Basmak" & "Basmaklik: Revizyonlar arasındaki fark
("== Başmak == küçükresim|405x405pik BAŞMAK, bir nevî ayak kabı; evvelce deriden yapılmış üstü açık ayak kabı ( sandal) cinsini ifade ettiği hâlde, sonraları umumiyetle pabuca denilmiştir ki, daha XI. asırda (bk. Kâşğari, III, 508 ) bu mânası ile rastladığımız bu kelime, bir çok türk lehçelerinde ( başmak, başmah, paşmak v.s.), bugün d« yaşamakta olup, BAŞMAK - BAŞMAKLIK...." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu) |
(→Başmak) |
||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
== Başmak == | == Başmak == | ||
[[Dosya:Pair of Shoes MET DP-13354-002.jpg|küçükresim|405x405pik]] | [[Dosya:Pair of Shoes MET DP-13354-002.jpg|küçükresim|405x405pik]] | ||
'''Başmak''', bir çeşit ayakkabı; ilk zamanlar deriden yapılmış üstü açık ayakkabı (sandal) türünü ifade ederken, sonraları genellikle pabuç anlamında kullanılmıştır. XI. yüzyılda (bk. Kâşgari, III, 508) bu anlamda karşımıza çıkan bu kelime, birçok Türk lehçelerinde (başmak, başmah, paşmak vb.) bugün de yaşamaktadır ve halk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır (Radloff, IV). | |||
Kelimenin etimolojik kökenini belirlemek şu an için mümkün değildir. Arapça karşılığı "na'l" olan başmak, Peygamberin kutsal emanetleri arasında bulunan na'layn-i sa'âdat'a da isim olmuş, Türk muhitlerinde hırka-i şerif, sakal-ı şerif vb. gibi, zamanla başmak-ı şerif tabiri de yaygınlaşmıştır (Ahmed Vefik, Lehce-i Osmanî). Başmak-ı şeriften ilk defa IV. yüzyılda bahsedilmiş ve bunlardan birini Mısır Sultanı al-Aşraf (1257) Şam'da kurduğu Eşrefiye Medresesi'ne vermiştir (diğer başmak-ı şerifler için bk. Makrizi, Fath al-muta'âl fi vaşf al-mâl ve Başmak-ı Şerif, hasiyetleri birle, Kazan, 1848). | |||
Havas-ı | Bugün İstanbul'da Hırka-i Şerif dairesinde bulunan emanetler arasındaki iki tek na'layn-i sa'âdat'ten biri, diğer emanetlerle birlikte vaktiyle Mısır'dan gelmiş; öteki teki de, Abdülaziz devrinde Van taraflarında bir yerde bulunarak, gerçek olduğu iddiasıyla törenle İstanbul'a getirilmiştir (krş. Eyyûb Sabri, Mir'at al-haramayn, İstanbul, 1301, I, 673). Gerek bunlardan biri, gerek Peygamber'e izafe edilen başmak-ı şerifin bir kopyası (kadem-i saadet nişanesini hâmil haceri şerif, krş. Mir'at al-haramayn, I, 673), bir süre Sadrazam Bayram Paşa'nın (ölm. 1638/1639) Haseki semtinde yaptırdığı tekkeye (Başmak-ı Şerif Tekkesi), padişahın isteği üzerine, konulmuşsa da, tekrar saraya iade edilmiştir. | ||
Başmak tabiri, ortaçağ Türk-İslam devletlerinde hükümdarların ve emirlerin ayakkabıları için de kullanılmış ve bunlar saraylarında, silahdar ve camedar gibi, "başmakdar" unvanı ile birer memur bulundurmuşlardır ki, Memlüklerde alaylarda hükümdarın ayakkabılarını taşıyan ve nöbetleşe hizmet eden iki başmakdarın varlığı buna örnek gösterilebilir (krş. Sülük tercümesi, s. 100 ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal, İstanbul, 1941, s. 352-369, Şubh al-a'şö, V, 45'ten naklen). | |||
Diğer ayakkabı çeşitleri arasında başmak özel bir öneme sahipti ve özellikle kadınlar tarafından giyildiği için, İstanbul'da bunu yapan ve satan başmakçı (paşmakçı) esnafı (Evliya Çelebi, Seyahatname, I, 599) bunun zarif ve süslü olmasına özen gösterirdi. (M. Tayyib Gökbilgin) | |||
==== BAŞMAKLIK ==== | |||
'''Başmaklık''', paşmaklık, Osmanlı İmparatorluğu toprak ve arazi rejiminde, padişahın validesi, hemşiresi ve kızları gibi kadın sultanlara ve haseki sultanlara tahsis edilen ve 20.000 akçeye kadar olan tayinat ve tahsisata verilen addır; başmak, elbise ve diğer ihtiyaç masraflarını karşılamak için bu izin verilmiştir. Önceleri padişahlar, Valide Sultan'a veya Haseki Sultan'a bir köyü temlik eder veya çeşitli köyleri tımar yöntemiyle verirlerdi (krş. Amasya'ya bağlı Ağçe Mahmud köyünü kendi validesine temlik ettiğine dair Fatih Sultan Mehmet'in fermanı 872, ve yine Amasya'nın Bağluca, Ağulcuk ve Porsuk-Çayı köylerinin tımar yöntemiyle Şehzade Sultan Bayezid'in validesine verildiğine dair ferman, 884, Başbakanlık arşivi, Ali Emîrî tasnifi, Fatih devri, nr. 27, 30). | |||
Bu esnada hatta XVI. yüzyılın sonlarına kadar kadın sultanlara, başmaklık adı altında, Havas-ı Hümayun köylerinin tahsisini görmüyorsak da, bu yüzyılın sonuna ve XVII. yüzyıl başlarına ait kayıtlar, bu uygulamanın XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu şekilde tatbik edildiğini göstermektedir. III. Mehmed devrinde Valide Sultan'ın başmaklık haslarından Türkmen haslarının bütün örfî tekâliften her türlü serbest olup, muaf ve müsellem bulunduğu gibi, Valide Sultan'ın başmaklık haslarından Fırat üzerindeki Birecek iskelesine ait kayıtlara da (1011/1012) rastlanmaktadır (krş. Başbakanlık arşivi, İbnülemin tasnifi, Saray masalihi, nr. 1222, 1229, 1234, 1235). | |||
Keza IV. Murad'a ait bir yazma kanunnâme (Kanunnâme-i Avni, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın hususi kütüphanesi), bu konuda “hassın bir kısmı dahi cihet-i levazımları için, bâzı sultanlara tayin olunan havasdır ki, anlara başmaklık dahi derler” diyerek, bu tür hasların sultanların erbâb-ı menâsıb gibi azil ve nasp kabul etmemelerinden, kayd-ı hayat şartı ile tasarruflarında bulunduğunu işaret etmektedir. | |||
Havas-ı Hümayun köylerinden ayrılmak suretiyle sultanlara tahsis edilmesi gereken başmaklık haslarının, sonradan boşalan tımar ve zeametlerin de ilhak edilmesiyle, genişledikleri ve 20.000 akçeyi aştıkları görülmüş; fakat, XVII. yüzyıl ortalarına doğru, Sadrazam Bayram Paşa döneminde, bu tür sonradan sultanların başmaklıklarına ilhak edilen kılıç tımar ve zeametlerin yine müstahaklarına tevcih ve iadesi yoluna gidilmiştir (bk. Başbakanlık arşivi, 1042 senesine ait divan-ı hümayun tahvil kalemi defteri, nr. 308, tür. yer.; Muhimme defteri, nr. 90, s. 61, 73, 112, nr. 91, s. 118, 124). | |||
Bununla birlikte bu tür suiistimallerin hanedandan olmayanlara da başka adlarla teşmil edildiği ve arpalık gibi gelişi-güzel tevcih olunduğu vakidir (krş. Koçi Bey, Risale 4, 9, 12; Cevdet Paşa, Tarih, İstanbul, 1309, I, 91-101). Başmaklık haslarının hanedanın kadın azalarına tahsis edildiği ve bu tabirin her zaman olmamakla beraber, bu anlamda kullanıldığı bilinse de, kadın sultanlardan hangilerine ne oranda ve ne miktarda tevcih yapıldığını gösteren ayrıntılı kayıtlara rastlanmamıştır. | |||
Aksine XVII. yüzyıldan sonra başmaklık tabirinin kalktığı ve başmaklık hasları yerine sadece “hass” teriminin kullanıldığı görülmektedir. Esasen bundan sonra, gerek Valide Sultan'a gerek diğer sultanlara herhangi bir yerin mukataasından hass tayin edilmiş, fakat bunun başmaklık hassı olduğu kaydedilmemiştir. XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren bu mukataalar artık sultanların uhdesinde, "malikâne" olarak bırakılmıştır. XIX. yüzyıl başlarındaki ıslahat hareketlerinde ise tamamen maaşa çevrilmiştir. | |||
<blockquote> | |||
Bibliyografya: Metinde zikredilenlerden başka bk. bir de Başvekâlet arşivi, îb-nülemin tasnifi, saray masalihi, nr. 152, 201, 207 ; Hassa kalemi defteri, nr. 47/3106, tür. yer.; 26/3085, s. 127 ; Haremeyn muhasebesi defteri, u/3308, tür. yer.; Cevdet tasnifi, saray, nr. 546, 780, 796, 897, 868, 992; Hüseyin Kâzim Kadri, Büyük türle lügati (İstanbul 1927 ), 610 v.d. Dozy, Dictionnaire detaille des noms des vStements ehez les Arabes, 42 r, v. dd.; Goldzieher, Muhammedanische Stadien s. 362, v.d.; Hammer, Des Osmanischen Rei-ehes Staatsverfassung and Staatsvertvaltung, II, 34,159; Zenker, Dict. Turco-Arabe-Persan ( Leipzig, 1866 ) ; Bianchi, Dictionnaire Tarc-Français ; Redhouse, Turkish and English Lexicon, 1921. ( M. TAYYİB GöKBİLGİN.)</blockquote> | |||
16.26, 7 Temmuz 2024 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Başmak

Başmak, bir çeşit ayakkabı; ilk zamanlar deriden yapılmış üstü açık ayakkabı (sandal) türünü ifade ederken, sonraları genellikle pabuç anlamında kullanılmıştır. XI. yüzyılda (bk. Kâşgari, III, 508) bu anlamda karşımıza çıkan bu kelime, birçok Türk lehçelerinde (başmak, başmah, paşmak vb.) bugün de yaşamaktadır ve halk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır (Radloff, IV).
Kelimenin etimolojik kökenini belirlemek şu an için mümkün değildir. Arapça karşılığı "na'l" olan başmak, Peygamberin kutsal emanetleri arasında bulunan na'layn-i sa'âdat'a da isim olmuş, Türk muhitlerinde hırka-i şerif, sakal-ı şerif vb. gibi, zamanla başmak-ı şerif tabiri de yaygınlaşmıştır (Ahmed Vefik, Lehce-i Osmanî). Başmak-ı şeriften ilk defa IV. yüzyılda bahsedilmiş ve bunlardan birini Mısır Sultanı al-Aşraf (1257) Şam'da kurduğu Eşrefiye Medresesi'ne vermiştir (diğer başmak-ı şerifler için bk. Makrizi, Fath al-muta'âl fi vaşf al-mâl ve Başmak-ı Şerif, hasiyetleri birle, Kazan, 1848).
Bugün İstanbul'da Hırka-i Şerif dairesinde bulunan emanetler arasındaki iki tek na'layn-i sa'âdat'ten biri, diğer emanetlerle birlikte vaktiyle Mısır'dan gelmiş; öteki teki de, Abdülaziz devrinde Van taraflarında bir yerde bulunarak, gerçek olduğu iddiasıyla törenle İstanbul'a getirilmiştir (krş. Eyyûb Sabri, Mir'at al-haramayn, İstanbul, 1301, I, 673). Gerek bunlardan biri, gerek Peygamber'e izafe edilen başmak-ı şerifin bir kopyası (kadem-i saadet nişanesini hâmil haceri şerif, krş. Mir'at al-haramayn, I, 673), bir süre Sadrazam Bayram Paşa'nın (ölm. 1638/1639) Haseki semtinde yaptırdığı tekkeye (Başmak-ı Şerif Tekkesi), padişahın isteği üzerine, konulmuşsa da, tekrar saraya iade edilmiştir.
Başmak tabiri, ortaçağ Türk-İslam devletlerinde hükümdarların ve emirlerin ayakkabıları için de kullanılmış ve bunlar saraylarında, silahdar ve camedar gibi, "başmakdar" unvanı ile birer memur bulundurmuşlardır ki, Memlüklerde alaylarda hükümdarın ayakkabılarını taşıyan ve nöbetleşe hizmet eden iki başmakdarın varlığı buna örnek gösterilebilir (krş. Sülük tercümesi, s. 100 ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal, İstanbul, 1941, s. 352-369, Şubh al-a'şö, V, 45'ten naklen).
Diğer ayakkabı çeşitleri arasında başmak özel bir öneme sahipti ve özellikle kadınlar tarafından giyildiği için, İstanbul'da bunu yapan ve satan başmakçı (paşmakçı) esnafı (Evliya Çelebi, Seyahatname, I, 599) bunun zarif ve süslü olmasına özen gösterirdi. (M. Tayyib Gökbilgin)
BAŞMAKLIK
Başmaklık, paşmaklık, Osmanlı İmparatorluğu toprak ve arazi rejiminde, padişahın validesi, hemşiresi ve kızları gibi kadın sultanlara ve haseki sultanlara tahsis edilen ve 20.000 akçeye kadar olan tayinat ve tahsisata verilen addır; başmak, elbise ve diğer ihtiyaç masraflarını karşılamak için bu izin verilmiştir. Önceleri padişahlar, Valide Sultan'a veya Haseki Sultan'a bir köyü temlik eder veya çeşitli köyleri tımar yöntemiyle verirlerdi (krş. Amasya'ya bağlı Ağçe Mahmud köyünü kendi validesine temlik ettiğine dair Fatih Sultan Mehmet'in fermanı 872, ve yine Amasya'nın Bağluca, Ağulcuk ve Porsuk-Çayı köylerinin tımar yöntemiyle Şehzade Sultan Bayezid'in validesine verildiğine dair ferman, 884, Başbakanlık arşivi, Ali Emîrî tasnifi, Fatih devri, nr. 27, 30).
Bu esnada hatta XVI. yüzyılın sonlarına kadar kadın sultanlara, başmaklık adı altında, Havas-ı Hümayun köylerinin tahsisini görmüyorsak da, bu yüzyılın sonuna ve XVII. yüzyıl başlarına ait kayıtlar, bu uygulamanın XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu şekilde tatbik edildiğini göstermektedir. III. Mehmed devrinde Valide Sultan'ın başmaklık haslarından Türkmen haslarının bütün örfî tekâliften her türlü serbest olup, muaf ve müsellem bulunduğu gibi, Valide Sultan'ın başmaklık haslarından Fırat üzerindeki Birecek iskelesine ait kayıtlara da (1011/1012) rastlanmaktadır (krş. Başbakanlık arşivi, İbnülemin tasnifi, Saray masalihi, nr. 1222, 1229, 1234, 1235).
Keza IV. Murad'a ait bir yazma kanunnâme (Kanunnâme-i Avni, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın hususi kütüphanesi), bu konuda “hassın bir kısmı dahi cihet-i levazımları için, bâzı sultanlara tayin olunan havasdır ki, anlara başmaklık dahi derler” diyerek, bu tür hasların sultanların erbâb-ı menâsıb gibi azil ve nasp kabul etmemelerinden, kayd-ı hayat şartı ile tasarruflarında bulunduğunu işaret etmektedir.
Havas-ı Hümayun köylerinden ayrılmak suretiyle sultanlara tahsis edilmesi gereken başmaklık haslarının, sonradan boşalan tımar ve zeametlerin de ilhak edilmesiyle, genişledikleri ve 20.000 akçeyi aştıkları görülmüş; fakat, XVII. yüzyıl ortalarına doğru, Sadrazam Bayram Paşa döneminde, bu tür sonradan sultanların başmaklıklarına ilhak edilen kılıç tımar ve zeametlerin yine müstahaklarına tevcih ve iadesi yoluna gidilmiştir (bk. Başbakanlık arşivi, 1042 senesine ait divan-ı hümayun tahvil kalemi defteri, nr. 308, tür. yer.; Muhimme defteri, nr. 90, s. 61, 73, 112, nr. 91, s. 118, 124).
Bununla birlikte bu tür suiistimallerin hanedandan olmayanlara da başka adlarla teşmil edildiği ve arpalık gibi gelişi-güzel tevcih olunduğu vakidir (krş. Koçi Bey, Risale 4, 9, 12; Cevdet Paşa, Tarih, İstanbul, 1309, I, 91-101). Başmaklık haslarının hanedanın kadın azalarına tahsis edildiği ve bu tabirin her zaman olmamakla beraber, bu anlamda kullanıldığı bilinse de, kadın sultanlardan hangilerine ne oranda ve ne miktarda tevcih yapıldığını gösteren ayrıntılı kayıtlara rastlanmamıştır.
Aksine XVII. yüzyıldan sonra başmaklık tabirinin kalktığı ve başmaklık hasları yerine sadece “hass” teriminin kullanıldığı görülmektedir. Esasen bundan sonra, gerek Valide Sultan'a gerek diğer sultanlara herhangi bir yerin mukataasından hass tayin edilmiş, fakat bunun başmaklık hassı olduğu kaydedilmemiştir. XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren bu mukataalar artık sultanların uhdesinde, "malikâne" olarak bırakılmıştır. XIX. yüzyıl başlarındaki ıslahat hareketlerinde ise tamamen maaşa çevrilmiştir.
Bibliyografya: Metinde zikredilenlerden başka bk. bir de Başvekâlet arşivi, îb-nülemin tasnifi, saray masalihi, nr. 152, 201, 207 ; Hassa kalemi defteri, nr. 47/3106, tür. yer.; 26/3085, s. 127 ; Haremeyn muhasebesi defteri, u/3308, tür. yer.; Cevdet tasnifi, saray, nr. 546, 780, 796, 897, 868, 992; Hüseyin Kâzim Kadri, Büyük türle lügati (İstanbul 1927 ), 610 v.d. Dozy, Dictionnaire detaille des noms des vStements ehez les Arabes, 42 r, v. dd.; Goldzieher, Muhammedanische Stadien s. 362, v.d.; Hammer, Des Osmanischen Rei-ehes Staatsverfassung and Staatsvertvaltung, II, 34,159; Zenker, Dict. Turco-Arabe-Persan ( Leipzig, 1866 ) ; Bianchi, Dictionnaire Tarc-Français ; Redhouse, Turkish and English Lexicon, 1921. ( M. TAYYİB GöKBİLGİN.)