir ve üçüncüsü de Sük Bâbil tesmiye edilen 3 büyük meşhur sokak bulunuyordu (Kâtib Çelebi, Cihannüma, s. 351 vd.). O zaman mutad plana göre inşa edilmiş olup, kabileler için ayrı ayrı mahalleleri, ortada bir meydanı ve valinin sarayını ihtiva eden eski Basra'nın (Barthold, İslâm Medeniyeti Tarihi, trk. nşr. Köprülü, s. 45) batı kapısının (Bâb al-Bâdiya) yakınında bulunan ve “Mirbad al-Basra” denilen kervanların konakladığı büyük bir mahal mevcuttu ki, burası her taraftan gelen Arapların alışveriş yapmak ve şiir inşad etmek gibi ticaret ve kültür hareketlerine bir merkez vazifesi görürdü (Ahmed Hamdi, Usûl-i Coğrafya-i Kebîr, İstanbul, 1292, s. 353 vd.). Ubulla ve Ma'kil kanalları ile Şatt al-Arab arasında kalan adanın tam Şatt üzerinde ve güneydoğu köşesinde, bugünkü Basra’nın limanı olan “Aşşâr”ın yakınında bulunan Ubulla kasabası vardı ve burası, Ya'kûbi (Kitâb al-Baldân, nşr. de Goeje, Leyden, 1892, s. 323) ve diğer Arap coğrafyacılarının da işaret ettikleri gibi, büyük bir ticaret merkezi idi. Zaten Halife Ömer tarafından kurulup da, bütün Emevîler ve Abbasîler devrinde ilmî ve fikrî faaliyeti ile şöhret kazanan Kufe ve Basra'dan, birincinin evvelâ yavaş inkişaf etmesine, sonra da gittikçe ehemmiyetini kaybetmesine mukabil, ikincisinin süratle gelişmesinin ve bu suretle, bütün şark orta çağında ehemmiyetli bir ticari rol oynamasının başlıca âmili bu olmuştu. Bu eski Basra (Zubayr)’nın diğer bir liman mevkii de, ihtimal bugünkü Basra’nın yerinde bulunan, Fırat al-Basra veya Fırat al-Mizân idi ki, bunu kervanların hareket noktası olarak Plinius (Fr. Sarre, E. Herzfeld, Archeologische Reise in Euphrat und Tigris-Gebiet, Berlin, 1911, I, 249 vd.) tanımaktadır. Binbir Gece Masalları bize bu ticaret şehrinin pazarlarında ve kanallarında cereyan eden hayatın muhtelif tezahürlerini tasvir eder. İktisadî refaha muvazi olarak, manevi kültürde de büyük bir inkişaf görüldü. Camiler ile kütüphaneler hayatın fikri ve manevi ihtiyaçlarını tatmin ediyordu. Kufe ve Basra, Arap filolojisinin beşiği oldu. Kelâmcılar arasında Basra’da doğanlardan Emevîler devrinde yaşamış Hasan al-Basri ile, Eş’ari mezhebinin müessisi al-Aş’ari’yi zikretmek lâzımdır. Keza ilmî hayatın kaynaştığı faal bir merkez şeklini alan ve ilmî münakaşalarda ve hareketlerde mensubu bulunanlara Basriyün denilenler, yani Basra şehrine adı bağlananlar, arasında çok geniş ilmi ile şöhret bulan ve 869’da ölen Cahiz ile Faylâsüf al-‘Arab unvanını alan Kindi (ölm. 873) de sayılabilir. Serbest fikir sahipleri ictimalarını Basra’da akdederlerdi. IV. (X.) asırda İhvan al-Safa bu şehirde bulunuyordu. V. (XI.) asırda da Arap edebiyatının en parlak şahsiyetlerinden Makamat sahibi Hariri, yine Basra’nın evladıdır. Merkezi hâkimiyetin gitgide inhitatı Basra’nın ihtişamını da ortadan kaldırdı. 871 (257)’de âsî zenciler şehirde müthiş tahribat yaptılar. IV. (X.) asrın başından itibaren karmatlar, Irak için daimî bir tehlike teşkil ettiler ve 923 (311)’te Basra’yı yağmaladılar. Zaten Basra, hemen hemen bütün tarihi boyunca, bir parçası bulunduğu Irak kıtasının mukadderatına iştirak etmiş, kıtayı zapteden fatihlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bu memleketin maruz kaldığı her türlü karışıklığa sahne olmuştur. Abbasîlerden itibaren Irak, Türk tarihi ile daha sıkı bir alaka peyda eder ve kıtanın umumi durumu bu tarihin çerçevesi içinde yer almağa başlarken, Basra da gerek halifelerin âsî valileri idaresindeki hâli (bkz. mad. BARİDİ), Büveyhîlerin, Mazyâdîlerin zamanındaki vekayii, gerek Selçuklular devrindeki muharebeler ve Muntafikler gibi civar Arap kabileleri tarafından duçar olduğu akınlar ile türlü değişiklikler geçirdi ve Türklerle alakası bilhassa bu tarihten itibaren kuvvetlendi. Selçuk hükümdarlarının Basra’yı bazen ikta suretiyle bir emire tevcih ettiklerini görüyoruz.

Hanedanlık Mücadeleleri ve Şehrin Gelişimi

Geçmişte Basra Şehri (19-20. YY.)

Fakat hanedan mücadeleleri sebebiyle buraya fazla dikkat edilmediği için, şehrin sık sık bazı ümerânın ve civar kabilelerin yağma ve tahribine uğradığı vakidir. Bu sebeple ve 1225'te Hârizmşâhlılar tarafından yapılan, Bağdat'tan gönderilen yardım sayesinde bertaraf edilen taarruzda Basra büyük kayıplar verdi. 1258'de Moğol istilâsı, şehrin tarihinde yeni bir devrin başlangıcı olmuştur. Görünüşe göre kanalların ihmali yüzünden Hülagü ahfadı zamanında şehri başka bir yere nakletmek gerekmiştir. İbn Batuta, Basra'yı, önemli bir kısmı gayr-i meskûn, eski surları ve camileri kendi zamanında henüz ahâlisi bulunan mahallelerden bazen millerce mesafe uzakta kalmış bir halde buldu. Bu seyyah, şehri nehrin kenarında olarak tasvir eder ve Basra'nın hurmalıklarını çok metheder, ancak şehrin yalnız ekonomik değil, aynı zamanda fikrî sahadaki gerilemesinden de şikayet eder. Eski şehrin ortasındaki cami 'Ali'nin adını taşımasına rağmen, şehrin o zamanki halkı Sünni idi. Timur, Irak'ı istilâ ettiği vakit, Basra ve Cezayir'i de Bağdat'a bağlamış (krş. Huart, Histoire de Bagdad dans les temps modernes, s. 18) ve bunun idaresini torunu Mirza Abu Bekr'e vermişti. Bundan sonra Basra'nın idaresi Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf'a geçti. Bağdat ve Cezayir ile birlikte, bu sülâleden sırasıyla Şah Mahmûd, Mirza Cihan Şah, Pir Budak Bey'in hâkimiyeti altında kaldıktan sonra 1467/1468'de Uzun Hasan'a intikâl etti. 1508'de Safevî hükümdarı Şah İsmail, Akkoyunlulardan zaptetti (krş. Bağdat). İşte Abbasilerin inkırazından ve bilhassa büyük Selçuk İmparatorluğu'nun dağılmasından itibaren, Irak'a hâkim olup da, muhtelif Türk ve Moğol hükümetleri devrini kaplayan bu müddet zarfında, bütün kıtanın devamlı ve istikrarlı bir idareye sahip olmaması yüzünden, Basra ve etrafı da kâh bu hükümetlerin bilfiil işgali, kâh ikta suretiyle kendi taraflarından nasb-olunan emir ve hâkimlerin idaresi ve bazen de civar kabilelerin tahakkümü ile harp ve cidal sahası oldu.

Basra Osmanlı toprakları arasına 1538 (945) senesinde girmiştir. Gerçi bu tarihten 4 sene evvel, Kanunî Süleyman 'm Bagdad '1 zaptı ve orada 4 ay ikameti esnasında, Basra hâkimi Megamis oğlu Râşid bizzat gelerek itaat etmişse de (krş. Nişancı Celâlzâde, Tabakâi al-mamâlik fi daracât al-masâlik, Fatih kütüp., nr. 4423) var. 246 ; Âli, Kunh al-ahhâr, basılmamış kısımlar, Üniversite kütüp., T.Y. 2290/32, var. 245; Gülşen-i hulefa, istanbul, 1143, var. 61), oğlu Mân' 'i, vezîri Mîr Mehmed i ve kazaske-rini_Edirne'de Boğdan seferine hazırlanmakta olan padişahın nezdine gönderip, şehrin anahtarlarını takdim etmesi ve hutbe ile sikke padişah namına olmak şartı ile, vilâyetin yine kendisine bırakılması bu tarihtedir. Türk men-bâlaıının (Kâtib Çelebi, Cihannümâ; Evliya Çelebi, Seyahatnûme, I, 186; Aynî Ali, Risale, s. 9 ), evvelce ocaklık veya mülkiyet şeklinde verilirken, 1668 ( 1079) yılında eyâlet olup, bütün arazisinin valiye, 10 yüke bâlig varidatı ' ile, iltizam olunduğunu söyledikleri Basra 'nın ' yerli bir emîre tevcihi o zaman carî bir usûl iktizasından idi. Emîr Râşid, ilk zamanlarda devlete itaatte kusur etmemişse de, bilâhare ahdini bozmuş ve bunun üzerine, 1546 ( 9 5 3 ) senesinde Bagdad valisi Ayaş Paşa tarafından yapılan tedip hareketi neticesinde, firara mecbur kalmış, Basra, Bagdad a ilâveten, Ayaş Paşa 'nın uhdesine verilmiş ve ekseriya tenkil i hareketlerinden sonra, Bagdad valilerinin Basra i yi idareye memur edildikleri görülmüştür. Msl. IS49 ( 956 ) 'da Bagdad valisi Temerrüd Ali Paşa j Cezayir hâkimi 'Oleyyan-zâde'nin isyanını bastırdığı zaman, Basra da uhdesine verilmişti. Iran ile akdedilen Amasya muahedesi (1555) i ile, Basra hukuken de osmanlı topraklarına ilhak edilmiş ve muahedenin hükümleri şark hududundaki valiler ile Basra ve Küfe mütevellilerine bildirilmiş (Celâl-zâde, ayn. esr., var. 406 ), bununla o havalideki aşiretlerin, muhtelif bahaneler ile, Safevîlere baş vurmalarına nihayet verilmek istenmiştir. Osmanlı hâkimiyetine karşı koyanların ve mezhep bağları ile Safevîlere bağlı bulunan aşiretlerin Iran 'dan iki-debirde yardım talebinde bulunduklarını biliyoruz. Nitekim Bagdad ve Basra beylerbeyileri tarafından bâzı nahiyelere konulmuş ağır vergiler dolayısiyle (Gülşen-i hulefa, var. 64), 'Oleyyan-zâde'nin 1568 ( 9 7 5 ) 'de çıkardığı ve Bagdad valisi iskender Paşa 'nın şiddetle bastırdığı isyan ile (krş. Ali, ayn. esr.) 1598 (1006 ) 'de yine Basra havâlisinde vuku bulan Seyyid Mübarek isyanı, bunu açıkça göstermektedir. XVI. asır sonuna kadar Basra 'ya tâyin edilen beylerbeyileri arasında Kubad Paşa (1553 = 960), Derviş Ali Paşa (1563 = 970), Özdemir-oğlu Osman Paşa (1568=975), Mihalıçlı Ah-med Paşa (1587=995), Sinan Paşa (1591 = 999 ), Hadım Osman Paşa (1593 = 1001) vardır. Bunlardan birincisinin zamanında Hind denizinde faaliyette bulunan meşhur Pîrî Reis 'in, bâzı harekât yaptıktan sonra, Basra 'ya geldiği ve Kubad Paşa 'ma si'âyeti ile Kahire 'de idam edildiği malûmdur. Gene bunun zamanında, evvelâ Muıad Kaptan ve onun muvaffaki-yetsizliğinden sonra da, Şeydi Ali Reis (şaban 961 = temmuz 554 ) memur edilmişti ( Âiî, ayn. esr., tür. yer.). Ayrı bir eyâlet teşkil etmekle beraber, sefer vukuunda Bagdad beylerbeyilerinin kumandasında bulundurulan Basra beylerbeyileri, ocaklık suretiyle, muhafaza ettikleri memuriyetlerinde, muhtelif mezheplerdeki arap kabileleri ile mücadele yüzünden, fazla kalamamışlar, hattâ bâzan Basra da muhasaraya bile uğramışlardır. Taver-nier nin anlattığına göre, şehrin yakınlarına soBASRA. 3*3 kulan araplar ile hükümet makamları arasında, Basra ya bir fersah mesafeye kadar bütün sahra, arapların, şehir ise, türklerin hâkimiyetinde kalmak şartı ile, bir anlaşma yapılmışsa da, bunun tatbiki mümkün olamamış, nihayet bir beylerbeyi, mansıbını nüfuzlu bir yelliye 40.000 kuruş mukabilinde satarak, bu karışık vaziyetten kurtulmak istemiştir. Efrâsyâb adını taşıyan ve yerliler arasında büyük bir nüfuza mâlik bulunan bu yerli, büyük bir müsellâh kuvvet vücuda getirdiji gibi, adetâ müstakil bir hanedan kurmağa muvaffak olmuş ve bu hanedan zamanında Basra limanı Avrupa ticaretine açılarak, buraya sırası ile portekizliler, hollandalılar, ingilizler ve fransızlar gelmiştir. Ahmed I. 'den Köprülü 'lerin sadaret devirlerine kadar süren bu devre esnasında Bagdad da çıkan hâdiseler ile [ bk. BAGDAD ] diğer gaileler, Efrâsyâb ile oğlu Ali ve torunu Hüseyin Paşa lan hemen-hemen müstakil bir hâle getirmiştir (Niebuhr, göst. yer.}. Bagdad m Osmanlı devleti tarafından istirdadını müteakip, bu eyâletin valileri Basra da müstakillen hüküm sürenler ile mücadele etmişlerdir. Ali Paşa'nm 1645 (1055) 'te Bagdad 'a tabî Dekke kalesini zapt etmesi üzerine, Bagdad valisi Küçük Musa Paşa, kuvvet sevk-ederek, eski vaziyeti iadeye muvaffak olmuştur ( Gülşen-i hıılefa, var. 81). Daha sonra Lahsa beylerbeyi Mehmed Paşa nın şikâyeti üzerine, Bagdad valisi Murtaza Paşa, hükümet emri ile harekete geçerek, Hüseyin Paşa 'nın tahassun ettiği Kurna kalesini mahasara ve paşayı firara mecbur edip, Basra ya girmiş, fakat gösterdiği hırs ve tamâdan başka, Basra 'yi Bagdad 'a ilhak etmek emelinde bulunması, halkı ve civar kabîleleri ayaklandırmış ve Murtaza Paşa Bagdad 'a kaçıp, Basra 'ya, ahâlinin arzusu ve devletin muvafakafı ile, tekrar Hüseyin Paşa getirilmiştir (Naima, Tarih, VI, 116 v.d.; Silâh-dar, Tarih, I, 15 v.d.; Gülşen-i hulefa, 84 v.d.). Bu hâdiseden sonra cür'eti artan Hüseyin Paşa, Lahsa beylerbeyi Mehmed Paşa 'yi azil ve bu memleketi Basra ya ilhak ettirmiş, Mehmed Paşa 'nın, Mekke şerifi Zayd 'e iltica ile, vaziyeti o vasıta ile merkeze bildirmesi üzerine, Bagdad valisi Uzun ibrahim Paşa 'nm serdarlığı altında teşkil edilen kuvvetler Hüseyin Paşa üzerine gönderilmiştir. Hüseyin Paşa, Kurna'da şiddetli bir mukavemet gösterdikten başka, Muntafik şeyhi ile diğer aşiretlerin yardımını te'mîn eylemiş ise de, karışık hâdiseler neticesinde, Basra 'ya, civar kabile arspları hâkim olmuştur. Nihayet serdar, maiyetindeki kumandanlardan Diyaıbekir valisi İbrahim Paşa 'nm tavassutunu kabû! edip, Hüseyin Paşa ile bir anlaşma yapmış ve bu anlaşma mucibince, Hü->;yin Paşa 'nın devlete, peşi» olarak, 500 ve senevi 200 kese akçe vermesi, „rikâb-ı hümâyuna arzı ubudiyet etmesi", tacirlerden gasbettiği malları sahiplerine iade eylemesi, Basra yi oğlu Efrâsyâb 'a bırakması ve Lahsa 'ya da tekrar Mehmed Paşa nın getirilmesi kararlaştırılmıştır ( Gülşen-i hulefa, 94 v.d.; Râşid, Tarih, I, 126 v.d. ; Silâhdar, I, 473 v.d.). Mamafih Hüseyin Paşa, anlaşmaya rağmen, keyfî hareketlerinde devam ettiği için, yerine kethüdası Yahya Ağa 'nın tâyin olunduğunu ve bu tâyinin fi'len tat-bikma, mühimce bir kuvvetin başında olarak, Bagdad valisi Kara Mustafa Paşa'nın memur edildiğini göıüyoruz. Hüseyin Paşa mallarını ve j ailesini İran 'a gönderip, Kurna kalesinde ken-; dişini müdafaaya çalışmışsa da, mağlûp olarak, kaçmış ve Basra 'r.m idaresi Yahya Paşa 'ya tevdi edilmiştir ki, Basra 'nın diğer eyâletler gibi idaresi, bu tarihten başlamaktadır. Kara Mustafa Paşa tarafından, Basra kalesinin muhafazası için, 1500 yeniçeri tâyin edilmiş, 3.000 kadar yerli kulu tahrir olunmuş, tamire ve cephaneye muhtaç kaleler tesbit edilmiş, Basra eyâletinin fazla varidatı ile mâmur mülhakatının yerli kulu ulufesine mütehammil olduğu ve defterdar ile müstakil muharrire ihtiyacı bulunduğu İstanbul'a bildirilmiştir. Fakat 1668 (1079) 'de Yahya Paşa ve 1670 ( ıo8ı ) ' t e Kapıcıbaşı Mustafa Paşa, vilâyet iradının ancak devlete verilmesi lâzım gelen 200 keseye kâfi geldiği, fakat yerli kulu ulufesine kâfi olmadıkı ve müstakil muharrir ve defterdara ihtiyaç bulunmadığı iddiası ile isyan etmişlerdir. Bunlardan birincisi Bagdad valisi tarafından mağlûp ve firara mecbur edilmiş, ikincisinin istifasından sonra, bizzat Kara Mustafa Paşa uzun uzadıya tetkiklerden sonra, mîrî, vakıf, mülk ve mu aflarını, şer'î öşürler ile örfî resimlerini tes bit ettirmiş, irâd ile masraf arasında mümkün mertebe bir muvazene yaptıktan sonra, tahrir defterlerini Basra hazinesine koyarak, suretlerini istanbul 'a göndermiş ve memnuniyeti celb eden bu hareket neticesinde kendisine Basrr eyâleti tevcih edilmiştir.


Bu tarihten itibaren 20 sene kadar süren sükûnet devresinde vali lerin sık-sık değiştirildiği görülmektedir. 169c ( noı ) tarihinde zuhur eden veb& salgını bü yük telefata sebebiyet verdiği gibi, vergi tah silinde vali ile reaya arasında çıkan ihtilâflara Muntafik aşireti de karışmış, vali Ahmed Paşa öldürülmüş, Bagdad valisinin kumandasında gönderilen kuvvetler de Muntafik şeyhi Mâni tarafından mağlûp ve firara mecbur edilmiştir. Bu sırada devlet, garp hudutlarında büyük meseleler ile uğraştığından, Irak işlerine lâzım olduğu kadar ehemmiyet verememiş, Mâni' 'a is-timâlet-nâme verdikten başka, mevcut timarla-rına bir mikdar daha ilâveler yapılarak, meşeİH BASRA. lenin yatıştırılmasına çalışılmışsa da, bu havalide sulh ve sükûnun avdeti için, 1700 senesine kadar beklemek icap etmişti. XVIII. asrın başına kadar Basra havâlisinde karışıklığın devam ettiği ve Karlofça muahedesinden sonra, devletin Irak meselesini, kat'î olarak, hâlle karar verdiği anlaşılmaktadır. Filvaki, evvelâ Muntafik şeyhi Mâni 'in, sonra aralarında zuhur eden ihtilâf sebebi ile, Hüveyze hanı Parac Allah 'm tegallübüne mâruz kalan ve daha sonra da (1696 = 1108 ) iranlıların eline geçen Basra ve Kurna yi geri almak ve burada devlet hâkimiyetini iade etmek için, 1700 ( 1112 ) 'de, Bagdad valisi Daltaban Mustafa Paşa kumandası altında, büyük kuvvetler toplanmış ve bu seferin hazırlıkları, ince teferruatına kadar, düşünülerek, harekât başlamıştır. Daltaban Mustafa Paşa, maiyetinde kendi kuvvetlerinden başka, Diyar-bekir, Şehrizor, Halep, Sivas, Karaman, Birecik ve Amasya gibi yerlerin paşaları ve askerleri ile birlikte yola çıkmış, Birecik iskelesinde 120 büyük ve küçük sefinenin inşa ve teslih edilmesi ferman olunmuş ve bütün bu kuvvetler Basra ya doğru yürürken, kabîle şeyhleri de birer birer gelip, dehalet etmişlerdir (bu seferin tafsilâtı için bk. Bayezid umumî kütüp., yazm. nr. 4935, tür. yer.). O sırada iranlıların Basra muhafızı Davud Han, serdara mektup gönderip, vilâyetin tesliminde ayak sürümek istemişse de, buna ehemmiyet verilmeyerek, Ali Kuh ve Abdürrahim yüzbaşıların bulunduğu Kurna ele geçirilmiş, Davud Han da Basra'dan alelacele kaçmağa mecbur kalmıştı. Basra tarihinde yeni bir devir açıp, „Heme-dan fatihi" ve „Eyyûbî" lâkapları iie meşhur olan Hasan Paşa'nın bu vilâyete tâyinine kadar geçen ve 20 sene kadar süren zamanda, en ehemmiyetli hâdise olmak üzere, Muntafik şeyhi Mâni1 oğlu Mağâmis 'in isyanı ve Bagdad dan gönderilen kuvvetler ile tenkili göze çarpmaktadır (1707—1709). Hasan Paşa ile oğlu Ahmed Paşa, Bagdad 'a ilâveten, Basra valiliği de yapmışlar ve kendileri Bagdad 'da oturup, Basra yi, kölelerinden bir mütesellim vasıtası ile, idare etmişlerdir. Uzun müddet Irak havâlisinde hüküm süren ve bütün kabileleri itaat altına almağa muvaffak olan bu iki valinin zamanları ile Ahmed Paşa'nın ölümünden (1747 ) sonra, Bagdad 'da baş gösteren kölemen idâresinin inkırazına ( 1831 ) kadar, Basra'nın mukadderatı Bagdad 'a bağlı kalmıştır [ bk. BAGDAD ]. İlk kölemen valisi olan Ebû Leyle Süleyman Paşa zamanında Basra 'yi alâkadar eden en mühim hâdise, Şeyh Bender 'i başa geçirmek ve diğer kabileler ile ittifak etmek sureti ile, isyan eden Muntafik aşiretinin te'dibi (1749) ile Şatt al-'Arab kaptanı olup, Muntafik aşîreti ile birleşerek, ayaklanan ve sonra ele geçirilen mîr-i mîrân Mustafa Paşa hadisesidir (krş. İzzî, Tarih, İstanbul, 1199, var. 197 ; Davhat al-vuzara ; Vâsıf, Tarih ve onda naklen Huart, ayn. esr., s. 160). 1772 (u86)'de, Basra dâhil olmak üzere, Irak'ta çıkan veba salgını büyük telefatı mucip olmuş, kölemen idâresinin zâtından ve Kür-distan 'daki karışıklıklardan istifâde eden Zend Kerim Han, kardeşi Sâdık Han vasıtası ile, mütesellim Süleyman Ağa tarafından müdafaa edilen Basra yi muhasara ettirmiş, bir seneden fazla süren muhasaradan sonra, şehir iranlıların eline düşerek ( 1776 = 1190), 3 sene onlarda kalmıştır. Sâdık Han Basra dan alacağını alıp mütesellim, defterdar ve gümrükçüyü Şiraz "a göndermiş, Basra nın idaresini de biraderzâdesine, Ali Mehmed Han a bırakmıştır. Yaptığı yolsuz işler ile halkı soğutan hu zat, kendisine boyun eğmeyen Muntafik şeyhi ile çarpışmağa mecbur olmuşsa da, muvaffakiyet te'min edememiş, mamafih, Basra'nın iranlılar tarafından tahliyesine kadar, burada kalmıştır. Zend Kerim Han 'in vefatı ( 1779 ), Basra yi eski sahiplerine kavuşturduğu gibi, İran da itibar gören mütesellim Süleyman Ağa da avdet ederek, Bâbıâliye müracaat etmiş ve istidasına muvafık cevap alarak, Basra valiliğine ve bir az sonra da, Basra ile birlikte, Bagdad valiliğine geçmiştir ( bk. BAGDAD; Cevdet, Tarih, I, [V, VIII, fihrist). Büyük Süleyman Paşa zamanında, Hindistan da Misur sultanı Tipo tarafından gelen elçilerin, bir Hind limanına mukabil Basra'nın hiud-lilere kiraya verilmesi yolunda Osmanlı hükümetine müracaatları (Cevdet, Tarih, III, 282 v.d.) ile Basra mütesellimi Mustafa Ağa 'nın, Basra mukataaları ve Şâvî-zâde meseleleri ile alâkadar olan isyanı, bu isyanın tenkili (1789 = 1203) ve daha sonra mütesellimlerden Selim Ağa vakası (1810 = 1225 ), Basra tarihinde kaydedilecek hâdiselerdendir. Son kölemen valisi Davud Paşa, gerek Basra da ve gerek civar aşiretler arasında, büyük bir nüfuz tesis etmiş, kölemen ocağı yıkıldıktan sonra, Basra uzun müddet, Bagdad 'a tabî kalarak, Bagdad valilerinin mütesellimleri tarafından idare edilmiş ve tarihi de Bagdad tarihine bağlı kalmıştır. OSMANLILAR DEVRİNDE BASRA. Zamanla ehemmiyetini kaybederek, daha şarka, Şatt al-'Arab sahiline yakın bir yere, naklolunmuş bulunan bugünkü Basra, eski Basra 'ya 8—10 km. mesafede, fakat Şaft al-'Arab 'dan da 3 km. kadar garptadır. Birbirine muvazi 3 kanal, şimalde Nahr al-Handak, ortada Nahr al-'Aşşâr ve cenupta Nahr Hörah, Şatt al- 'Arab 'dan garba doğru uzanır ; bugünkü Basra şehrine kadar hurmalıklar ve bahçeler arasından BASRA. 325 geçtikten ve bir çok kanallara bölündükten sonra, şehrin garbında birleşirler. Bunların içinde en ehemmiyetlisi olup, Şatt ile birleştiği yerdeki asıl Basra limanına bugün kendi adını vermiş bulunan Nahr al-'Aşşâr ile diğer kanallarda, bilhassa med zamanlarında, vâki seyrü seferi „belem" tâbir edilen 8—10 in. uzunluğundaki kayıklar temin eder. Elimizde, maalesef, şehrin XVI. asırdaki vaziyetini bildiren malûmat yoktur. Kâtib Çelebi nin, bu havalideki Zekkiye kalesi için „bir zamanlar Al-i Muşa'şa' payitahtı idi" dediği doğru ise (Cihanniimâ, göst. yer.), Basra'yı bu devirde Irak 'in diğer küçük şehirleri gibi farz ve buranın XVII. asırda mevcudiyetini bildiğimiz, bir çok şeyden mahrum olduğunu kabul etmemiz mümkündür. Bu şehre ilk ziyaretini 1639 da yapan Tavernier ( Les Six voyages en Turquie, en Perse zj aax Indes, Paris, 1677, I, 218 v.dd.), Basra'nın bir fersahtan daha uzun olduğunu ve Vârr.jlen yontma taştan inşa edilmiş bulunduğunu söylemektedir. Şimalde ve cenuptaki kanalları hâricde bırakan bir sûr, mus-tatil şeklinde bulunan şehri çevirmiş bulunuyordu ki, bu duvar, Kurna yi tahkim eden ve oraya ikinci bir sûr çeken Hüseyin Paşa tarafından, XVII. asır ortalarında, Şatt al-'Arab'a kadar uzatılmış, bir çok bahçeler şehir içerisine alınmak suretiyle, Basra genişletilmişti. Bu şehir üzerinde büyük bir dikkat ve emek sarf-eden Afrâsyâb 'in bu torunu, keza Şatt kenarında ve bugünkü 'Aşşâr in olduğu yerde bulunan Manâvi mahallesini de tahkim etmiş ve burada kendisine müstahkem bir şato yaptırmıştı ki, bilâhare Bagdad valisi ile mücadelelerinde buraya çekilerek, müdafaa yapmağa çalıştığını aşağıda göreceğiz. Hüseyin Paşa Basra da büyük bir cami de yaptırdı. Bu cami XVIII. asırda bile şehrin başlıca camii idi ve ancak XIX. asırda Davud Paşa kölelerinden mütesellim Aziz Ağa'nın, kâr-gir olarak, inşa ettirdiği cami güzellikçe bunu geçebildi. Afrâsyâb ve halefleri devrinde hıris-tiyanlara ve bilhassa avrupalı tüccarlara geniş hürriyet ve müsaadeler verildiği, dolayısiyle, Basra 'nın ticarî ehemmiyeti çok arttığı, her sene holandalı, ingiliz ve hind tüccarları buraya mebzul miktarda mal getirdiği için, bunları muhafaza edecek antrepolar ve hanlar inşa edildi. Bunun için de, gerek Manâvi ve Nahr al-'Aşşâr 'm şimal kıyısında Şatt kenarındaki Makâm-i 'Ali mahalleleri ve gerek Şatt 'in sol sahilinde MakSm-i 'Ali 'nin karşısında bulunan ve zâten türkçe adı da buna delâlet eden, Kapan kalesi tahsis olundu. Mamafih bu hususta, yua« Şatt'm sol sahilinde ve Kapan'in cenu-buada, Manâvi 'nin karşısındaki KirdalSn ( krş, Kurdalân, Sayâhat-nâme-i hudüd, Bayezid kutup., türk. yazm., nr. 4935 ve Böğürdelen, Czhan-nümâ ) kalesinden de istifâde edildiği düşünülebilir ( Basra 'nın birinci defa iranlılarda bulunduğu esnada ( 1696— 1700), burada yeniden bir kale yapmışlardı ki, istirdattan sonra, buranın muhafazası için, 100 yeniçeri ile 2 top konulmuştu). Diğer taraftan XVIII. aşırda İstanbul, İzmir, Halep, Şam ve Mısır gibi, imparatorluğun büyük şehirlerinden buraya bir çok tüccarlar gelmekte ve avrupalı tüccarlar ile alış-veriş yapmakta ve bir kısmı da mallarını, çok güç ve masraflı olmakla beraber, Dicle 'den naklettir-mektedirler ( Niebuhr, Voyage en Arabie, Ams-terdam, 1780, II, 172 v.d.). XVII. asırda gümrük resmi, her kes için, 5 % idi; fakat beylerbeyi için de ayrıca 4 % öden mekte idi ki, onun bilhassa deve ve hurma sa tışlarından aldığı bu para kendisine senede büyük bir meblağ temin ederdi; bilâhare güm rük resmi avrupalılar için 3 % ve diğer milletler için 7 % olmuştur ( Niebuhr, göst. yer.). XVIII. asırda Basra, 5 kapısı bulunan bir sûrun içinde ve 70 mahalleden mürekkep, 40— 50.000 nüfuslu bir şehirdir. Bu kapıların ikisi şimal tarafındadır : Darvâzat al-Ribât yahut Bâb al-Ribât ve Bâb al-Bağdâd. Diğer 3 ü gar ba ve cenuba bakan taraftadır: Darvâzat alZubayr yahut Bâb al-Zubayr, Darvâzat al-'Şirâci ve Darvâzat al-Macmü'a. Manâvi ve Maksmi 'Ali 'yi de ihtiva eden ve içerisinde bir çok şeyhlerin namına olduğu gibi, Mahallat al-Afğân, Mahallat al-Yahüd adlı mahallerde bulunan — ki, bunlardan her biri 10—20 veya 300—400 evli olmak üzere, çok muhtelif büyük lükte idiler — Basra, bu asırda, Niebuhr 'un anlattığına göre, artık eski ehemmiyetini kayb etmişti. Vaktiyle beylerbeyinin ikamet et tiği, fakat o zaman mütesellimin oturduğu bina 'Aşşâr kanalı kenarındadır. İki tarafın da fransız ve ingiliz ticaret acenteleri vardır. Buna mukabil kapudan paşa, Manâvi 'de otur makta idi (göst. yer.). Bidayette doğrudan doğ ruya İstanbul 'dan tâyin edilen ve Basra benderinde 50—60 tekne bulunduran kapudan paşa, yalnız Dicle ve Fırat nehirlerinde asayişi temin etmekle kalmaz, aynı zamanda, korsanlara karşı açık bulunan Basra körfezini de muhafaza ederdi. Kapudan paşanın ve bu filonun ihtiyaç ları, Bagdad ve Basra vilâyetlerinin büyük ka zalarından gönderilen varidat ile temin edilirdi. Bilâhare hâkimiyet Bagdad valilerine geçip de Basra 'nın bir mütesellim ile idare edildiği devirlerde, varidatları Bagdad valileri tarafından zaptedilen „kapudan paşalar" da onların bir memuru menzilesine indiler ve mütesellimler gibi, Bagdad valilerinden emir telâkki etmeğe 326 BASRA. başladılar. Bu esnada buradaki filonun kemiyet ve keyfiyetçe bozulmuş olması tabiîdir. Bu asırda Basra 'da, mütesellimden ve yine Bagdad valisine bağlı defterdardan başka, bir gümrükçü ve bir de yerliler arasından, acall al-balad tâbir edilen, çok nüfuzlu birisi mevcuttu ki, divana da dâhil olan bu son zâtın reyini almadan, mütesellim hiç bir iş göremezdi. Diğer taraftan İstanbul dan tâyin edilen bir kadı veya naibi ve bütün ulema, seyyidler ve şeriflerin reisi olan nakib al-aşrâf ve yine hepsinin, tâbi olduğu, makamı irsî olan bir mufti al-hanaji vardı. Büyük Süleyman Paşa dan itibaren, bir de mufti al-şâfi'i bulunmaktadır. iranlıların işgalinden sonra, Basra 'ya şi'îler de gelmiş ve bir müddet sonra, sünnîler 30 % 'a kadar çıkmışlar ve XIX. asrın sonlarına doğru bu nisbet 50 % 'ye kadar yükselmiştir { Basra salnamesi. 1309 ). Basra'da, tam bir ..orta" teşkil etmemekle beraber, yeniçeriler de vardı. Fakat bölük ağaları, umumiyetle, Kurna kalesinde bulunuyorlardı. Devlet merkezinde olduğu gibi, bu esnada, bu teşkilât burada da bozulmuş ve mütesellim, ekseriya kendi arzularını tatbik ettirecek çapırlcu takımını „yerli kulu" olarak, yazmıştı. Mamafih her hangi bir tecavüz ve yağmaya uğramamak için, esnaf da bu teşkilâta giriyordu. Basra, evvelden olduğu gibi, osmanlı hâkimiyeti altına geçtikten sonra da, zaman-zaman civar kabilelerin, bilhassa bunlardan ikisinin, Ka b aşireti ile Muntafik aşiretinin tecavüz ve yağmasına mâruz kalmıştı. Bu tecavüzler, ekseriya, çok ve meşhur olan ve 20 'den fazla çeşidi bulunan Basra hurmalıklarını yağma veya Şatt al-'Arab 'dan geçen tüccar gemilerini zapt için yapılırdı. Ka'b aşireti, kahve ve başka bir eşya ile yüklü bir gemi geçerken, bunları kendilerine ehemmiyetli bir mikdarda bir vergi vermeğe ve avdetlerinde de hurmalarını satın almağa mecbur tutarlardı. Hattâ bu kabilenin şeyhi, bu yüzden, 1765'te bir kaç ingiliz gemisini tevkif etmiş ve bâzı hâdiseler çıkarmıştı. Bu aşiret halkının, Basra'da zayıf bir idare gördükleri vakit de, burayı yağmaya geldikleri ve bu yüzden bâzan kendilerini basraiıların dostu telâkki eden, hakikatte ise, mukataası şeyhe tefviz edildiği için, bu şehre âit hurmalıklara, kendi mülkleri gibi bakan Muntsfik aşiretleri ile mücadele ettikleri olurdu ( Niebuhr, ayn. esr., s. 191; Huart, ayn. esr., s. 149 ). Muntafik aşireti de Dicle üzerinde Bagdad a doğru giden gemileri durdurur ve onlardan haraç alırdı. Esasen emniyetsizlikten dolayı, 150—200 gemi birlikte sefere çıkar, fakat muhtelif aşiretlere 13 yerde hava tâbir edilen rüsumu verirdi ( Basra salnamesi, 1308). XVII. aşırdan itibaren, Basra hurmalıkları, mukataa suretiyle, Muntafik aşireti şeyhine verildiği için, bunlar, iktisadi ve idarî sebepler ile, Basra üzerinde bir hak iddia etmekte kendilerini haklı görürler ve bunun için de sık-sık isyan ederlerdi. Takibata mâruz kaldıkları vakit ise, Cezayir sedleri tâbir edilen Fırat üzerindeki bendleri yıkarlar ve etrafı istilâ eden sular ve bu suların teşkil ettiği, sazlık ve kamışlık gölcüklere {f}ör) iltica ederek, kendilerine karşı yapılan harekâtı güçleştirir ve bâzan imkânsız hâle getirirlerdi. Bilâhare Bagdad valisi Gözlüklü Reşid Paşa zamanında bu mukataanm bir kısmı Muntafik 'ların iltizamından kurtarılarak, hükümet idaresine alınmış olduğu gibi (1273 — 1856/1857 ), yine Bagdad valisi Namık Paşa zamanında da geri kalan kısmı onlardan alınmış ve Basra mü-teselliminin idaresinde, doğrudan doğruya hazineye mal edilmişti (1282 = 1865/1866). Basra, XIX. asrın ilk yarılarında, daha fazla gerilemiş ve öteden beri tekerrür eden veba salgını ve gölcükler dolayısiyle artan sıtma sebebiyle, nüfusu hayli azalmıştır. Asrın birinci yarısında 600'ü kârgir ve mütebakisi şarifa tâbir edilen kuru hurma dallarından bina edilmiş olmak üzere, 2.000 ev ve yalnız 10.000 nüfus vardı ( Mehmnd Hurşid, ayn. esr., s. 5 ). Mamafih Basra, bu asrın ikinci yarısında, bir taraftan Süveyş kanalının açılması, Hind denizi ve körfez ticaretinin yeni şartlar içinde gelişmesi ve diğer taraftan da, bilhassa Midhat Paşa nm valiliği sırasında, bu bölgede devletin nüfuzunun kuvvetlenmesi ile, asayişin teessüsü ve şehirdeki ümran faaliyetleri sayesinde, yavaş yavaş tekrar inkişaf etti. Bu devre âit kaynaklar, Basra'nın nüfusunu 18.000 (V. Cuinet ye göre) ile 60.000 arasında gösterirler ki, bu sonuncu rakam fazla mübalâğalı olsa gerektir. Evvelce Basra limanında, bir mikdar çergi ve kulübe ile bir kaç harap binadan başka, bir şey yokken, Basra nın imarına âit ilk esaslı teşebbüsü başaran Midhat Paşa tarafından — 1870 'ten itibaren, kısa bir zaman içinde — burada kışla, hastahane, tersane v.s. gibi, büyük binalar ile beraber, yeni bir mahalle kuruldu.


Yine Midhat Paşa bir taraftan nehir üzerinde işlemekte olan ingiliz vapurları ile rekabet etmek için, ,,Idâre-i nehriye" ve diğer taraftan da, o sırada yeni açılmış olan Süveyş kanalı yolu ile Basra dan İstanbul 'a doğru vapurlar işletmek üzere, „Umman-ı osmanî" adlı birer seyr-i se-fain idaresi tesisine muvaffak oldu. Basra arazisi, XIX. asrın ikinci yarısında, bütün Irak toprakları gibi, Bagdad eyâletinin (sonra vilâyet), bir parçasını teşkil ediyordu. Midhat Paşa ayrıldıktan sonra, bâzan vilâyet ve bâzan da tnutaşarrjflık olarak idare edildi ve BASRA - BASRA KÖRFEZİ. 3=7 1884'te, artık kat'î olarak, ayrı bir vilâyet hâlini aldı ki, bu-vilâyet, bütün aşağı Irak'ı ihtiva etmekte ve az çok nazarî olarak, Basra körfezinin şark kıyıları üzerinde ve gayr-i muayyen bir surette de, bu kıyıların hinterlandında uzanmakta idi. Bu esnada merkez livasından başka, merkezi Nâşiriya kasabası olan Muntafik livası ile 'Ammâra ve Nacd sancaklarını ihtiva ediyordu. Kurna ve Kuveyt ise, merkeze bağlı kazalar idi. 1914 — 1918 harbi sırasında Basra, ingiliz-hind kuvvetleri tarafından işgal edilerek, hedefi Bag-dad olan askerî hareketlere üs hizmetini gördü. Bugün Basra Irak kırallığının ayrılmış olduğu 14 livadan birinin merkezi olup, nüfusu da 55.000 kadardır. Şehrin asıl ehemmiyeti, munsabları Basra körfezinde bulunan nehirler boyunda toplanmış olan Irak 'ta, nehir nakliyatından deniz nakliyatına geçiş noktasında yer almış bulunmaktan ileri gelmektedir. Basra limanının ihracatı arasında hurma başta gelir ve ayrıca buradan, hububat, yün, keçi kılı, deri, susam v. s. ihraç olunur. Buna mukabil, Hindistan 'dan ve daha seyrek olarak, Avrupa dan gelen vapurlar, memleketin muhtaç olduğu mâmûl eşyayı Basra ya çıkarırlar. Kara nakliyatı, ingilizlerin umûmî harp senelerinde inşaya başlayarak Bagdad a ulaştırdıkları 570 km. dar hatlı demir yolu sayesinde, daha fazla sür'at ve vüs'at kazanmış ve bilâhare bu demir yolu Bagdad 'dan İran hududunda Hânikin 'e ve Musul civarındaki Kerkük petrol sahasına uzatıldığı gibi, son yıllarda Türkiye 'den gelen ve Musul 'dan geçen normal genişlikteki demir yolunun Bagdad 'a varması sayesinde, Basra şehri, garbî Avrupa yi Hindistan'a bağlayan yol üzerinde aktarma mevkii olmuştur. Avrupa dan Hind e, Felemenk Hindistanı ve Avus-turalya 'ya giden muntazam hava postalarının esaslı durak yeri olarak da ehemmiyet kazanmıştır. Basra limanı, körfezdeki med ve cezir hare ketlerinden faydalanır. Şatt al-'Arab 'in geniş liği burada 500 m. yi bulur. Nehrin munsabmdaki kumsal topuğu aşıldıktan sonra ( ki, bü yük vapurlar umumiyetle burada Fav önünde kalır yahut nehre girmek için, med zamanını bekler), 120 km. mesafedeki Basra'ya kadar, Şatt al-'Arab üzerinde derin sulara rastlanır. Te'sirinî yalnız Şatt al-'Arab da değil, Fırat ile Dicle 'nin aşağı kısmında bile hissettiren med hareketlerinin faydası, yalnız mansabdan gemilerin girmesine hizmetten ibaret olmayıp, vasatî olarak 24 saatte 2 defa, suların seviyesi yükseldiği için, nehrin iki kıyısında uzanan hurmalıklar bu sayede kendiliğinden sulanabil mektedir. ...... .■.-.-.

Bibliyografya

Makalede zikredilenlerden başka bkz.:

- Belâzori (nşr. de Goeje), tür. yer.

- Bibi. Geogr. Arab. (nşr. de Goeje), I, 80 v.d.; II, 159 v.d.; III, 117 v.d.; V, 187 v.dd.; VII, 323

- İbn Rusta, Kitâb al-a'lâk al-nafslya (nşr. de Goeje), 94, 97, 180, v.b.

- Hamd Allah Mustavfi, Nuzhat al-kulüb (nşr. le Strange), 45 v.dd.

- İbn Serapion (JRAS, 1895, s. 29, 213 v.dd.)

- Yâkût (nşr. Wüstenfeld), I, 936-953

- İdrisi (fransızca trc. Jaubert), I, 368 v.d.

- İbn Batuta (Paris), II, 8-16

- Celâl-zâde Mustafa Nişancı, Tabakât al-mamülik fi daracât al-masâlik (Fatih kütüphanesi, 4423, var. 14 v.d., 246, 394, 406)

- 'Ali, Kunh al-ahbâr (basılmamış kısım, Üniversite kütüphanesi, T. Y. 2290/32, var. 205, tür. yer.)

- Kanun-nâme (Millet kütüphanesi, nr. 73, var. 6)

- Arşiv kılavuzu, I (1938)

- Basra şehrindeki câmî ve mescidler ile Ayaş Paşa camii vakfiyesi (1151) hakkında bk. Başvekâlet arşivi, Haremeyn mukataası deft. 3377/20

- Peçevî, Tarih, I, 366 v.dd.

- L. Caetani, Annali dell'Islam, III, 282-309, 769-784

- G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, s. 44 v.dd.

- J. B. Tavernier, Les six voyages en Turquie, en Perse et aux Indes (Paris, 1677), I, 218 v.dd.

- Niebuhr, Voyage en Arabie (Amsterdam, 1780), II, 272 v.dd.

- F. Beaujour, Voyages militaire dans l'empire Ottoman (Paris, 1829), II, 85, 108, 115, tür. yer.

- Ritter, Erdkunde, X, 175-182; XI, 1032-1056

- E. Sachau, Am Euphrat und Tigris, s. 16 v.dd

- M. von Oppenheim, Von Mittelmeer zum Persischen Golf, II, 293-304

- Hammer, Hist. de l'Emp. Ott. (Paris, 1856), V, 290; XI, 242 v.dd.; XII, 346 v.dd.; XIII, 47 v.dd.; XV, 219 v.dd.

- Fr. Sarre, Ernst Herzfeld, Archeologische Reise im Euphrat und Tigris Gebiet (Berlin, 1911), I, 249 v.dd.

- Cl. Huart, Hist. de Bagdad en temps moderne, s. 149 v.dd.

- tür. yer.

- Cuinet, La Turquie d'Asie, III, 258 v.dd.

Diğer bibliyografya için bk. mad. BAGDAD.

Leyden tab'ında R. Hartmann'ın yazdığı bu makale, Besim Darkot ve M. Tayyib Gökbilgin tarafından tevsi edilmiştir.