Arifi Paşa, Ahmed: Revizyonlar arasındaki fark
("== '''ÂRİFÎ PAŞA''' == '''ÂRİFÎ PAŞA, AHMED (1830 —1895), Osmanlı başvekillerindendir. Şekib Paşa'nın oğlu olup, 1830 (1246) yılında İstanbul'da doğmuştur. Hususî tahsil gördükten ve Fransızcayı da öğrendikten sonra, Babıâli tercüme odasına girmiş ve memuriyete intisap etmiştir (1261 = 1845). İki sene sonra Viyana sefareti başkâtipliğine tâyin edilmiştir. 1855 (1271) yılında âmedî-i divan-ı hümayun odası..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu) |
Değişiklik özeti yok |
||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
== '''ÂRİFÎ PAŞA''' == | == '''ÂRİFÎ PAŞA''' == | ||
[[Dosya:Ahmed Arifi Pasha.jpg|küçükresim]] | |||
'''ÂRİFÎ PAŞA, AHMED (1830 —1895), Osmanlı başvekillerindendir. Şekib Paşa'nın oğlu olup, 1830 (1246) yılında İstanbul'da doğmuştur. | '''ÂRİFÎ PAŞA, AHMED (1830 —1895), Osmanlı başvekillerindendir. Şekib Paşa'nın oğlu olup, 1830 (1246) yılında İstanbul'da doğmuştur. | ||
11.10, 17 Nisan 2024 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
ÂRİFÎ PAŞA

ÂRİFÎ PAŞA, AHMED (1830 —1895), Osmanlı başvekillerindendir. Şekib Paşa'nın oğlu olup, 1830 (1246) yılında İstanbul'da doğmuştur.
Hususî tahsil gördükten ve Fransızcayı da öğrendikten sonra, Babıâli tercüme odasına girmiş ve memuriyete intisap etmiştir (1261 = 1845). İki sene sonra Viyana sefareti başkâtipliğine tâyin edilmiştir.
1855 (1271) yılında âmedî-i divan-ı hümayun odasına memur olmuş, aynı tarihte toplanan Viyana konferansına ve Paris kongresine, birinci murahhas Âli Paşa'nın baş kâtibi sıfatıyla iştirak etmiş ve avdetinde (1272 = 1856) divan-ı hümayun mütercimi evvelliğine getirilmiştir.
1869 (1286) yılında uhdesine divan-ı hümayun beylikçiliği de verilmiştir. Mahmud Nedim Paşa'nın sadrazamlığı esnasında, makam ve memuriyetler sık sık değiştirilirken, Arifî Bey de hariciye nezareti müsteşarı (cemaziyelâhır 1288 = Ağustos 1871) olmuştur.
On beş gün sonra rütbe-i bâlâ ile divan-ı hümayun tercümanı, bir gün sonra tophane-i âmire müsteşarı ve müteakiben divan-ı ahkâm-ı adliye cemiyet-i icraiyesi reisi, üç ay sonra da hukuk dairesi reisi olmuştur.
1872 (1289) yılında Viyana'ya büyük elçi olarak gönderilmiş ise de, ertesi sene tekrar tercümanlığa getirilmiştir.
1874 (1291) yılında ikinci defa olarak hariciye müsteşarlığına tâyin edildikten sonra, aynı sene (29 Rebiülevvel = 16 Mayıs) hariciye nazın Râşid Paşa'nın lüzum-i tebdili ve hariciye müsteşarının evsaf-ı matlûbe ile ittisafı ciheti ile hariciye nazın olmuş ve kendisine bir müddet sonra (7 Rebiülâhir = 24 Mayıs) vezaret rütbesi verilmiştir.
Sekiz ay kadar bu vazifede kalan Ârifî Paşa, evvelâ (9 Zilhicce 1291 = 17 Kânun II. 1875) maarif, sonra (8 Cemaziyelevvel 1292 = 12 Haziran 1875) adliye nazırlıklarına nakledilmiş ise de, kısa müddet kaldığı bu vazifelerde mühim bir icraatı görülmemiştir.
Bâbıâliden yetişen nâfif ve tab'an nâzik bir zat olup, devlet işlerine, muâsırlarına nazaran, daha fazla vukufu bulunan Ârifî Paşa'nın temiz niyeti de bu işlere salim bir istikamet vermeğe kâfi gelmemiştir.
Adliye nazırlığından 22 Ağustos 1875 (20 Receb 1292) tarihinde azledilen Ârifî Paşa, 9 Teşrin II. 1875 (10 Şevval 1292) tarihinde hariciye nazırlığına getirilen Râşid Paşa'nın yerine, ikinci defa, Viyana sefaretine tâyin edilmiştir.
Bu sırada, Hersek İhtilâli, Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında mühim bir mesele teşkil etmekte idi. Nitekim Ârifî Paşa, daha itimatnamesini takdim ettiği gün (20 Kânun I. 1875) imparator kendisine „eyalet-i mezkûre ahâli-i hıristiyanîyesi hakkında sür'at-i mümkine ile bir şey yapılıp işe nihayet verilmesi lâzimeden idüğünü..." tekrar tekrar söylemiş, Paşa da, bilmukabele, aldığı talimat üzerine „ihtilâlin temdidine başluca sebep o!a->
Karadağ'ın etvar ve harekâtını..." hatırlatmıştır.
Bir ay sonra Avusturya hariciye nazın Kont Andrâssy Gyula ile vukubulan mülâkatı da, tamamen bu mesele etrafında cereyan etmiştir. Bu görüşmede Andrâssy, düveî-i muazzama'nın Hersek İhtilâli hakkındaki nokta-i nazarını müdafaa etmiş, sefir de isyanı yakın bir zamanda bastıracak tedbirlerin ittihaz edildiğini söyleyerek, muhatabına bunu kabul ettirmiş ve âsîlere Avusturya memurlarının yardımda bulunduğuna da işaret eylemiştir.
Mamafih Ârifî Paşa'nın Viyana sefareti esnasında sarfettiği mesaiden netice çıkmamış ve „Viyana'nın bir müddetten beri şark politikasının merkezi cereyanı hükmüne girmesi" oradaki Osmanlı sefareti işlerinin ehemmiyetini artırmış olduğundan, „eshâb-ı iktidâr ve liyâkat-ten bir sefirin vücûduna lüzum-i kavî" görülerek Ârifî Paşa azledilmiş ve yerine Aleko Paşa tâyin olunmuştur
. Ârifî Paşa aynı sene sonunda kavâim komisyonu reisi, birkaç ay sonra (3 Recep 1294 = 14 Temmuz 1877) ikinci defa hariciye nazı olmuş, fakat Osmanlı-Rus Harbi'nin devam ettiği bu fevkalâde zamanda, bu makamda on beş günden fazla kalamayarak istifa etmiş ve bir müddet sonra (Şaban 1294 = Ağustos 1877) Paris sefaretine tâyin edilmiştir.
Harbin devamı müddetince ve Berlin kongresi esnasında Paris'te kalan Ârifî Paşa, Türk-Fran-sız münasebetlerinin normal ve dostane olmasına çalışmış, bu arada, İtalya kiralının cülûsunu tebrik ve pederinin vefatından dolayı tâziyeti hâvi bir nâme-i hümayun götürmek üzere memuriyet-i mahsusa ile Roma'ya gönderilmiştir. Ancak Paris'te teşrin II. 1875 tarihinde Mahmud Nedim Paşa tarafından ilân edilen, düyu-n-u umumiye faizlerinin nısfına tenzili hakkındaki karar neticesinde zarar gören hâmiller ile uğraşması lâzım gelmiş, hattâ onlardan kendisini tehdit ve devleti tahkir eden mektuplar almıştır.
Paris sefaretinden kânun II. 1879 (muharrem 1296) tarihinde azledilen Ârifî Paşa, kısa bir müddet sonra sicil-i ahvâl komisyonu riyasetine, müteakiben de yeniden ihya edilen başvekalet makamına getirilmiştir.
Selefi Hayreddin Paşa aynı sene içinde, mütemadiyen değiştirilen sadrâzam ve başvekillerin sonuncusu olup, kanun-i esasının mer'iyette kalmasını ve meb'usan meclisinin içtimai ile mes'ûliyet-i vükelâ kaidesinin tatbikini terviç eden lâyihaları üzerine azledilmiş. Abdülhamid de, yine meşrutiyetten ayrılmadığını göstermek üzere, Ârifî Paşa'yı başvekil unvanı ile hükümetin başına getirmişti.
Devletin gayet müşkül bir zamanında iktidarı ele alan Ârifî Paşa için bir çok güçlükler ile mücadele etmek lâzım gelmiştir. Bu meyanda Karadağ'ın mutalebatı ve Türk-Rus Harbinden sonra vuku bulan muhaceretler ve diğer taraftan dahilî bir gaile de mevcuttu.
Şark havâlisinde nüfuz sahibi mütegal-libeden Şeyh Ubeydullah Efendi ve oğulları, başlarına kurt ahâliyi toplamak ve bu havalinin devletçe kendilerine verildiğini ilân etmek suretiyle, bir isyan çıkarmışlardı. Evvelâ Musul'dan mirliva Edhem Paşa'nın kumandasında sonra Şaban Paşa'nın idaresinde kuvvet sevkedilmiş ise de, mevkiin dağlık ve harekâtın güç olması yüzünden, bu tedbir isyanı bastırmağa kâfi gelmemiş, başvekil Ârifî Paşa, bu hareketin daha fazla genişleyip devlet için büyük bir gaile teşkil etmesine mâni olmak üzere, hayli müddet o havalide bulunarak, aşiretler arasında iyi bir şöhrete mâlik olup iktidarı herkesçe müsellem bulunan dâr-ı şûrâ-yı askerî âzasından İsmail Paşa'yı, umum kumandan sıfatiyle, bu işe memur etmiştir.
Ârifî Paşa'nın, 2 ay 24 gün süren başvekâleti zamanında, aşarın bazı mahallerde maktuân ve bazı yerlerde emaneten idaresi ve Rumeli ile Anadolu'daki vilâyetlerin bir takımında da aşarın, bir tecrübe olmak üzere, arazi üzerinden alınması gibi, bazı ıslâhat ve İstanbul'un elektrik ile tenviri gibi nafıa hareketlerine gayret sarfettiği görülüyorsa da, ciddî ve müessir icraatına tesadüf edilememiştir. Ârifî Paşa'nın azline, bilhassa Mahmud Nedim Paşa'nın İstanbul'a avdetine müsaade olunması hakkında vuku bulan istidası üzerine celbi için Abdülhamid'in gösterdiği arzuya karşı, „umumî nefreti kazanmıştır" diyerek, muhalefet etmek istemesi sebep olmuştur. Bundan başka, sür'atli bir hâl şekli bekleyen dahilî ve haricî meseleler karşısında, halefi Said Paşa derecesinde, faal ve muvaffakiyetli olamayışının bittabi büyük bir dahli bulunduğu da düşünülebilir.
Ârifî Paşa bundan sonra 19 Teşrin I. 1879 (3 Zilkade 1296) tarihinden Eylül 1880 (Şevval 1297) tarihine kadar şurây-i devlet reisliği, 1882 (1299) yılında bir müddet üçüncü defa Viyana sefirliği, 1883 (1300) yılında üçüncü defa hariciye nazırlığı gibi, daha bir takım müşavir memuriyetlerde bulunmuştur.
Mamafih Said Paşa iktidar mevkiinde bulunduğu esnada, Ârifî Paşa'nın da diğer mâzûl sadrâ
zamlar gibi, kendisine muhalif kaldığını kaydeder ve Kâmil Paşa, 1885 (1302) tarihinde sadaretin kendisine tevcihinde, padişahın o zaman tekrar şurây-i devlet reisi bulunan Ârifî Paşa ile istişareden sonra, hey'et-i vükelâyı tesbit ettiğini zikreder ki, bu, Paşa'nın padişahın itimadına mazhar olduğunu gösterir.
1892 (1309) yılında şûrây-i devlet reisliğinden ayrılan Ârifî Paşa, Teşrin I. 1895 (Cemaziyelevvel 1313) tarihinde meclis-i mahsus-ı vükelâ âzalığına tâyin edilmişse de, az sonra (18 Cemaziyelevvel 1313 - 6 Teşrin I. 1895) vefat etmiştir. Eyyüb'de babasının mezarı yanında medfundur.
Kendisi Arapça, Farsça ve Fransızca bildiği gibi, hukuk ve tarihe âşinâ, güzel yazan bir zattı. Michaud'nun "Histoire des Croisades"ı Amr al-Acib fi târih-i ahl-i şalib adı ile ve Âli Paşa-zâde Ali Fuad Bey ve Ethem Pertev Paşa ile tercümeye başlamışlar ve eserin başından küçük bir kısmını neşretmişlerdir. Ârifî Paşa'nın diplomatik ıstılahların Türkçe-leştirilmesinde büyük hizmeti görülmüştür. Kendisinin münevver, müstakim ve halûk bir devlet adamı olduğunda herkes müttefiktir; herkese karşı iyilik ve insaniyet gösterirdi. Buna misâl olarak, başvekâlete geçer geçmez, Mahmud Nedim Paşa'ya maaş tahsisi ve selefi Hayreddin Paşa'ya da mâzûliyet maaşı itasına teşebbüs etmesi zikredilebilir.